Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

Vergistan web sitesinden faydalanmak üzere 13 yaşından gün almış bireyler, üyelik formunu eksiksiz doldurarak, Vergistan tarafından üyelikleri onaylanarak üye olabilirler. Üye adı üyeye özeldir. Aynı üye adı iki farklı üyeye verilemez.

Borcun ödenmemesi ve temerrüde düşülmesi (kefilin kusurlu tutulamayacak olması ve gecikme faizinin miktarının ödeme tarihlerindeki belirsizlik nedeniyle kefalet tarihinde tam olarak hesaplanamaması ve davacı tarafından bilinebileceğinin kabulüne olanak bulunmadığı) / kefilin sorumluluğu (borcun ödenmemesinden ve temerrüde düşülmesinden dolayı kefilin kusurlu tutulamayacak olması ve gecikme faizinin miktarının ödeme tarihlerindeki belirsizlik nedeniyle kefalet tarihinde tam olarak hesaplanamayacağı) / vergi asıllarından kaynaklanan borçtan sorumluluk (davacının kefil olduğu tarihe kadar beyan üzerine kesinleşmiş olan vergi asıllarından kaynaklanan borçlardan sorumlu tutulabileceği ve hesaplanan gecikme zamlarından ise sorumlu tutulamayacağı)

T.C.

DANIŞTAY

4. DAİRE

Esas No: 2008/1480

Karar No: 2010/3415

Tarihi: 31.5.2010

BORCUN ÖDENMEMESİ VE TEMERRÜDE DÜŞÜLMESİ (Kefilin Kusurlu Tutulamayacak Olması ve Gecikme Faizinin Miktarının Ödeme Tarihlerindeki Belirsizlik Nedeniyle Kefalet Tarihinde Tam Olarak Hesaplanamaması ve Davacı Tarafından Bilinebileceğinin Kabulüne Olanak Bulunmadığı)

KEFİLİN SORUMLULUĞU (Borcun Ödenmemesinden ve Temerrüde Düşülmesinden Dolayı Kefilin Kusurlu Tutulamayacak Olması ve Gecikme Faizinin Miktarının Ödeme Tarihlerindeki Belirsizlik Nedeniyle Kefalet Tarihinde Tam Olarak Hesaplanamayacağı)

VERGİ ASILLARINDAN KAYNAKLANAN BORÇTAN SORUMLULUK (Davacının Kefil Olduğu Tarihe Kadar Beyan Üzerine Kesinleşmiş Olan Vergi Asıllarından Kaynaklanan Borçlardan Sorumlu Tutulabileceği ve Hesaplanan Gecikme Zamlarından İse Sorumlu Tutulamayacağı)

818/m.483,484

ÖZET: Borcun ödenmemesinden ve temerrüde düşülmesinden dolayı kefilin kusurlu tutulamayacak olması, gecikme faizinin miktarının, ödeme tarihlerindeki belirsizlik nedeniyle kefalet tarihinde tam olarak hesaplanamaması ve davacı tarafından bilinebileceğinin kabulüne olanak bulunmaması nedeniyle, davacının kefil olduğu tarihe kadar beyan üzerine kesinleşmiş olan vergi asıllarından kaynaklanan borçlardan sorumlu tutulabileceği, hesaplanan gecikme zamlarından ise sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşıldığından bu ayrım dikkate alınmadan verilen mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

İstemin Özeti : Davacı adına, şahsi kefalet verdiği … şirketlerinin vergi borcunun tahsili için düzenlenip tebliğ edilen 16.5.2006 günlü ve 2002/2411, 3870,5904 ve 2004/2751 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır. İstanbul 5. Vergi Mahkemesi, 31.10.2007 günlü ve E:2007/434, K:2007/2639 sayılı kararıyla, … şirketlerinin muhtelif dönemlere ilişkin kesinleşen ve adı geçen şirketlerden tahsil imkanı kalmayan vergi borçları için davacı tarafından vergi dairesi müdürlüğüne, söz konusu borçların 31.12.2005 tarihine kadar ödenmemesi halinde borçlara kefil olduğuna dair Beşiktaş 11. Noterliğince düzenlenen 8.7.2007 tarihli ve 50262 numaralı taahhütname verildiği, vergi borçlarının ödenmemesi üzerine anılan taahhütnameye dayanılarak davacı adına ödeme emirleri düzenlenip tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “Dürüst Davranma” başlıklı 2 nci maddesinde, herkesin, haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı hükmüne yer verildiği, olayda,davacının hür iradesi ile noter huzurundaki verdiği imzası ile söz konusu vergi borçları için kefil olma iradesini ortaya koyduğu, davacının bu iradesinin sakatlığı yönünde bir iddia ve kanıt ortaya koyamadığı, ortada davacı tarafından taahhüt edilen ve davalı idarece kabul edilen bir kefalet bulunduğu dikkate alındığında davacı iddialarının, dürüstlük ilkelerine aykırı olduğu ve kamu alacağının tahsili engellemeye yönelik olduğu sonucuna varıldığından dava konusu ödeme emirlerinde yasaya aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Davacı, idarenin kendisine baskı yaptığını, miktar yazılı olmadığı için taahhütnamenin geçerli olmadığını, öncelikle borçlu şirketin takibi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

Tetkik Hakimi Hayrettin Korucu’nun Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Abdurrahman Gençbay’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR : Davacı adına, şahsi kefalet verdiği … şirketlerinin vergi borcunun tahsili için düzenlenip tebliğ edilen 16.5.2006 günlü ve 2002/2411, 3870,5904 ve 2004/2751 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 483 üncü maddesinde, kefalet, “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.”şeklinde tanımlanmış,484 üncü maddesinde, Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes’ul olacağı muayyen bir mikdar iraesine mütevakkıftır” hükmüne yer verilmiştir.

