Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

Vergistan web sitesinden faydalanmak üzere 13 yaşından gün almış bireyler, üyelik formunu eksiksiz doldurarak, Vergistan tarafından üyelikleri onaylanarak üye olabilirler. Üye adı üyeye özeldir. Aynı üye adı iki farklı üyeye verilemez.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1996/1489

Karar No: 1997/3031

Tarihi: 22.09.1997

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: İthale konu otomobillerin gümrük vergisine esas normal kıymetinin tespitinde (NADA’nın Used Car Guide isimli cetvet gibi) ihracatçı ülke iç pazarında uygulanan fiyatları gösteren katalog ve cetvellere itibar edilemeyeceği hakkında.

… Giriş Gümrük Müdürlüğünde tescilli … tarih ve … sayılı beyanname muhteviyatı 1993 model Jeep Grand Cherokee Laredo marka otomobil için beyan edilen kıymetin düşük olduğundan bahisle yükümlü şirket adına yapılan ek tahakkuku; 1615 sayılı Kanunun 65’inci maddesi ile Gümrük Yönetmeliğinin 243/C maddesinden bahisle, gümrük vergisine esas kıymetin FOB ihraç kıymeti olduğu, olayda, NADA cetveli esas alınmak suretiyle ek tahakkuk yapıldığı anlaşılmaktaysa da, söz konusu cetvelde yer alan fiyatların FOB turist kıymetleri yansıtması karşısında ek tahakkukta isabet görülmediği gerekçesiyle terkin eden İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 29.01.1996 gün ve 1996/178 sayılı kararının; NADA cetveline göre yapılan ek tahakkukun yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Uyuşmazlık, yükümlü şirket tarafından ithal edilen 1993 model Jeep Grand Cherokee Laredo marka otomobilin gümrük vergisine esas kıymetinin tespitine ilişkin bulunmaktadır.

1615 sayılı Gümrük Kanununun “Eşyanın Kıymeti” başlığını taşıyan ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 65’inci maddesinin 1’inci fıkrasında; “İthal eşyasının gümrük vergisine esas olan kıymeti, gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki normal fiyatıdır.” denilmiş, 2’nci fıkrasında; “Normal fiyat, birbirinden müstakil bir alıcı ile bir satıcının tam ve serbest rekabet şartları içinde uyuştuğu farz olunan fiyattır.

Bu fiyat tespit olunurken;

a) Eşyanın alıcıya Türkiye’de giriş liman veya mahallinde teslim edildiği,

b) Eşyanın satışına ve Türkiye’de giriş liman veya mahallinde teslimine müteallik bütün masrafların satıcıya ait bulunduğu, dolayısıyla normal fiyata dahil olduğu,

c) Türkiye’de ödenmesi gereken vergi ve resimlerin alıcıya ait olduğu dolayısıyla normal fiyata dahil bulunmadığı farz olunur.” denilmek suretiyle ithal eşyasının gümrük vergisine esas kıymeti olan “normal fiyatın” tanımı yapılmıştır.

Otomobil ithalatları ile ilgili olarak yapılan ek tahakkuklar nedeniyle, dairemize intikal eden uyuşmazlıklara ilişkin dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerden, söz konusu otomobillerin FOB turist ve FOB ihraç fiyatı olmak üzere iki değişik fiyattan satıldığı tespit edilmiş, mükellef tarafından verilen dilekçelerde bu husus vurgulanmıştır.

Bu duruma göre, FOB turist ve FOB ihraç kıymeti kavramlarının tanımlanması ve hangi kıymet ölçütünün vergilemede esas alınacağının tespiti, uyuşmazlığın çözümü bakımından önem taşımaktadır.

Benzer uyuşmazlıklara ilişkin dosyalarda yer alan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, FOB turist kıymetin, ihraç ülkesinde oluşan ve gerek ihracatçı ülkede yerleşik, gerekse yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere uygulanan perakende satış fiyatı olduğu, bir kısım dahili vergileri ihtiva ettiği, ihraç halinde katma değer vergisinin mükellefine iade edildiği; FOB ihraç kıymetinin ise, üretici firmalar tarafından tüm mümessillere uygulanan fabrika çıkış fiyatını ifade ettiği, herhangi bir dahili vergiyi içermediği, dolayısıyla ticari satışlarda uygulanan fiyatı yansıttığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Yukarıda yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, FOB turist kıymeti, ihracatçı ülke iç piyasasında oluşan perakende satış fiyatları, FOB ihraç kıymeti ise, ihracatçı firma tarafından, ticari amaçlı araç alan gerçek ve tüzel kişilere uygulanan ve ihracatçı ülke ihracat rejiminin sağladığı olanaklardan (veya avantajlardan) faydalanılarak belirlenen fiyatları temsil etmektedir.

1615 sayılı Gümrük Kanununun olay tarihinde yürürlükte bulunan 65’inci maddesindeki tanıma göre, normal fiyat, gerçekleşmiş bir fiyat değil, tam ve serbest rekabet şartları altında teşekkül etmesi öngörülen nazari bir fiyattır. Bu açıklamalar karşısında ihracatçı iç piyasasında oluşan perakende (FOB turist) fiyatı, (menşe) ülkenin normal fiyat kavramı içerisinde düşünmek mümkün değildir. Bu itibarla, gümrük vergisine esas kıymetin tespitinde menşe ülkede oluşan ve tüm alıcılara uygulanan FOB ihraç fiyatın dikkate alınması gerekmektedir. Aksine bir uygulamanın, ithal edilen aynı nitelik ve standarttaki eşyaların, ihraç ülkelerinde farklı koşullara göre oluşan değişik fiyatlar esas alınarak vergilendirilmesi gibi, 1615 sayılı Kanunun 65’inci maddesiyle öngörülen amaca ters sonuçlar doğuracağı önemle düşünülmesi gereken bir husustur.

Olayda, yükümlü şirketçe beyan edilen kıymetin düşük görülmesi üzerine, NADA’nın Used Car Guide (Kullanılmış Araba Rehberi) isimli cetveli esas alınarak ek tahakkuk yapılmışsa da, dairemizin … sayılı dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, söz konusu cetvelde yer alan fiyatların Amerika Birleşik Devletlerinde uygulanan ve satıcılar tarafından istenilebilek tahmini perakende satış fiyatlarını yansıttığının anlaşılması karşısında, gümrük vergisine esas FOB ihraç kıymetini yansıtmayan söz konusu fiyat esas alınarak yapılan ek tahakkukta isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddine, mahkeme kararının onanmasına, karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1990/3237

Karar No: 1993/4696

Tarihi: 15.11.1993

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

213 s. VUK/161, 168

ÖZETİ: Tasfiye edilen şirket unvanının ticaret sicilinden daha sonra silinecek olması, faaliyetin devamına delil sayılamayacağı hakkında.

1988 Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık dönemleri için takdir komisyonunca takdir edilen matrah üzerinden yükümlü şirket adına salınan katma değer vergisi ve dahili tevkifat ile kesilen kaçakçılık ve birinci derece usulsüzlük cezalarını; yükümlü şirketin faaliyetinin 15.09.1986 tarihinde durdurulduğu ve şirketin tasfiye edildiği, tasfiyesinin vergi dairesine bildirildiği ve bu durumun idarece saptandığı, şirketin, tasfiyenin sona erdiği tarihten sonra da faaliyette bulunduğuna ilişkin idarece yapılmış herhangi bir tesbitin bulunmadığı, ayrıca şirketin herhangi bir faaliyetinin bulunmadığı hususunZun taraflar arasında ihtilafsız olduğu, yoklama fişinin de bu durumu doğruladığı, tasfiye edildiği çekişmesiz olan yükümlü şirketin ünvanının ticaret sicilinden daha sonra silinecek olmasının faaliyetinin devamının delil sayılmayacağı, bu durumda Karaduman Limited Şirketine devredildiği günde yükümlü şirketin tasfiyesine gidildiği ve kollektif şirketin dağıtıldığının kabulü gerektiğinden, şirketin hukuki varlığının devam ettiğinden söz edilemiyeceği, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 161. maddesi ile 168. maddenin 1.bendinden bahisle, işe başlamayı bildirmek hariç olmak üzere, Vergi Usul Kanununda yazılı bildirmelerin zamanında yapılmamasının cezasının anılan Kanunun 352. maddesinin II-4 bendinde II.derece usulsüzlük olarak açıklandığı gerekçesiyle terkin eden İçel 2.Vergi Mahkemesinin 19.03.1990 gün ve 1990/81 sayılı kararının, Vergi Usul Kanununun 161 ve 162. maddelerinden bahisle, tasfiye ve iflas hallerinde mükellefiyetinin, vergi ile ilgili muamelelerin tamamen sona ermesine kadar devam edeceği, yükümlü şirketçe tasfiye halinin sonuçlandığına ilişkin bir kararın dairelerine ibraz edilmediği gibi, uyuşmazlık konusu dönemlere ilişkin katma değer vergisi beyannameleri de verilmediğinden takdir komisyonunca takdir edilen matrah üzerinden salınan katma değer vergisi ve dahili tevkifat ile kesilen kaçakçılık ve I derece usulsüzlük cezalarının yerinde olduğu, şirketin tasfiyeye girdiği tarihi işi terk tarihi kabul etmenin mümkün olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/2247

Karar No: 1991/2526

Tarihi: 10.10.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

2577 s. İYUK/7

7201 s. TebligatK/21

ÖZETİ: Usulüne uygun olarak yapılan tebligat üzerine süresinde yenileme dilekçesi vermeyen yükümlünün davasının mahkemece süreaşımı yönünden reddedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı hakkında.

Dilekçenin reddi üzerine yeniden açılan davayı; dilekçe ret kararının davacıya 27.01.1989 tarihinde tebliğ edilmesine karşın otuz günlük süre geçirildikten sonra davanın 3.03.1989 tarhiinde açıldığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden reddeden Balıkesir Vergi Mahkemesinin 9.03.1989 gün ve 1989/159 sayılı kararının; ikametgahı belli olduğu halde kapalı olan işyerine tebligat yapılmasının usulsüz olduğu, keyfiyetin en yakın komşusuna bildirilmediği, muhtarın 27.01.1989 tarihinde teslim aldığı evrakı, 6.02.1989 tarihinde teslim ettiği ve olayı bu tarihte öğrenerek 3.03.1989 tarihinde, süresinde dava açtığını ileri sürerek bozulmasını istemektedir.

Tebligat Kanununun 21. maddesinde, kendisine tebliğ yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederlerse, tebliğ memurunun tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azalarından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim edeceği ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşulardan birine bildireceği ve ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihin tebliğ tarihi sayılacağının belirtildiği, Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin son fıkrasındada, muhatap veya onun yerine tebligat yapılacak kimseler, a adreste bulundukları halde tebliğin yapılacağı sırada orada mevcut değillerse 30. maddeye göre muamele yapılacağı, 30. maddede ise, 28. maddenin son fıkrasında zikredilen ahvalde tebliğ memurunun tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclis azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim edeceği, tebliğ memurunun Tüzüğe ekli 2 numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi, gösterilen adresteki kapıya yapıştıracağı, durumu muhataba duyurmasını, mümkünse en yakın komşulardan birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildireceği, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihin tebliğ tarihi sayılacağı açıklanmıştır.

İncelenen dosyadan, davacının gösterilen adreste bulunmaması nedeniyle

Tebligat Kanununun 21. maddesi uyarınca, ihbarname kapıya 27.01.1989 günü yapıştırılmak ve tebliğ olunacak evrak o yerin muhtarına teslim edilmek suretiyle tebligat yapıldığı ve bu hususun tebliğ mazbatasında “muhatabın adresinde kimse bulunmadığından Tebligat Kanununun 21. maddesi gereğince ihbarname kapıya yapıştırıldı ve durum en yakın komşuya bildirildi” şeklinde belirtildiği anlaşılmakta olduğundan, aksi yöndeki yükümlü iddialarına itibar etmek mümkün değildir. Dolayısıyla üsülüne uygun olarak yapılan tebligat üzerine süresinde yenileme dilekçesi vermeyen yükümlü davasının mahkemece süreden reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddine, mahkeme kararının sonuç itibariyle onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1987/3643

Karar No: 1991/280

Tarihi: 31.01.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

213 s. VUK/351

ÖZETİ: Tasfiye halindeki şirket adına, katma değer vergisi beyannamesi vermediğinden bahisle usulsüzlük cezası kesilemeyeceği hakkında.

Uyuşmazlık; yükümlü şirket adına Aralık-1985, Ocak 1986 aylarına ait katma değer vergisi beyannamelerinin verilmediğinden bahisle kesilen usulsüzlük cezasını; uyuşmazlığın 1978 yılından beri gayrifaal olan ve tasfiye halindeki şirketin katma değer vergisi beyannamesi verip vermeyeceği hususuna ilişkin olduğu, şirketin gayrifaal olması nedeniyle 31.08.1977 tarihi itibariyle İzmir Ticaret Odasınca kaydının silindiği, bu tarihten itibaren faaliyetini sürdürdüğü yolunda idarece yapılmış bir tesbitin bulunmadığı, şirketin tasfiye halinde olduğunun anlaşıldığı, herne kadar 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 40/3. maddesinde herhangi bir vergilendirme döneminde vergiye tabi işlemleri bulunmayan mükelleflerin de beyanname vermek mecburiyetinde oldukları hükme bağlanmış ise de, bu hüküm ile ticari, sınai veya mesleki faaliyetini sürdürmekle beraber herhangi bir vergilendirme döneminde vergiye tabi işlemi bulunmayan mükellefleri hedeflediğinin kuşkusuz olduğu, bu nedenle 1977 yılından beri gayrifaal olan ve tasfiye halinde bulunan yükümlü şirketin beyanname vermediği nedeniyle usulsüzlük cezası kesilmesin de isabet bulunmadığı gerekçesiyle terkin eden Vergi Mahkemesi kararının; bozulması isteminden ibarettir.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1987/1444

Karar No: 1990/962

Tarihi: 13.04.1990

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Tahakkuka yapılan itirazın işlemi yapan gümrük müdürlüğünce süre yönünden reddi üzerine, dosyanın sırasıyla kanun ve yönetmelikte belirtilen idari makamlara gönderilip alınacak red cevabının tebliği üzerine dava açılabileceği hakkında.

Uyuşmazlık; Gümrük Müdürlüğünce tescil edilen giriş beyannamesi kapsamı eşya nedeniyle tahakkuk ettirilen ek gümrük vergi ve resimlerine karşı yapılan itirazı 1615 sayılı Kanunun 79. maddesi uyarınca süre aşımı nedeniyle reddeden Esenboğa Kargo Gümrük Müdürlüğü işleminin iptali ile tahakkuk ettirilen ek vergilerin kaldırılması istemiyle açılan davada; “1615 sayılı Gümrük Kanununun 78. maddesinde itiraz sebeplerinin, 79. ve 80. maddelerde tahakkukun tebliğ ve itiraz süresiyle itiraz mercilerinin tayin edildiği, aynı Kanununun 81. maddesi ile bu kanuna bağlı olarak çıkarılan gümrük yönetmeliğinin 408. ve 409. maddelerinde ise; vergi tahakkuklarına itirazların nasıl yapılacağı, itiraz mercileri ve itirazın incelenmesiyle ilgili hususlara yer verilerek bu itirazların sırasıyla Gümrük Müdürlükleri, Gümrükler Başmüdürlükleri, Gümrükler Genel Müdürlüğünce incelendikten sonra Vergi Mahkemesinde dava açılabileceği hükmünün yer aldığı, olayda tahakkuka yapılan itirazın, işlemi yapan Esenboğa Gümrük Müdürlüğünce süre yönünden reddi üzerine, dosyanın sırasıyla kanun ve yönetmelikte belirtilen idari makamlara gönderilip alınacak red cevabının tebliği üzerine dava açılabileceği” gerekçesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-e bendi uyarınca dosyanın Maliye ve Gümrük Bakanlığına gönderilmesine karar veren Vergi Mahkemesi kararının bozulması isteminden ibarettir.

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın ıozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1992/7861

Karar No: 1995/5576

Tarihi: 21.12.1995

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

743 s.MülgaTMK/687

213 s. VUK/19

ÖZETİ: 8 seri nolu taşıt alım vergisi genel tebliğinin yasaya aykırı olmadığı ve satış sırasında ödenen taşıt alım vergisinin satışın iptal edilmesi durumunda iade edilemeyeceği hakkında.

Davacı tarafından Maliye Bakanlığı Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Müdürlüğünün düzenlediği açık artırmadan satın alınan taşıtın sonradan geri verilmesi üzerine, teslim sırasında ödenen taşıt alım vergisi ve ek taşıt alım vergisinin yasal faiziyle iadesi isteminin reddine ilişkin İzmir Taşıtlar Vergi Dairesi Müdürlüğünün 15.05.1992 gün ve TAV-92/7.01.3/6276 sayılı işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 8 seri nolu Taşıt Alım Vergisi Genel Tebliğinin 6. maddesinin; davalı idarenin düzenlediği açık artırmadan 1983 model olarak satın alınan aracın, teslim alındıktan sonra 1981 model olduğunun görüldüğü ve hemen iade edilerek satışın iptal edildiği, bu durumda aracın teslim alınması sırasında tahsil edilen verginin yasal faiziyle birlikte iade edilmesi gerektiği, öte yandan idarenin hatası sonucu satış iptal edildiğinden dayanaksız kalan vergilerin iade edilemeyeceğine ilişkin hükmün hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptalleri istenilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 19. maddesine göre; vergi, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar.

1318 sayılı Finansman Kanununun, taşıt alım vergisine ilişkin, olay tarihinde yürürlükte bulunan 26.11.1980 gün ve 2346 sayılı Kanunla değişik 1. maddesinde, bu kanunun 4, 5 ve 6. maddelerinde yazılı taşıtların her ne şekilde olursa olsun iktisap edilmesi, yurt dışında iktisap edilerek Türkiye’ye ithal edilmesi, vekaletname ile tasarruf hakkının devrolunması, taşıt alım vergisine tabi tutulmuştur. Yani, kanunun bu hükmüne göre, taşıt alım vergisinde vergiyi doğuran olay; taşıtın iktisabı, ithali, tasarruf hakkının devri ile meydana gelmektedir. İktisap ise; Medeni Kanunun 687. maddesinde; “menkulde mülkiyetin intikali için teslim lazımdır…” şeklinde tanımlanmıştır.

Menkul bir mal olan taşıtın iktisap edilebilmesi için, önce taşıt alım vergisine ait onaylı beyannamenin vergi dairesine verilmesi, verginin ödenmesi ve sonra satışla ilgili faturanın düzenlenmesi ve en son olarak taşıtın bir menkul olması nedeniyle, Medeni Kanunun 687. maddesi hükmü uyarınca alıcısına teslim edilmesi gerekmektedir. İktisap işlemi, taşıtın teslimi ile tamamlanmış olur. Araç, alıcısına teslim edilmediği sürece taşıtın iktisap işlemi tekemmül etmiş, dolayısıyla vergiyi doğuran olay meydana gelmiş sayılamaz.

Dosyanın incelenmesinden Maliye Bakanlığı Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Müdürlüğünün 4.02.1992 tarihinde düzenlediği açık artırmadan 1983 model Honda marka Accord tipi olarak satın alınan aracın, teslim alındıktan sonra, model yılının 1981 olduğunun görülmesi üzerine, 17.04.1992 tarihinde iade dildiği ve satışın, satış şartnamesinin 17/2. maddesi hükmü gereğince iptal edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, aracın davacıya 4.02.1992 tarihinde teslimi hukuki sonuç doğurmuş, yani iktisap gerçekleşmiş ve vergiyi doğuran olay meydana gelmiştir.

Satış işleminin sonradan iptal edilmesinin, vergiyi doğuran olayın, dolayısı ile doğan verginin kaldırılması sonucunu yaratmayacağı açıktır.

Hal böyle olunca, ödenen verginin davacıya düzeltme ve şikayet yoluyla geri verilmesi olanağı yoktur.

Öte yandan, 8 seri nolu Tebliğin davacı tarafından iptali istenilen 6. maddesinde “taşıt alım vergisinin yukarıda belirtilen vergi dairelerince veya mal müdürlüklerince tahsil edilmesinden ve ithal, devir, iktisap işlemlerinin tamamlanmasından sonra, her ne şekilde olursa olsun ithal, devir ve iktisap işleminden vazgeçildiği veya işlemin feshedildiği gerekçesiyle verginin iadesine kanunen imkan bulunmadığı” belirtilmiştir. Bu maddeyle, kanunun vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesinden önce verginin ödenmesini öngören düzenlemesi nedeniyle, teslimden sonra taşıt aracı alımından vazgeçilmesi halinde tahsil edilen verginin iade edilemeyeceği öngörülürken, teslimden önce taşıt alımından vazgeçilmesi halinde iktisabın gerçekleşmediği göz önüne alınmış ve tahsil edilen verginin iadesine ilişkin kurallar getirilmiştir.

Yasaların uygulanmasını göstermek için çıkartılan tebliğ, tüzük ve yönetmeliklerin dayandıkları yasalara aykırı düzenlemeler taşıyamayacakları idare hukuku ilkelerindendir. 8 seri nolu Tebliğin dava konusu edilen ve içeriği yukarıda açıklanan 6. maddesi hükmüise, her ne şekilde olursa olsun aracın iktisap edilmesi halinin taşıt alım vergisine tabi olduğunu öngören 1318 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin ne şekilde uygulanacağını göstermeye yönelik olup, söz konusu kanun hükümlerine aykırı hükümleri içermemektedir. Zira, 1318 sayılı Kanunun 1. maddesinde, vergiyi doğuran olay taşıtın iktisabına bağlanmış, vergiyi doğuran olayın meydana gelmesinden sonra taşıtın geri verilmesi halinde tahsil edilen verginin iade edileceğine ilişkin bir düzenleme, anılan kanunda yer almamıştır.

Sonuç olarak, taşıt alım vergisini doğuran olay, teslim gerçekleştiği zaman meydana gelmiş olduğundan, davacı hakkında tesis edilen işlemde isabetsizlik bulunmadığı gibi, davalı Bakanlıkça çıkarılan ve iptali istenilen genel tebliğin ilgili maddesinde de, 1318 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine bir aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/3934

Karar No: 1993/1330

Tarihi: 08.04.1993

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: İthali yapıldıktan sonra özelliklerine uygun çıkmayan eşyanın 2 aylık süre içerisinde yazılı bildirim yapılmadan ve ambara teslim edilmeden yurt dışına çıkarılması halinde ödenmiş gümrük vergilerinin iade edilemeyeceği hakkında.