Bu düzenlemelere göre kefalet sözleşmesinde, kefil, bir başka şahsın yani asıl borçlunun alacaklısına karşı, asıl borcun ödenmesini değil, ödenmemesinden şahsen sorumlu olmayı taahhüt etmektedir. Kefilin borcu asıl borca bağımlı bir borç olup, ancak, yazılı şekilde yapıldığı ve sözleşmede kefilin kefalet ettiği sorumlu olunacak miktarın açıkça yazılı olduğu veya bu miktarın sözleşmeden anlaşılabildiği halde geçerli olacaktır. Yargıtay içtihatları ile de yerleşik hale gelmiş olan bu niteleme karşısında; sözleşmede kefalet miktarının açıkça yazılmadığı veya senetten böyle belirli bir miktarın anlaşılamadığı durumlarda kefalet sözleşmesinin geçerliliğinden söz etmek mümkün değildir. Bu durumun doğal sonucu olarak da kefilin, kefil olduğu miktarı bilmesi veya bilebilecek durumda olması zorunludur.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un şahsi kefalet başlıklı 11 inci maddesinde, “10 uncu maddeye göre teminat sağlıyamıyanlar muteber bir şahsı müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu gösterebilir. Şahsi kefalet tespit edilecek şartlara uygun olarak noterden tasdikli mukavele ile tesis olunur. Şahsi kefaleti ve gösterilen şahsı kabul edip etmemekte alacaklı tahsil dairesi muhtardır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, … şirketlerinin kendi beyanları üzerine kesinleşmiş olan vergi borçlarını ödememeleri üzerine bu şirketlerin gizli ortağı ve yöneticisi olduğu belirtilerek davacı adına uygulanan yurtdışına çıkış yasağı ve haciz işlemlerinin durdurulması amacıyla davacı tarafından, 8.7.2005 tarihinde Beşiktaş 11. Noterinde düzenlenen belge ile bu şirketlerin Maliye Bakanlığına olan bilcümle borçlarının 31.12.2005 tarihine kadar ödenmemesi halinde borçlara kefil olduğunun beyan, kabul ve taahhüt edildiği, bu beyanın davalı İdarece kefalet olarak kabul edildiği ve davacı hakkında yapılan icrai takiplerin durdurulduğu, ancak 31.12.2005 tarihine kadar borçların ödenmemesi üzerine gecikme zamlarıyla birlikte tahsili için davacı adına dava konusu ödeme emirlerinin düzenlenip tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

8.7.2005 günlü sözleşmede davacının kefil olduğu borçlar miktar olarak açıkça yazılmamışsa da, söz konusu şirketlerin Maliye Bakanlığı’na olan borçlarının beyan üzerine tahakkuk etmiş ve kesinleşmiş borçlar olmaları nedeniyle miktar olarak belirlenebilecek oldukları açık olup, davacının miktar yazılmaması nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğu yolundaki iddiaları yerinde bulunmamıştır. Ancak, borcun ödenmemesinden ve temerrüde düşülmesinden dolayı kefilin kusurlu tutulamayacak olması, gecikme faizinin miktarının ödeme tarihlerindeki belirsizlik nedeniyle kefalet tarihinde tam olarak hesaplanamaması ve davacı tarafından bilinebileceğinin kabulüne olanak bulunmaması nedeniyle, davacının kefil olduğu 8.7.2005 tarihine kadar beyan üzerine kesinleşmiş olan vergi asıllarından kaynaklanan borçlardan sorumlu tutulabileceği, hesaplanan gecikme zamlarından ise sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşıldığından bu ayrım dikkate alınmadan verilen Mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

SONUÇ : Bu nedenle, temyiz isteminin kabulüyle, İstanbul 5.Vergi Mahkemesinin 31.10.2007 günlü ve E:2007/434, K:2007/2639 sayılı kararının yukarıda belirtilen husus dikkate alınmak suretiyle yapılacak inceleme sonucuna göre yeniden karar verilmek üzere bozulmasına esasta ve gerekçede oyçokluğuyla, 31.05.2010 gününde karar verildi.

KARŞI OY :

X- Davacı adına, şahsi kefalet verdiği … şirketlerinin vergi borcunun tahsili için düzenlenip tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 483 üncü maddesinde, kefalet, “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmış, 484 üncü maddesinde, “Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes’ul olacağı muayyen bir mikdar iraesine mütevakkıftır” hükmüne yer verilmiştir.

Bu düzenlemelere göre kefalet sözleşmesi ancak, yazılı şekilde yapıldığı ve sözleşmede kefilin kefalet ettiği sorumlu olunacak miktarın açıkça yazılı olması halinde geçerli olacaktır. Aksi durumda ise kefalet sözleşmesinin geçerliliğinden söz etmek mümkün değildir. İncelenen dosyada davacı tarafından noterde düzenlenen belge ile adı geçen şirketlerin Maliye Bakanlığına olan bilcümle borçlarının 31.12.2005 tarihine kadar ödenmemesi halinde borçlara kefil olduğu beyan, kabul ve taahhüt edilmiş ise de davacının sorumlu olacağı miktarın açıkça yazılı olmaması nedeniyle bu belgenin kefalet sözleşmesi olarak kabulüne ve bu belgeye dayanılarak davacının ödeme emri ile takibine yasal olanak bulunmadığından aksi yöndeki Mahkeme kararının bu gerekçeyle bozulması gerektiği görüşüyle kararın gerekçesine karşıyım.

KARŞI OY :

XX- Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmediğinden temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşüyle karara karşıyım.

Cevap yaz

Güvenlik kodu Güvenlik kodunu güncellemek için resime tıklayın

Etiketler için bu HTML etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Yazar Hakkında

2017 Her hakkı saklıdır.