İstanbul Giriş Gümrük Müdürlüğünde tescil edilen gümrük giriş beyannamesiyle ithal olunan eşyadan dolayı tahsil edilen gümrük vergi ve resimlerinin, daha önce beyannamelerle ithali yapılan eşyanın 58.100 İsviçre Frangı tutarındaki bölümünün evsafa uygun çıkmaması nedeniyle aynı evsaf, miktar ve kıymetteki malla değiştirilmek üzere mahrecine iade edilmesini takiben, sipariş evsaf ve kalitesindeki eşyanın gönderilmesi üzerine ithalat gerçekleşmemiş olmakla mükerrer tahsil edildiği öne sürülerek iadesi yolundaki başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın; 1615 sayılı Gümrük Kanununun 85. maddesinin 2-a fıkrasında eşyanın satış akdi hükümlerine aykırı çıkmasından dolayı veya imha edilmek istenmesi halinde, keyfiyet giriş işlemini yapmış olan gümrüğe önceden yazı ile bildirilmek ve yapılacak muayanede yurda sokulan eşya olduğu bu gümrükçe anlaşılmak ve memleketten tekrar çıkarılmasından itibaren en geç 6 ay içinde yabancı bir memleket gümnük hattından geçtiği tevsik edilmek veya gümrük idaresinin izin ve gözetimi altında imha edilmek şartıyla alınmış vergilerin geri verileceği, bu isteklerin, eşyanın gümrükten çekilmesinden itibaren iki ay içnide yapılması ve bu süre içinde eşyanın gümrüğe teslim edilmesi ve varsa para cezasının ödenmiş olması gerektiği hususlarının hüküm altına alındığı, olayda, olayda gümrük giriş beyannamesi ile ithali yapılan ve evsafına uygun çıkmayan eşya yükümlünün anılan Kanunda belirtilen 2 aylık süre içerisinden giriş işlemini yapmış olan gümrüğe öncedan yazı ile bildirilmeden ve ambara teslim edilmeden yurt dışına çıkarıldığından ödenmiş vergilerin iade edilemeyeceği gerekçesiyle reddine ilişkin Ankara 3.Vergi Mahkemesinin 22.05.1989 gün ve 1989/351 sayılı kararının; 1615 sayılı Gümrük Kanununun 85/2-a maddesinin olayla ilgisinin bulunmadığı, iki aylık süre içinde İthalat Genel Müdürlüğüne başvurdukları, mükerrer vergi tahsil edildiği ve yapılan işlemin Gümrük Kanununun 132. maddesi ile Gümrük Yönetmeliğinin 970. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1987/4008

Karar No: 1991/2558

Tarihi: 10.10.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Bedelsiz ithal yoluyla ithal edilen tır çekicisinin kıymetinin bakanlıkça yayımlanan genelgede mevcut olması nedeniyle, bu genelgedeki esaslara göre kıymet saptanması gerektiği hakkında.

Gümrük Müdürlüğünce tescil edilen tahakkuk kağıdı kapsamı 1978 model Man marka çekicinin ithali nedeniyle yükümlü adına ek olarak tahakkuk ettirilen gümrük vergi ve resimlerinin kaldırılması istemiyle açılan davanın; 1615 sayılı Kanunun 65. maddesinin 1. fıkrasında ithal eşyasının gümrük vergisine esas olan kıymetinin gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki normal fiyatı olduğunun belirtildiği, 2. fıkrasında normal fiyatın birbirinden müstakil bir alıcı ile satıcının tam ve serbest rekabet şartları içinde uyuştuğu farz olunan fiyat olduğu tanımının yapıldığı, burada getirilen ilkenin ithal edilen eşyanın gümrük vergisine esas olan kıymetinin beyannamenin tescil edildiği tarihteki normal fiyatı olduğu, Bakanlıkça yürürlüğe konulan genelgede belirtilen liste fiyatının ticaret müşavirlikleri kanalı ile menşe ülke firmaları nezdinde yapılan inceleme ve araştırma sonucu tesbit edilmiş olması nedeniyle liste fiyatı esas alınarak yapılan ek tahakkukta kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddi yolundaki Ankara 1.Vergi Mahkemesinin 3.06.1987 günlü, 1987/429 sayılı kararının; ithal eşyası için idarece yapılan araştırmada fiyatın Türkiye Mümessilinden sorulduğu, belirlenen fiyat üzerinden gümrük vergisi tahakkuk ettirilerek tahsil edildiği, Gümrükler Genel Müdürlüğünün 10.06.1985 tarih ve 6572 sayılı yazısında 193 sayılı Genelge esasları dahilinde kıymet araştırması yapılarak ithali gerçekleştirilmiş bulunan vasıtalara listedeki fiyatların uygulanmayacağının belirtildiği, dava konusu vasıtanın bu yazıdan önce ithal edildiği, bu nedenle ek tahakkukta isabet bulunmadığı öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

Gümrükler Genel Müdürlüğünce çıkarılan 1978/193 sayılı genelgede, bedelsiz ithal yoluyla yurda getirilen nakil vasıtalarının FOB kıymetleri ve amortisman nisbetleri belirlenmiştir. Buna göre, kıymeti Bakanlıkça tesbit edilerek genelgelerde yayımlanmış veya ilgili gümrüğe yazılı bildirimde bulunulmuş eşya için bu kıymetlerin esas alınması, kıymeti Bakanlık genelgelerinde bulunmayan veya genelgesi yayınlanmamış olanlar için Türkiye Mümessili (distribütör veya acentası) ndan sorulması, bu şekilde tesbit edilenle ithalatçı tarafından ibraz edilen faturadaki kıymetten hangisi yüksekse onun kıymetinin vergiye esas kıymet olarak alınması, eski model bu kabil eşyadan ilk yıl için %20, müteakip yıllar için %15 nisbetinde yıpranma payı düşülmek suretiyle 9 yaşa kadar (9 yaş dahil) uygulamaya dahil edilmesi ve 9 yaşından daha eski modeller için ise tesbit edilen FOB yeni kıymetinin %15’nin vergi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki FOB kıymet olarak alınması gerekmektedir.

Olayda tahakkuk kağıdı ile bedelsiz ithal yoluyla ithal edilen 1978 model, Man marka tır çıkicinin kıymetinin Bakanlıkça yayımlanan genelgede mevcut olması nedeniyle Gümrük Kanunu ve Yönetmeliği ve yukarıda açıklanan genelgede belirlenen esaslara göre kıymeti saptanarak ek tahakkuk yapıldığı anlaşıldığından tesis edilen işlemde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1990/6318

Karar No: 1991/1620

Tarihi: 14.05.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

2577 s. İYUK/14, 28

ÖZETİ: Mahkeme kararına göre düzenlenen ihbarnamelerin yükümlüye bildirim amacı taşıdıklarından dava konusu edilemeyeceği hakkında.

Uyuşmazlık; Danıştay 7.Dairesi kararı üzerine tanzim ve tebliğ edilen ihbarnameler ile istenen kusur cezalı Katma Değer Vergisinin terkini istemiyle açılan davayı; Danıştay kararı üzerine 2577 sayılı Kanunun 28/5. maddesine göre vergi dairesince ihtilaf konusu ihbarnamelerin tanzim ve tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, anılan hüküm uyarınca niteliğinde bir işlem olmayıp Mahkeme kararı üzerine yasal hükme istinaden verilen karara göre tesbit edilen vergi ve ceza miktarının yükümlüye bildirilmesinden ibaret olduğu ve bu niteliği ile tekrar idari dava konusu olabilecek bir işlem oluşturmadığı, dolayısıyla olayda 2577 sayılı Kanunun 14. maddesinin (d) bendine göre idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasanın 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca reddeden Vergi Mahkemesi kararının; bozulması isteminden ibarettir.Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/2375

Karar No: 1991/2518

Tarihi: 10.10.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

213 s. VUK/13

ÖZETİ: Mücbir sebeplerin vergi ödevlerinin yerine getirilmesine ilişkin ödemeleri keseceği, dava açma hali, vergi ödevi sayılmadığından, bu kapsamda sayılmayacağı hakkında.

Mart 1986 dönemi için salınan kaçakçılık cezalı katma değer vergisinde uzlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanağın yükümlü kurum vekiline 20.03.1989 tarihinde tebliğ edilmesine karşılık, 5.04.1989 tarihinde açılan davayı; 213 sayılı Vergi Usul Kanununa ek 7. maddede, uzlaşmanın vaki olmaması halinde mükellef veya ceza muhatabının, tarh edilen vergiye veya kesilen cezaya, uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağın kendisine tebliğinden itibaren genel hükümler dairesinde ve yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açabileceği, bu takdirde, dava açma müddeti bitmiş veya 15 günden az kalmış ise bu müddetin tutanağın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün olarak uzayacağının açıklandığı, bu hüküm uyarınca, uzlaşma tutanağının tebliğ edildiği 20.03.1989 tarihinden itibaren 15 gün içinde engeç 4.04.1989 günü çalışma saatinin bitimine kadar davanın açılması gerekirken bu süre geçirildikten sonra 5.04.1989 günü mahkemelerinin kaydına giren dilekçeyle açılan davanın süresinde olmadığının anlaşıldığı, herne kadar yükümlü vekili, rahatsızlığı nedeniyle verilen raporun bittiği 5.04.1989 tarihinde davayı açabildiğini, ortada mücbir sebep bulunduğunu, yükümlülere tanınan mücbir sebep hallerinin vekillere de tanınması icap ettiğini, ileri sürmekte ise de, Vergi Usul Kanununun 13. maddesinde sayılan mücbir sebeplerin vergi ödevlerinin yerine getirilmesine ilişkin süreleri keseceği, (dava açma) halinin ise madde kapsamına girmediği gerekçesiyle süre aşımı yönünden reddeden İzimir 3.Vergi Mahkemesinin 11.04.1989 gün ve 1989/210 sayılı kararının; olayda hastalık nedeniyle mücbir sebep bulunduğu, vergi ödevinin başlamasından bitimine değin devam eden işlemler, dava açma dahil, vergi ödevinin yerine getirilmesi cümlesinden faaliyetler olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1998/458

Karar No: 1999/743

Tarihi: 24.02.1999

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

213 s. VUK/112

6183 s. AATUHK/51

Temyiz İsteminde Bulunan: T.C. Ziraat Bankası İstanbul Bölgesi Dış Muameleler Şubesi

Vekili: Av. …………

Karşı Taraf: Maliye Bakanlığı

İsteğin Özeti: Davacı banka tarafından müşterisi bir firmaya verilen garanti mektubu sebebiyle tahsil edilen damga vergisi ile banka ve sigorta muameleleri vergisinin iadesi istemiyle, şikayet yoluyla yapılan başvurunun reddi yolundaki işlemin iptali ile tahsil edilen verginin yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle açılan davada; 17.09./1987 tarih ve 19577 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 87/12067 sayılı Bakanlar Kurulu kararında, uluslar arası kurumlardan, yabancı ülkelerin kredi kuruluşlarından ve sair her türlü dış kaynaklardan, doğrudan doğruya veya Türkiye’de faaliyet gösteren bankalar vasıtasıyla temin edilen dış kredilerin alınması sırasında ilk defa düzenlenen kağıtlar ile bu kredilerin söz konusu kuruluşlara geri ödenmesi dolayısıyla düzenlenen kağıtların damga vergisinin (0) olarak uygulanacağının öngörüldüğü; kararda belirtilen “ilk defa düzenlenen kağıtlar” ın, kredinin alınması için zorunlu olarak düzenlenen kağıtlar olduğunun kabulü gerektiği; olayda, davacı banka tarafından yabancı kaynaklı kredi kullanan şirkete verilen garanti mektubunun (0) oranda damga vergisine tabi olması nedeniyle, ortada, tahsili gereken bir damga vergisi ile banka ve sigorta muameleleri vergisinin bulunmadığı; ancak, 3095 sayılı Yasa hükümlerinin, özel hukuk ilişkilerinden doğan işlemler için uygulanması nedeniyle, uyuşmazlık konusu kamu alacağı niteliğindeki vergiler için yasal faize hükmedilemeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüyle, şikayet yoluyla yapılan başvurunun reddine ait işlemin iptali; davanın yasal faiz istemi yönünden ise reddi yolundaki İstanbul 9. Vergi Mahkemesinin 24.11.1997 günlü, E:1997/78, K:1997/1208 sayılı kararının hüküm fıkrasının faize ait kısmının; para ticareti ile uğraşan bankalarının haksız yere ödemek zorunda kaldığı damga vergisi ile banka ve sigorta muameleleri vergisinin iadesine hükmedilmesi başka bir yasal faize de hükmedilmesinin ekonomik icapların bir gereği olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Selman Aydın’ın Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerine uymadığından, temyiz istemi reddedilerek kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Hayati Biçken’in Düşüncesi: İleri sürülen bozma nedenleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. numaralı bendinde ön görülen sebeplerden hiçbirisine girmediğinden, temyiz isteğinin reddi ile hukuka ve usul hükümlerine uygun bulunan vergi mahkemesi kararının onanması gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dayandığı hukuki ve yasal nedenlerle, gerekçesi yukarda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve sebeplerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak halde bulunmadığından, temyiz isteminin reddine; kararın onanmasına, hüküm altına alınan tutar üzerinden binde 4,8 oranında ve 2.790.000 (ikimilyonyyediyüzdoksanbin) liradan az olmak üzere hesaplanacak nispi karar harcından, mahkemece karar bağlanan harcın mahsubundan sonra kaman harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına, 24.02.1999 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

AYRIŞIK OY

Dosyada, davacı bankadan tahsil edilen banka ve sigorta muameleleri vergisi ile damga vergisinin iadesi istemiyle, şikayet yoluyla yapılan başvurunun reddine ait işlemin iptali ile, tahsil edilen damga vergisi ve banka ve sigorta muameleleri vergisinin faizi ile birlikte geri verilmesi istemiyle açılan davanın; faiz istemine ait kısmını reddeden vergi mahkemesi kararının bu hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.

Vergi Mahkemesi kararının, temyiz isteminde bulunan tarafından temyize konu edilen hüküm fıkrası, haksız yere tahsil edilen verginin yasal faiziyle birlikte iadesini öğrenen bir kanun hükmünün bulunmadığı gerekçesine dayanmaktadır.

Mevzuatımızda; devletin vergi alacaklarının yasalarda belirtilen süreler içinde ödenmemesi durumunda, mükellefleri tarafından ödeme gününe kadar hesaplanacak iki tür faizin asıl borca ek olarak ödenmesi öngörülmüştür. Bu iki tür faizin ilki; Vergi Usul Yasasının 112. maddesinde düzenlenen gecikme faizi; diğeri de, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasanın 51. maddesinde ön görülen gecikme zammıdır. Oranları aynı olan bu iki tür faizin nitelik ve amaçları da aynıdır. Bu amaç; 26 Aralık 1988 tarih ve 20031 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 27.09.1988 tarih ve E:1988/7; K:1988/27 sayılı Anayasa Mahkemesi kararında, vergisini ödemek yerine, bu parayı kendi işlerinin finansmanında kullanan ve başkasına ödünç veren ya da mevduat olarak bankaya yatıran yükümlünün, enflasyon oranı üzerinde veya en azından bu orana eşit sağladığı yararın sahibi olan devlete geri verilmesi olarak tanımlanmıştır.

Görüldüğü üzere; Anayasa Mahkemesi, gecikme faizinin devletin idare edilenlerden alacağı vergiyi zamanında alamaması nedeniyle mahrum kaldığı yarar olarak kabul etmektedir. Yine, aynı Anayasa Mahkemesi kararında yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, devletin mahrum kaldığı bu yarar; biri enflasyon nedeniyle olan değerinde oluşacak azalmayı giderme olanağı; diğeri de, paranın neması olmak üzere iki unsurdan oluşmaktadır. Gecikme faizinin oranının, her yıl, Bakanlar Kurulunca yeniden saptanmasının sebebi de budur.

Özet olarak söylemek gerekirse; vergi alacağının yükümlülerin hukuka aykırı davranışları nedeniyle zamanında alamayan devlet, asıl vergi alacağı dışında biri değer kaybı diğeri de paranın sağlayacağı gelir olmak üzere iki tür zarara uğramaktadır. Yasalarda ön görülen gecikme faizi ve gecikme zammı, devletin bu zararını gidermek amacına yöneliktir.

Bu iki tür zarar, kendisinden hukuka aykırı şekilde vergi alınan idare edilenler için de, aynen söz konusudur. Her ne kadar, idare edilenlerin bu zararlarını karşılayacak, VUK.nun 112., 6183 sayılı Yasanın 51. maddesindeki düzenlemelere benzer, bir kanun hükmü mevcut değilse de, bir kanun hükmü mevcut değilse de; “İdari Rejimi” kabul eden hukuk sistemlerinde idarenin hukuka aykırı davranışlarından dolayı idare edilenlerin uğrayacakları bu tür zararların tazminat yoluyla giderilmesi, Hukuk Devleti ilkesinin zorunlu gereğidir. Bunun için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç yoktur. İdari Yargının varlık nedenlerinden biri, idare edilenlerin idari işlem ve eylemlerden doğan zararlarını kendi iradeleriyle gidermeyen idari birimler aleyhine açılacak tazminat davalarının çözüme kavuşturulmasıdır. İdari Yargı, bu çözüm sırasında, kararını, sorumluluk hukukunun kendi ilkeleri dışındaki bir kaynağa, örneğin bir kanun hükmüne dayandırmak zorunda değildir.

Bu açıklamalar karşısında; davada, hukuka aykırılığı yargı kararıyla sabit bulunan vergi tahsilatı dolayısıyla davacının uğradığı zararın giderilmesi için bu konuda yürürlüğe konulmuş kanun hükmü arayan ilk derece mahkemesi kararında, İdari Yargılama Usulü ilkelerine uyarlık görme olanağı yoktur.

Bu nedenle, istemin kısmen kabulü ile Vergi Mahkemesi kararının iadesi gereken vergiye ait faiz istemini reddeden hüküm fıkrasının bozulması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına karşıyız.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1994/4533

Karar No: 1996/2462

Tarihi: 13.06.1996

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: KDV Kanununun 19. maddesi hükmü karşısında, diğer kanunlarla sağlanan vergi muafiyetlerinin katma değer vergisi açısından hüküm ifade etmediği hakkında.

Ankara Gümrük Müdürlüğünde tescilli gümrük giriş beyannamesi ile ithal edilen röntgen filmleri tutarı üzerinden tahakkuk ettirilen katma değer vergisi ile ek katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; 3283 sayılı Bazı Kanunlarla Tanınmış Olan Gümrük Muafiyetlerinin Kaldırılması Hakkında Kanunun geçici 1. maddesinde, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar gümrüklere gelmiş, dış krediye bağlanmış, müsaade belgesi veya ithal müsaadesi alınmış, mal bedeli transfer edilmiş bulunan ithal mallarına bu kanun hükümlerinin uygulanmayacağının belirtildiği, söz konusu hükmün uygulanabilmesi için, maddede sayılan tüm şartların olayda gerçekleşmesi gerektiği, şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi halinde muafiyetten yararlanılmasının mümkün olmadığı, vergisi uyuşmazlık konusu eşyanın, anılan kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, tarihinde tescil edilen beyanname ile ithal edilmiş olması karşısında, davacı kurumun muafiyete ilişkin iddiasının yerinde görülmediği, öte yandan, uyuşmazlık konusu vergilerin ithalde alınan vergiler olması nedeniyle, mükellef kurum tarafından, 1986 yılının Ekim dönemine ait katma değer vergisi beyannamesi ile beyan edilerek ödendiği ileri sürülen vergi ile ilgisinin olmadığı, bu nedenle, idarece yapılan tahakkukta isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle reddeden Ankara 6. Vergi Mahkemesinin 1994/972 sayılı kararının; Türkiye Kızılay Derneğine tanınan gümrük muafiyetlerinin 3283 sayılı Kanun ile kaldırıldığı, ancak aynı kanunun geçici 1. maddesinde, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar gümrüklere gelmiş, dış krediye bağlanmış, müsaade belgesi veya ithal müsaadesi alınmış, mal bedeli transfer edilmiş bulunan ithalatlarda bu kanunun uygulanmayacağının belirtildiği, vergisi uyuşmazlık konusu eşyaların akreditifinin 18.03.1986 tarihinde açıldığı, ithal müsaadesinin ise 24.03.1986 tarihinde alındığı, bu nedenle, 20.06.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3283 sayılı Kanunun 1. maddesinin bu ithalatta uygulanamayacağı, dolayısıyla, bu ithalatın, katma değer vergisi ve ek katma değer vergisinden muaf olduğu, öte yandan, Çankaya Vergi Dairesine verilen 1986 yılının Ekim dönemine ait katma değer vergisi beyannamesi ile 49.061.900.- lira beyan edilip ödendiği, talep edilen 17.025.916.- lira katma değer vergisinin ise ek olarak mı istenildiğinin idarece açıklanmadığı ileri sürülerek bozulması ve duruşma yapılması istenilmektedir.

Uyuşmazlık, davacı kurum tarafından ithal edilen röntgen filmlerinin, ithalde alınan katma değer vergisi ve ek katma değer vergisine tabi olup olmadığına ilişkindir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinin 2. fıkrasında, her türlü mal ve hizmet ithalatının katma değer vergisine tabi olduğu belirtilmiş, aynı kanunun 19. maddesinin 1. fıkrasında da, diğer kanunlardaki vergi muaflık ve istisna hükümlerinin, bu vergi bakımından geçersiz olduğu, katma değer vergisine ilişkin istisna ve muafiyetlerin ancak bu kanuna hüküm eklenmek veya bu kanunda değişiklik yapılmak suretiyle düzenleneceği hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, 13.05.1986 gün ve 19106 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yayımı tarihinden bir ay sonra yürürlüğe giren 3283 sayılı Kanunun 1. maddesinde, kuruluş kanunları veya başka kanunlar ile kamu kurum ve kuruluşları (Belediyeler dahil) kamu iktisadi teşebbüsleri, bunların bağlı ortakları ve müesseseleri ile özel kuruluşlar ve gerçek veya tüzel kişilere tanınan ithalde alınan her türlü vergi, resim ve harç muafiyeti hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiş, aynı kanunun geçici 1. maddesinde de, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar gümrüklere gelmiş, dış krediye bağlanmış, müsaade belgesi veya ithal müsaadesi alınmış, mal bedeli transfer edilmiş bulunan ithal mallarına bu kanunun uygulanmayacağı hükmü yer almıştır.

Davacı kurum tarafından, ithale konu mallara ait ithal müsaadesinin, 3283 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce alınmış olması nedeniyle, bu kanunun geçici 1. maddesi uyarınca, bu ithalat için katma değer vergisi muafiyetinin devam ettiği ileri sürülmekte ise de,

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununda, davacı kurum tarafından yapılan ithalatların veya röntgen filmi ithalatının vergiden muaf olduğu yolunda bir hüküm olmadığından, aynı kanunun yukarıda açıklanan 19. maddesi hükmüne göre, katma değer vergisi açısından, davacı kuruma, diğer kanunlarla tanınan vergi muafiyetlerinin geçerliliği bulunmamaktadır. Bu itibarla, 3283 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan geçici 1. maddesi hükmünün olaya uygulanması mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/3575

Karar No: 1993/1331

Tarihi: 08.04.1993

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Vade farkı alıcıya ait bir masraf olduğundan, gümrük vergisi matrahına dahil edilemeyeceği hakkında.

Gümrük Müdürlüğünce tescil edilen giriş beyannamesi kapsamı eşyanın beyan edilen kıymetine, faturada gösterilen vade farkı tutarı 4.246.000 Japon Yeni karşılığı 7.221.600.-liranın dahil edilmediği nedeniyle yükümlü şirket adına tahakkuk ettirilen ek gümrük vergi ve resimlerini; 1615 sayılı Gümrük Kanununun 65. maddesinin 1. fıkrasında ithal eşyasının gümrük vergisine esas olan kıymetinin gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki normal fiyatı olduğu belirtilerek, 2. fıkrasında “normal fiyatın” tanımının yapıldığı, 3. fıkrasında ise; 2 nolu fıkranın (b) bendinde bahsi geçen masrafların nakliye ve sigorta, komisyonlar, tellaliye, eşyanın Türkiye’ye ithali için yurt dışında tanzimi gereken belgelere ait masraflar (konsolosluk harçları dahil), yurt dışında ödenmesi icap eden vergi ve resimler, ambalaj bedelleri, ambalaj masrafları, yükmele masrafları olduğunun açıklandığı, maddenin incelenmesinden, eşyanın Türkiye’ye giriş liman veya mahallinde teslimine ilişkin olup tek tek sayılan masrafların satıcıya ait olduğu, bunun dışında olup alıcıyı ilgilendiren masrafların ise normal fiyata dahil olmadığının anlaşıldığı, vade farkının alıcıya ait bir masraf olup, sadece malın bedelinin zamanında ödenmemiş olması dolayısıyla alıcıyı ilgilendirdiği, bu nedenle matraha dahil edilemeyeceği, gerekçesiyle terkin eden İstanbul 4.Vergi Mahkemesinin 16.05.1989 gün ve 1989/698 sayılı kararının, faturada gösterilen faizin normal fiyata ilave edilmesi gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/3840

Karar No: 1992/1317

Tarihi: 28.04.1992

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

213 s. VUK/30, 344

ÖZETİ: Katma Değer Vergisinin doğuşuna neden olan teslimden bir ay sonra faturanın kesilmiş olması nedeniyle beyannamenin geç verilmesi re’sen takdir nedeni ise de; katma değer vergisi yükümlüce beyan edilerek ödenmiş bulunduğundan, vergi tarhiyatının yerinde bulunmadığı, ancak kusur cezası kesilebileceği hakkında.

Toprak mahsulleri ticareti yapan yükümlünün 1987 yılı hesaplarının incelenmesi sonucunda düzenlenen inceleme raporuyla, 24.06.1987 tarihinde satışı yapılan preseli pamuk nedeniyle tahsil edilen katma değer vergisinin 1987 Haziran dönemi beyannamesinde beyan edilmesi gerekirken 04.07.1987 tarihinde düzenlenen fatura nedeniyle 1987 Temmuz dönemi beyannamesinde beyan edildiğinden bahisle re’sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen kaçakçılık cezasını; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10. maddesine göre vergiyi doğuran olayın malın teslimi anında meydana geldiği, buna göre 24.06.1987 tarihinde gerçekleştirilen mal teslimi dolayısıyla vergi bu tarihte doğduğundan 1987 Haziran dönemi için beyan edilerek ödenmesi gerektiği, bu zorunluluğu uymayarak 1987 Temmuz dönemi beyannamesinde beyan eden yükümlü adına yapılan katma değer vergisi tarhiyatında isabetsizlik bulunmadığı ancak, yükümlünün söz konusu satışı defterlerine kayıt ederek geç de olsa beyannamesini kendiliğinden vermesi ve vergisini ödemesi göz önünde bulundurulduğunda, vergi kaçırma kasdı olmadığı anlaşılan yükümlü adına kaçakçılık cezası yerine kusur cezası kesilmesi gerektiği gerekçesiyle tadilen onayan Hatay 1.Vergi Mahkemesinin 6.07.1989 gün ve 459 sayılı kararının bozulması istenilmektedir.

Temyize konu Vergi Mahkemesi kararının kaçakçılık cezasına yönelik bölümü, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, Vergi Dairesince temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmamaktadır.

Katma Değer Vergisine gelince; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10. maddesinde vergiyi doğuran olay; a-Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması, b- Malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi şeklinde tanımlanmıştır.

Maddenin devam eden diğer bendlerinde de, vrgiyi doğuran olayın, malın teslimi ve hizmetin ifası ile ortaya çıktığı belirtilmiştir.

Buna göre, 24.06.1987 tarihinde satışı yapılan ancak 4.07.1987 tarihli satış faturası tanzim olunan satışla ilgili vergiyi doğuran olay, yukarıda anılan katma değer vergisi kanununun 10. maddesi uyarınca 24.06.1987 tarihinde meydana gelmiştir.

Katma Değer Vergisi Kanununun 39/1. maddesi uyarınca vergilendirme dönemi, faaliyet gösterilen takvim yılının aylık dönemleridir. Bu durumda, emtia satışı (teslim) i nedeniyle doğan katma değer vergisinin ilgili olduğu dönem 1987 Haziran ayı dönemidir.

Bu nedenle, yükümlüce 1987 Haziran dönemi katma değer vergisi beyannamesine dahil edilip beyan edilmesi gereken katma değer vergisinin fatura tanzim tarihine göre 1987 Temmuz dönemi beyannamesine dahil edilerek beyan edilmiş olması, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30. maddesine göre re’sen takdir nedenidir.

Ancak, inceleme elemanınca düzenlenen inceleme raporuyla, 1987 Haziran dönemi için tespit ve takdir edilen tarhiyata konu katma değer vergisi, yükümlüce 1987 Temmuz dönemi beyannamesinde beyan edilip ödenmiş bulunduğundan, yükümlüden tahsili gereken katma değer vergisi kalmamış bulunmakla, vergiyi onayan mahkeme kararının bu kısmında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlık konusu kaçakçılık cezasına yönelik Vergi Dairesi temyiz isteminin reddine, Mahkeme kararının bu kısmının onanmasına, vergi iaslı yönündeki yükümlü temyiz isteminin kabulü ile kararın bu kısmının bozulmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1987/1288

Karar No: 1990/953

Tarihi: 12.04.1990

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Bir gümrük giriş beyannamesi ile ithal edilen parçaların belirli sayıda televizyon alıcısını meydana getirebilecek miktar ve nitelikte olduğunun anlaşılması halinde komple televizyona ilişkin tarife ve istatistik pozisyonu uygulanarak vergilendirileceği hakkında.

Gümrük Giriş Beyannamesi ile yurda girişi yapılan renkli televizyon parçalarının komple televizyon oluşturacağının saptanması üzerine 85.15.20 tarife ve istatistik pozisyonuna göre yapılan ek tahakkuku Danıştay bozma kararına uymak suretiyle; (mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, beyanname ve faturalarda dökümü görülen televizyon parçaları dikkate alındığında, ithal edilen televizyon parçalarının bir televizyon alıcını meydana getirecek adet ve nitelikte oldukları, gerekli montaj ve ayarları yapıldığı takdirde bir renkli TV alıcısı elde edileceği parçaların nakil amacıyla sökülmüş olmadığı, parçalar SKD vaziyette kısmen monte edilmiş, son montaja ve ayarı hazır durumda olduğu bildirildiği, bilirkişi raporunda detaylarıyla bildirilen bu bilgiler dikkate alındığında, bir gümrük giriş beyanname ile ithal edilen parçaların belirli sayıda televizyon alıcısını meydana getirecek miktar ve nitelikte olduğu farklı sayılarda bazı parçalardan ibaret olmadığı bir alıcıyı meydana getirecek tüm parçaların ithal edildiği, hatta bunların kısmen monte edilmiş olduğu anlaşıldığı, bu durumda bir televizyon alıcısını meydana getirecek tüm parçaların ithal edilmesi karşısında, idarace komple televizyona ilişkin G.G.T. Cetvelinin 85.12.20 tarife ve istatistik pozisyonu uygulanmak suretiyle tahakkuk ettirilen vergilerin yerinde olduğu gerekçesiyle) onayan İstanbul 14.Vergi Mahkemesinin 10.12.1986 gün ve 1986/984 sayılı kararının; parçaların sadece monte edilmesinin bir televizyon alıcısı meydana getirmeyeceği, taşıma kolaylığı açısından sökülmüş olmadığı, ayar ve bakım gibi işlemlerden geçmeden bir televizyon alıcısının ayırıcı niteliği olan ses ve görüntü alınamayacağı hususu alınmadan verilen kararın yerinde olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesiy yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1988/1097

Karar No: 1988/1447

Tarihi: 26.05.1988

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

2464 s. BelediyeGelirleriK/12, 14, 105

ÖZETİ: 1324 sayılı Yasanın ilan ve reklamlara ilişkin hükümlerinin 01.07.1981 tarihinde yürürlüğe giren 2464 sayılı Yasa kapsamına alınarak ilan ve reklam vergisine tabi tutulduğu hakkında.

Uyuşmazlık; 1986 yılı içerisinde TV.’de yaptırılan hareketli reklam karşılığında TRT Genel Müdürlüğüne ödenen ilan ücreti üzerinden, 1324 sayılı Damga Resmi Kanunu ile bu kanunda ek ve değişiklik yapan 3478 ve 6934 sayılı Kanunlar uyarınca %2 oranında tahsil edilen damga vergisinin red ve iadesine karar veren Vergi Mahkemesi kararının bozulması isteminden ibarettir.

23.05.1928 gün ve 1324 sayılı Damga Resmi Kanunu ile ek ve değişiklikleri (Reklam ve ilanlara ilişkin hükümleri hariç) 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 31/1. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış, yürürlükte kalan Reklam ve ilanlara ilişkin hükümler ise 1.07.1981 tarihinde yürürlüğe giren 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 12. maddesiyle bu kanun kapsamına alınarak “İlan ve Reklam Vergisine” tabi tutulmuştur.

Yine aynı Kanunun 14. maddesi; Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu tarafından yayınlanan ve yapılan ilan ve reklamlardan İlan ve Reklam Vergisi alınmayavağını belirtmek suretiyle istisna hükmü koymuş, 105/2. maddesinde de (1324 sayılı Damga Resmi Kanunu ile ek ve değişikliklerine ilişkin kanunların, bu kanun kapsamına alınan ilan ve reklamlara ait hükümlerinin de yürürlükten kaldırıldığı) açıkça belirtilmiştir.

Söz konusu yasal düzenlemeler karşısında, 1324 sayılı Yasa ile ek ve değişikliklerinin Reklam ve İlanlara ilişkin hükümlerinin olay tarihinde (1986) yürürlükte olmadığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, yükümlü şirketin televizyonda yaptırdığı reklam karşılığında ödediği ilan ücreti üzerinden yürürlükte bulunmayan yasa ve değişikliklerine dayanılarak tahsil edilen damga vergisinde isabet görülmediğinden tarhiyatın yazılı gerekçe ile terkini yolundaki mahkeme kararı yerindedir.

Temyiz talebinin reddi ile kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1990/1631

Karar No: 1991/2533

Tarihi: 10.10.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Triptiğin geçerlilik süresinden sonra çalınan taşıta ait gümrük vergilerini takibinin yerinde olduğu hakkında.

Türkiye Turing ve Otomobil Kurumunca verilen triptik belgesine dayanılarak, 12.10.1987 tarihinde Kapıkule Gümrüğünden yurda sokulan taşıtın triptik geçerlilik süresi sonu olan 11.04.1988 tarihine kadar yurtdışı edilmediği ve 28.04.1988 tarihinde çalındığının saptanması nedeniyle vergi takibine devam edileceğinin bildirilmesine ilişkin Maliye ve Gümrük Bakanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davayı; 1615 sayılı Gümrük Kanununun 12. maddesinin (1-a) fıkrasında, asıl ikametgahı yabancı memleketlerde olan Türk ve yabancı turistlerin birlikte veya kendilerinden iki ay önce veya sonraki süreler içerisinde getirdikleri 132. maddenin (1-a) fıkrasında yazılı seyahat vasıtaları, av, spor ve diğer eşyaları için vergi teminatı olarak, kara seyahatlerinde Uluslararası Turizm ve Otomobil Birliği’ne mensup Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun veya bunun kefalet ettiği yabancı kurumların verecekleri triptik, gümrük geçiş karnesi veya Bakanlıkça tesbit edilecek diğer benzeri belgelerin (bir yıl içinde ihraç şartıyla) kabul olunacağı belirtilmiş, Gümrük Yönetmeliğinin 1330. maddesinde de, yurtta kalma süresi içinde çalınmak yüzünden tekrar çıkarılması mümkün olmayan taşıt ve eşyanın vergilerinin aranmayacağı ve bunlara ait teminatın çözüleceği, çalınma olayının, mahkeme ilamı veya Cumhuriyet Savcılığının veya olayın meydana geldiği yerin en büyük mülkiye amirinin bu Yönetmeliğe örneği ekli belgesi ile ispat olunması gerekeceğinin açıklandığı, olayda, 12.10.1987 tarihinde yurda sokulan ve davacı kurum tarafından düzenlenerek verilen, geçerlilik süresi 11.04.1988 tarihinde sona eren triptikle Hatice Ürütürk’e ait mercedes marka taşıtın 28.04.1988 tarihinde çalındığı Üsküdar Kaymakamlığının yazısıyla sabit olduğundan ve çalınma olayı triptiğin geçerlilik süresi olan 11.04.1988 tarihinden sonra 28.04.1988 tarihinde vuku bulduğundan, taşıta ait vergilerin idarece takip edilmesinde yukarıda anılan Kanun ve Yönetmelik hükümlerine aykırılık görülmediği, diğer taraftan söz konusu taşıt yurt dışı edilmediği halde, sahibinin pasaportuna yurt dışı edilmeşi gibi işlem yapıldığı, hatta kendisinden makbuz karşılığı para cezası alındığı, dolayısıyla taşıta ait vergilerin ödenmesinden gümrük muayene memurlarının sorumlu olduğu davacı vekilince iddia edilmekte isede triptiğin geçerlilik süresi içinde taşıtın yurt dışı edilmediği hususu davacı vekilinin ifadesi ile de sabit olduğuna göre çıkış şerhini içeren pasaport sayfasının gerçeği yansıtmadığı ve davacı kurumca taşıtın yurt dışında olduğu da hukuken geçerli ve somut belgelerle kanıtlıyamadığından tesis edilen işlemde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle reddeden Ankara 5.Vergi Mahkemesinin 14.12.1989 gün ve 1989/802 sayılı kararının bozulması istenilmektedir.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1988/818

Karar No: 1992/1302

Tarihi: 27.04.1992

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

2577 s. İYUK/2

ÖZETİ: Transit mal taşıyan aracın yükümü yurt dışı etmediğinden bahisle gümrük vergi ve resimlerinin ödenmesi, aksi halde bu meblağın teminattan irat kaydedileceğinin uluslararası nakliyeciler derneğine ve derneğinde yükümlü firmaya yaptığı bildirim uyarı mahiyetinde olduğundan, dava konusu edilemeyeceği hakkında.

Kara manifestosu muhteviyatı transit malı taşıyan aracın yükünü yurtdışı etmediğinden bahisle, gümrük vergi ve resimlerinin ödenmesi, aksi halde söz konusu meblağın uluslararası Nakliyeciler Derneği ve yükü taşıttıran yükümlü firmanın global teminatından irad kaydedileceğinin, adı geçen derneğe ve derneğin de malı taşıttıran yükümlü firmaya bildirmesi üzerine anılan vergi ve resimlerin kaldırılması istemiyle açılan davayı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi uyarınca, İdari yargıda ancak idari işlemler hakkında iptal davası açılabileceği, bu itibarla, dava konusu edilemeyen işlemlerden birinin de idarenin iç düzeniyle ilgili işlemler olduğu. idarelerin kendiliğinden bunu yapmasına bir engel olmadığı gibi kuruluş içinde yer alan bir idarenin veya ilgili bir kimsenin istemini karşılamak üzere bu yola gidilmiş olabileceği, bu hallerde ilgilisinin doğrudan hukukunu etkileyecek bir durumun henüz ortaya çıkamayacağı, dava konusu edilen yazının uyarı mahiyetinde, idarenin kamu hizmetlerini ve işlemlerini yapmaları bakımından dava konusu edilemeyen işlemlerden biri olduğu, diğer taraftan söz konusu yazının ihbarname, tahakkuk fişi, ödeme emri veya haciz gibi hüküm ifade eden dava konusu yapılabilecek belgelerden olmadığı gibi, olayda dava açılma safhasında teminatların paraya çevrilme durumu da mevcut olmadığından, ortada idari dava konusu yapılabilecek bir idari işlem de bulunmadığı gerekçesiyle esastan incelenmeksizin reddeden Hatay 1.Vergi Mahkemesinin 20.01.1987 gün ve K: 1987/358 sayılı kararının; bozulması istenilmektedir.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

AZLIK OYU

Uyuşmazlık konusu gümrük vergi ve resimlerinin yükümlüden istenmesine ilişkin yazı bir ihbarname niteliğinde olduğundan idari davaya konu olabileceğinin kabulü gerekir.

Esasen, Vergi Usul Kanunu hükümlerine tabi bulunmayan gümrük vergi ve resimlerine ilişkin uygulamada vergi tahakkukları da genellikle yükümlülere bir yazı ile bildirilmekte, bu yazılar ihbarname kabul edilerek dava konusu yapılmakta ve yargı organlarınca da incelenmektedir.

Diğer taraftan, kamu gücüne dayalı olarak tesis edilen ve belli bir süre verilerek bu süre sonunda uygulanacak müeyyidesi de belirtilen bir işlemi kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olarak görmemek mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile davanın incelenmeksizin reddine ilişkin mahkeme kararının bozulması gerekeceği oyu ile karara katılmıyorum.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/2994

Karar No: 1991/2504

Tarihi: 09.10.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

6183 s. AATUHK/35

6762 s. TTK/503, 540

ÖZETİ: Limited şirketin vergi borcu nedeniyle şirketin ortağının şirketteki payı kadar ihtiyati haciz uygulanması gerektiği hakkında.

Limited Şirket hakkında tanzim edilen inceleme raporu ile, şirket adına 1985 Ağustos döneminde ve katma değer vergisi iadesi yapılmasının mümkün olmadığının tesbiti üzerine kaçakçılık cezalı katma değer vergisi salınarak 6183 sayılı Kanun uyarınca şirket adına ihtiyati haciz kararı alındığı halde, şirkete ait eşyaların haczi karşqılamaması nedeniyle yükümlünün eşyalarına uygulanan ihtiyati haczi; Türk Ticaret Kanununun 503. maddesinde, limited şirketin, iki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret ünvanı altında kurulup, ortakların mesuliyetinin koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirket olarak tanımlandığı, limited şirkette ortakların sorumluluğunun koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olduğu, 6183 sayılı Yasanın 35. maddesinde, limited ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakrın vaz ettikleri veya vazını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutacaklarının hükme bağlandığı, anılan yasa hükümleri uyarınca Türk Ticaret Kanununun 540/2. maddesi hükmüne uygun olarak genel kurul tarafından seçilmiş müdür tarafından yönetilen limited şirketin vergi borcu nedeniyle şirketin ortağının şirketteki hissesi kadar ihtiyati haciz uygulanması gerekirken şahsi mallarına ihtiyati haciz konulmasında isabet görülmediği gerekçesiyle kaldıran İstanbul 6.Vergi Mahkemesinin 2.05.1989 gün ve 1989/464 sayılı kararının; 6183 sayılı Yasanın 9. ve 13. madde hükümleri uyarınca şirket adına ihtiyati haciz kararı alındığı ve işyerinde ihtiyati haciz yapıldığı, muhtelif cins eşyaların haciz altına alındığı ancak bu mallar haczi karşılamadığından Nihal Daga’nın evinde ihtiyati haciz tutanağı ile 14 kalem eşyanın haciz altına alındığı, şirketin bir aile şirketi olduğu, yükümlünün de yönetim kurulu üyesi olduğu, sorumluluğu bulunduğu, yapılan işlemin yerinde ve yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1987/2710

Karar No: 1991/2487

Tarihi: 08.10.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

6802 s. GiderVergileriK/6, 7

ÖZETİ: Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 4. maddesinin 1. fıkrasına göre, katma değer vergisine tabi olup bünyelerinde istihsal vergili olarak beyan edilen stok malların teslimini takip eden ilk vergilendirme döneminde ödenecek katma değer vergisinden istihsal vergisinin indirileceği hakkında.

Aracı firma vasıtasıyla yurt dışına ihraç edilmek istenen ve bu amaçla istihsal vergisi tahakkuk ettirilerek tecil edilen mala gümrükte el konulması üzerine açılan dava nedeniyle ihracatın gerçekleşmemesinden dolayı evvelce tecil edilen istihsal vergisinin tahsili amacıyla düzenlenip tebliğ edilen ödeme emrini; yükümlünün 1984 Eylül dönemine ilişkin beyannamesini vererek nakliye tezkeresini talep ettiği ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 6. maddesine göre tahakkuk eden verginin tecil edildiğinin çekişmesiz olduğu, söz konusu yasanın öngördüğü 6 aylık süre içerisinde ihracat gerçekleştirilmeyip söz konusu kanunun 7. maddenin 3. fıkrası uyarınca da nakliye tezkeresindeki malların kısmen veya tamamen ihracından vazgeçildiği hususunun 3 ay içinde bildirilmediğine göre 6183 sayılı Kanun uyarınca ödeme emri düzenlenmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle onayan İstanbul 15.Vergi Mahkemesinin 24.02.1987 gün ve 166 sayılı kararının; gümrükte alıkonan ve Edirne Ağır Ceza Mahkemesinde davası görülen ve bu nedenle fiilen ihraç imkanı olmayan mallar için Vergi Dairesine sözlü olarak bilgi verildiği, söz konusu malların daha sonra iç piyasada katma değer vergili olarak satıldığı, bu nedenle aynı maldan hem istihsal, hem de katma değer vergisi tahsilinin söz konusu olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 6. maddesinde, İlk ve yardımcı maddeleri için istihsal vergisi ödenmemiş vergiye tabi istihsalat ve imalatını münhasıran memleket haricine çıkaran müstahsil veya imalatçılar adına vergi tahakkuk ettirilmeyeceği, bu türlü imalat veya istihsalatını kısmen memleket haricine çıkaranlar için mal imal veya istihsalat yerinden çıkmadan evvel vergi dairesine aşağıdaki (b) işaretli bendde yazılı malümatı havi olarak verilecek beyanname üzerine vergi tarh ve tahakkuk ettirilerek tecil olunacağı, aynı maddenin (c) fıkrasında; Nakliye tezkeresi tarihinden itibaren altı ay içinde malın (b) bendinde yazılı şekilde ihraç edildiğini mübeyyin gümrük dairesinden alınacak vesika vergi dairesine ibraz edilmek kayıt ve şartı ile terkin olunacağı, aynı kanunun 7. maddesinin 2. fıkrasında; Zor durum dolayısıyla ihraç beyannamesinde gösterilen malların kısmen ihraç edilmediği anlaşıldığı takdirde, müddetinde ihraç edilen mallara ait verginin 6. maddeki esaslar dairesinde terkin, ihraç edilmeyen mallara ait verginin de gecikme zammına tabi tutulmadan usulü dairesinde tahsil olunacağı; 3. fıkrasında ise; Nakliye tezkeresinin alındığı aynı takibeden ay başından itibaren üç ay içinde nakliye tezkeresinde yazılı malların kısmen veya tamamen ihracından vazgeçildiği yazı ile vergi dairesine bildirilirse bu maddenin birinci fıkrası hükmünün uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

Olayda, yukarıda yazılı kanun hükümlerine göre ihraç koşuluyla istihsal vergisi tecil ve terkin edilen yükümlü şirketin mallarına gümrükte el konulması üzerine kanunda öngörülen şartlar yerine getirilmediğinden tecil ve terkin edilen istihsal vergisinin tahsili amacıyla ödeme emrini tanzim ve tebliği yerindedir.

Yükümlü şirket tarafından söz konusu malın 1985 yılında yürürlüğe giren 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu hükümlerine göre Katma Değer Vergili olarak dahilde satıldığı, bu nedenle aynı mal için hem istihsal, hem de katma değer vergisi ödemek zorunda kaldıkları iddia edilmekte ise de; Katma Değer Vergisi Kanununun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında; “Bu kanuna göre teslim veya ithali katma değer vergisine tabi olan ve stok mal olarak beyan edilmiş olan mallara ait veya bünyelerinde yer alan istihsal vergisi bu malların teslimini takibeden ilk vergilendirme döneminde ödenecek katma değer vergisinden indirilir” hükmüyle, teslim edilen mallara ait istihsal vergilerinin ödenmesi gereken Katma Değer Vergisinden ancak bu suretle indirilmesine cevaz verilmiş bulunması karşısında bu yoldaki iddia usul ve kanun hükümlerine uygun şekilde tanzim ve tebliğ edilen ödeme emrini kusurlandıracak bir hukuki neden olarak görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, yükümlü temyiz isteminin redddine, mahkeme kararının onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 2000/9777

Karar No: 2003/4887

Tarihi: 02.12.2003

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

213 s. VUK/3, 30, 134, 256

2577 s. İYUK/2

3065 s. KDVK/54

İstemin Özeti: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle, 1998 yılının Mayıs dönemi için re’sen salınan katma değer vergisi ile kesilen kaçakçılık cezasına ilişkin işlemi; incelemeye ibraz edilmeyip Mahkemelerine ibraz edilen davacıya ait defter ve belgeler üzerinde, Mahkemelerince yapılan inceleme sonucu, defterlerin yasal süresinde onaylattırıldığının, katma değer vergisi indirimlerinin faturalara dayalı olup, faturaların da defterlere kayıtlı olduğunun tespit edildiği; böyle olunca da, davacı adına tesis edilen işlemde isabet görülmediği gerekçesiyle iptal eden …. Vergi Mahkemesinin 27.4.2000 gün ve E: 2000/94; K: 2000/361 sayılı kararının; defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacı adına tesis edilen işlemde isabetsizlik bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Tetkik Hakimi ….’nın Düşüncesi: Olayda, Mahkemece, biçimsel kurallara uygun ve gerçek mahiyetle uyumlu olup olmadıklarının saptanması amacıyla, kendisine sunulan defter ve belgeler üzerinde davalı vergi idaresince inceleme yapılmasına olanak sağlanması ve idarece yapılacak bu incelemenin sonucu alındıktan sonra uyuşmazlığın karara bağlanması gerekirken, bu yapılmadan, mahkemelerince yapılan inceleme sonucuna göre hüküm tesisinde isabet görülmediğinden, mahkeme kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı ….’ın Düşüncesi: Mükellef şirketin taşınması sırasında yapılan vergi incelemesinde vergi inceleme elemanı tarafından istenen kanuni defterlerin ve belgelerin ibraz edilmemesi sebebiyle tarh ve tebliğ edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisi aleyhine açılan dava üzerine, kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin tarhiyatını terkin eden …. Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması talep edilmektedir.

Mükellef şirketin taşınması sırasında yapılan vergi incelemesinde vergi inceleme elemanı tarafından istenen kanuni defter ve belgelerin mücbir sebeple ibraz edilemediği, ancak sonradan bunların temin edilerek ibraz edileceği bildirildiği halde bu ibrazın kabul edilmeyerek yapılan kaçakçılık cezalı tarhiyat aleyhine açılan dava sırasında da aynı mücbir sebebin dermeyan edilerek söz konusu belgelerin incelenmesi için ibraz edilebileceğinin bildirilmesi üzerine, Mahkeme ara kararı ile getirtilen söz konusu defterlerin incelenmesi neticesine kanuni süresi içinde tasdik edilmiş oldukları ve mükellef şirket tarafından yapılmış olan katma değer vergisi indirimlerine ilişkin faturaların bu defterlere kayıtlı olduklarının tespiti üzerine, dava konusu kaçakçılık cezalı katma değer vergisi tarhiyatı terkin edilmiştir. Mahkeme ara kararı ile söz konusu defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesinin yaptırılması yerinde bulunmaktadır. Ancak bu inceleme sırasında davalı vergi dairesine de haber verilerek vergi dairesince de söz konusu faturaların incelenmesi suretiyle bunların gerçek fatura olup olmadıklarının tespiti gerekmektedir. Nitekim Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun Esas No: 2001/321 ve Karar No: 2001/468 sayılı kararı ile Esas No: 2001/154 ve Karar No: 2001/290 sayılı kararı da bu yöndedir. Bu durumda vergi dairesince faturalar üzerinde yapılacak inceleme neticesinde faturaların gerçek mal ve hizmet alımına ilişkin olup olmadıkları tespit edilmeden bir karar verilmesi mümkün olmadığından, davalı vergi dairesince söz konusu faturalar üzerinde inceleme yapılması temin edilerek bir karara varılmak üzere …. Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Temyiz başvurusu; defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacı adına, indirimlerinin kabul edilmemesi suretiyle salınan katma değer vergisine ve kesilen kaçakçılık cezasına ilişkin işlemi, davacıya ait defter ve belgeler üzerinde Mahkemelerince yapılan inceleme sonucu yapılan tespitler esas almak suretiyle iptal eden vergi mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istemine ilişkindir.

Türk Vergi Sistemi, vergiyi doğuran olayın belgelendirilmesi ve bu belgenin de belli süreler içerisinde yasada öngörülen defterlere kaydedilmesi esasına dayalıdır. Belge ve kayıt düzeni adı verilen bu esasın amacı; mükelleflerin ve mükelleflerle hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişilerin vergi ile ilgili muamelelerinin, mükelleflerin servet, sermaye ve hesap durumları ile faaliyet ve hesap neticelerinin belli edilmesinin, denetlenmesinin, incelenmesinin ve tespitinin sağlanmasıdır. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 54’üncü maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun belge ve kayıt düzeni ile ilgili maddelerinde bu amacın sağlanmasını olanaklı kılacak düzenlemelere yer verilmiştir.

Sözü edilen yasa maddelerinde öngörülen usul ve esaslara uygun olarak düzenlenen belge ve bu belgelere dayanılarak yapılan kayıtlar, Vergi Hukukunda “ilk görünüş ya da doğruluk karinesi” adı verilen bir hukuksal ön kabulden yararlanırlar. Ancak, Vergi Usul Kanununun 3’üncü maddesinin “İspat” başlıklı (B) fıkrasına göre, usulüne uygun olarak düzenlenen belge ve kayıtlarla tevsik edilen hukuki muamelelerin vergilendirmeye esas alınabilmesi için, bu biçimsel uygunluk yeterli değildir. Ayrıca; belge ve kayıtlarla tespit edilen hukuki muamelenin gerçek durumu yansıtıyor olması da gereklidir. Bu bakımdan; biçimsel olarak kanuna ve kanunun vermiş olduğu yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan idari düzenlemelere uygun olan belge ve kayıtların vergilendirilmeye esas alınabilmesi için, ilgili oldukları muamelelerin gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Bunu yapma külfeti de, yukarıda sözü edilen (B) fıkrasında öngörülen ilkelere göre, vergi idaresine aittir.

Vergi idaresinin kendi dışında oluşan vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini ortaya çıkarabilmesi ise, düzenlenme ve kayıt zorunluluğu getirilmesinde güdülen amaç yukarıda açıklanan, belge ve defterlerin istenildiğinde vergi idaresinin denetim ve incelemesine sunulması ve gerektiğinde, şekline ve usulüne uygun belgelerle tevsik edilen hukuki muamelelerin karşı tarafın nezdinde inceleme ve araştırma yapılması ile olanaklıdır. Bu amaçla, Vergi Usul Kanununun 256’ncı maddesinde mükelleflerle, vergiyi doğuran olayla ilişkisi olan, gerçek ve tüzel kişilere muhafaza ettikleri her türlü defter, vesika ve karneleri muhafaza süresi içinde yetkili makam ve memurların istemeleri üzerine ibraz zorunluluğu getirilmiş; aynı Kanunun 134’üncü ve devamındaki maddelerde de, vergi idaresine mükellef ve mükellefle hukuki ilişkide bulunan kişi ve kuruluşlar nezdinde vergi incelemesi yapma yetkisi tanınmıştır. İlk aşamada biçimsel doğruluk karinesinden yararlanan belgelerin vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetiyle uygunluğunun, ancak bu yetki kullanılarak ortaya çıkarılması durumunda, bu belgelerin yapılacak veya daha önce yapılan vergilemeye esas alınması olanaklıdır.

Bütün bu açıklamalardan; usulüne uygun olarak düzenlenen belge ve kayıtların vergilemeye esas alınabilmesi veya yapılan vergilendirme işleminin doğruluğuna kanıt olabilmesi için, ibrazın vergi idaresine veya karşıt incelemeye yetkili elemanına yapılmış olması gerektiği sonucu çıkarılmaktadır.

Esasen; ibraz zorunluluğunu ve karşıt inceleme yetkisini öngören Vergi Usul Kanununun, vergi idaresinin görev ve yetkileri ile vergilendirmede izlemek zorunda olduğu yöntemleri düzenleyen bir idari usul yasası olması da, bunun göstergesidir. Yasada öngörülen zorunluluğa karşın, usulüne uygun olarak verilen süre içerisinde, haklı mazeret olmaksızın, belge ve defterlerin ibrazından kaçınılması, vergi idaresinin denetiminden saklanmak istenilen kimi durumların olduğu ve bunların karşıt inceleme yoluyla ortaya çıkarılmasının engellenmesinin amaçlandığı anlamına gelir. Vergi Usul Kanununun 30’uncu maddesinin 2’nci fıkrasının 3’üncü bendinde, bu Kanuna göre tutulması zorunlu olan defterlerin hepsinin veya bir kısmının vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesinin, dönem matrahının resen takdirini gerektiren, ayrı bir durum olarak öngörülmüş olmasının nedeni de budur.

Bilindiği üzere; idari yargı yetkisi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2’nci maddesinin 2’nci fıkrasında, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlandırılmıştır. İdari yargı yerlerinin bu denetim yetkisi, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsar; yoksa, söz konusu yetkilerin idari yargı yerlerince kullanılması sonucunu yaratmaz. Böyle olunca; vergi mahkemelerinin, vergi idaresine ait vergi incelemesi ve karşıt inceleme yapma yetkisinin kullanılışının hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinecekleri; onların yerine geçerek, vergi incelemesi ve karşıt inceleme yoluyla defter kayıtlarının ve bu kayıtların dayanağı olan belgelerin gerçek durumla uyumlu olup olmadıklarını araştıramayacakları tabiidir. Bunun sonucu olarak; vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elemanına ibraz edilmediği için, biçimselliğinin gerçek mahiyetle uyumlu olup olmadığı tespit edilemeyen defter ve belgelerin, çıkan uyuşmazlık dolayısıyla açılan idari davada, karşıt inceleme yetkisi bulunmayan idari yargı yerince, davacı lehine verilecek karara dayanak alınması, vergilemede esas olan “gerçek mahiyet” in biçimselliğe feda edilmesi anlamına gelir ki, vergiyle ilgili muamelelerinin gerçek mahiyetlerini vergi idaresinin denetiminden kaçırmayı düşünen vergi mükelleflerinin, bunu sağlamak amacıyla, defter ve belgelerinin inceleme elemanı yerine yargı yerlerine ibrazını yeğlemelerine yol açabilecek böyle bir anlayışa Kanun koyucunun izin vereceği düşünülemez. Dolayısıyla, inceleme elemanına ibraz olunmayan defter ve belgelerin, gerçek mahiyete uygunluğu saptanmadan, yargı kararına esas alınması, açıklanan hukuki durumla bağdaşmaz. Bu bakımdan; davada, Mahkemece, biçimsel kurallara uygun ve gerçek mahiyetle uyumlu olup olmadıklarının saptanması amacıyla, kendisine sunulan defter ve belgeler üzerinde davalı vergi idaresince inceleme yapılmasına olanak sağlanması ve idarece yapılacak bu incelemenin sonucu alındıktan sonra uyuşmazlığın karara bağlanması gerektiğinden; dava hakkında bu yapılmadan hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne ve mahkeme kararının bozulmasına; bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 02.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/967

Karar No: 1993/1303

Tarihi: 06.04.1993

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

2918 s. KTK/20

743 s. MülgaTMK/687

ÖZETİ: Taşıtın adi sözleşme ile satılması halinde, yasanın öngördüğü şekilde mülkiyet devrinden söz edilemeyeceğinden, katma değer vergisi tarhiyatının yerinde olmadığı hakkında.

Nakliyecilik faaliyetinde kullandığı kamyonu adi sözleşme ile satmasına karşın ilgili dönem beyannamesinde göstermemesi nedeniyle takdir komisyonunca saptanan matrah üzerinden resen salınan kaçakçılık cezalı katma değer vergisi ve dahili tevkifatı; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununda teslimin, mal üzerindeki tasarruf etme yani mülkiyet hakkının başkasına devri olarak tanımlandığı, 2918 sayılı Trafik Kanununun 20. maddesinin (d) fıkrasında da bu devrin, sözleşmenin ancak resmi şekilde yani noter huzurunda yapılması kayıt ve koşuluna bağlandığı, bu durumda ortada yasaların öngördüğü biçimde bir mülkiyet devri bulunmadığından teslimin gerçekleşmediği, kaldı ki, teslim niteliğinde olmayan söz konusu adi sözleşmenin dahi sonradan iptal edildiği anlaşıldığından bu yönüyle de cezalı tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle kaldıran Eskişehir 1.Vergi Mahkemesinin 13.10.1988 gün ve 1988/302 sayılı kararının; taşıt alım vergisinde vergiyi doğuran olayın taşıtın iktisabı, ithali ve tasarruf hakkının devri olduğu belirtilmiş olup, Medeni Kanunun 687. maddesinde de, herhangi bir hukuki işleme gerek görülmeden taraflar arasında yapılan el senedi veya benzeri herhangi bir anlaşmanın olduğunu belirtir belgelerin tanzimi ve işlemlerin tamamlanması ile iktisabın hukuken tekemmül edeceğinin belirtildiği, bu duruma göre adi sözleşmeye göre satılan kamyonun tasarruf hakkının devredildiğinin kesin olmasından dolayı takdir komisyonu kararına istinaden yapılan kaçakçılık cezalı tarhiyatın yerinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1987/4753

Karar No: 1991/2472

Tarihi: 08.10.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Katma değer vergisine tabi yükümlü şirket tarafından uyuşmazlık dönemlerinde vergiden istisna edilmiş işlemler için dahi beyanname verilmesinin zorunlu bulunduğu hakkında.

Eylül, Ekim 1986 dönemlerine ait katma değer vergisi beyannamelerinin süresinde verilmediğinden bahisle yükümlü şirket adına kesilen özel usulsüzlük cezalarını “3065 sayılı Kanunun 17. maddesinde net alanı 150 m2 ye kadar olan konutların tesliminin katma değer vergisinden istisna edildiği, 40. maddesinin 1.bendinde katma değer vergisinin bu kanunda aksine hüküm bulunmadıkça mükellefin yazılı beyanları üzerine torholunacağı 3.bendinde herhangi bir vergilendirme döneminde vergiye tabi işlemleri bulunmayan mükelleflerin de beyanname vermek mecburiyetinde olduklarının hükme bağlandığı, dosya içeriğinden, yükümlü şirketin, 13.10.1986 tarihli dilekçeleriyle yaptıkları inşaatta 150 m2 yi geçen mesken bulunmadığını bu nedenle katma değer vergisi beyannamesi vermeyeceklerini idareye bildirdikleri, Vergi Dairesince cevabi yazıda: beyanname vermeleri gerektiğinin bildirilmesi üzerine boş beyanname verdiklerinin anlaşıldığı, yükümlü şirketin 150 m2 nin altında konut inşaatı işi ile uğraştığı, anılan yasada bu işin vergiden istisna edildiği hükme bağlanmış olduğundan, yükümlü şirketten vergiden istisna edilmiş işlemler için boş olarak düzenlenmiş beyanname verilmesinin istenmesinde isabet görülmediği” gerekçesi ile kaldıran Gaziantep Vergi Mahkemesinin 21.05.1987 gün ve 1987/322 sayılı kararının: 3065 sayılı Kanunun 17. maddesi ve konu ile ilgili tebliğlerde ticari maksatla yapılan konutlar yönünden bir açıklık getirilmediği, yükümlünün yapmış olduğu iş katma değer vergisinden istisna edilmiş olsa bile beyanname verme mecburiyetinin ortadan kalkmadığı, yükümlünün dairelerine vermiş olduğu dilekçede sadece beyanname vermeyeceğini ifade ettiği, beyanname verilip verilmeyeceği konusunda bilgi istenmediğinden bir aylık süre içinde cevap verilmediği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinde; ticari, sinai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu, aynı kanunun olay tarihinde yürürlükte bulunan 17/1. maddesinde de net alanı 150 m2 ye kadar konutların tesliminin katma değer vergisinden istisna edildiği, 40. maddesinin 3. fıkrasında ise; herhangi bir vergilendirme döneminde vergiye tabi işlemleri bulunmayan mükelleflerin de beyanname vermek mecburiyetinde oldukları hükme bağlanmıştır.

Olayda, yükümlü şirket tarafından Vergi Dairesine verilen dilekçede; söz konusu inşaatta işyeri ve 150 m2 yi aşan mesken bulunmadığı gerekçesiyle beyanname verilmediği anlaşılmakta ise de; 3065 sayılı Kanunun yukarda açıklanan 40. maddesinin 3. fıkrasında, işlemleri bulunmayan mükelleflerin de beyanname verme mecburiyetinde olduklarının açıkça hüküm altına alınmış bulunması karşısında katma değer vergisine tabi yükümlü şirket tarafından uyuşmazlık dönemlerinde vergiden istisna edilmiş işlemler için dahi beyanname verilmesi zorunlu olduğundan mahkemece yazılı gerekçeyle özel usulsüzlük cezalarının kaldırılmasında isabet yoktur.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, vergi mahkemesi kararının bozulmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/1969

Karar No: 1990/940

Tarihi: 09.04.1990

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: İthal eşyasının, lisans anlaşması kapsamındaki eşyanın üretiminde kullanılması halinde üretilen her eşya için yurt dışındaki yabancı firmaya (kullanma hakkı karşılığı=royalty) ödenmesi zorunlu olduğundan, ithal eşyasının normal kıymetine, royalty ücretinin dahil edilmesi gerektiği hakkında.

Uyuşmazlık, yükümlü şirket ile yurt dışındaki yabancı firma SONY CORP, arasında akdedilen “imalat lisans anlaşması” uyarınca, yükümlü şirket tarafından ithal olunan kompanantların (çeşitli televizyon aksamı) kıymetine lisans ücretinin (kullanma hakkı karşılığının) dahil edilip edilmeyeceğine ilişkindir.

1615 sayılı Gümrük Kanununun 65. maddesinin (d) fıkrasının “Kıymeti tespit edilecek eşya” başlığı altında düzenlenen ikinci paragrafında; “yabancı bir imalat veya ticaret markası altında satış arz edilmek, temlik edilmek veya kullanılmak üzere ithal edilen veya ithalden sonra tamamlayıcı bir işçiliğe tabi tutularak böyle bir alameti farika ile satışa arzedilmek, temlik edilmek veya kullanılmak üzere ithal edilen eşyanın normal fiyatına, patentin, temsil edilmiş resim veya modelin veya fabrika veya ticarethanenin alameti fariksaını kullanma hakkı dahil edilir denilmiştir.

Dairemiz dosyasında mevcut olan ve yükümlü şirket ile lisansı veren SONY Corp, firması arasında akdedilmiş bulunan 17.09.1982 tarihli “İmalat lisans anlaşması’nın 9. maddesinin 1. fıkrasında; yükümlü şirketin lisans vericiye ürettiği her model için sürekli royalty ödemeyi kabul ettiği belirtilmiş, anlaşmanın 1. maddesinin 3. fıkrasında da; bu anlaşmadaki modellerin imalatında lisans vericinin saptadığı ve gerekliliğini duyup, kendisinin veya kendisi için başkasının imal ettiği parçalar “Komponant” olarak isimlendirilmiştir.

Söz konusu lisans anlaşmasının 5. maddesinden modellerin üretiminde lisans vericinin kalite onayı alınmış kompanantlar haricindeki modellerin standart kalite şartlarını haiz olacağı ve bunların lisans vericinin yazılı onayı olmadan yükümlü şirket tarafından üretim ve tamir amaçları dışında başka hiç bir amaçla kullanılamayacağı, ayrıca, kompanantların, lisansı alan tarafından üretilecek modellerde Sony firması dışındaki bir üretici ya da satıcıdan sağlanması halinde; Sony firmasının yazılı onayı olmadan, bu türden kompanantları Sony üretiminde kullanmamayı, ya da tamir parçası olarak satmamayı ve dağıtmamayı yükümlü şirketin kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Bu sözleşmeye göre, ithal eşyası televizyon parçalarının (kompanantların) lisans anlaşması kapsamındaki televizyon modelleri üretiminde kullanılması halinde, üretilen her televizyon modeli için yurt dışındaki yabancı firmaya Royalty ödenmesi zorunlu bulunduğundan ve söz konusu ödemenin komponentlerin lisansı veren Sonya firmasından ithaliyle sınırlandırılmamış olmasına göre, ithal eşyasının normal kıymetine, royalty ücretinin (kullanma hakkı karşılığının) dahil edileceği tabiidir.

Yükümlü şirket vekilince, hernekadar ithal eşyasının Sony marka televizyon üretiminde kullanılmadığı, dolayısıyla “royalty”nin söz konusu olamayacağı ileri sürülmekteysede, belge ibraz edilmek suretiyle kanıtlanamayan soyut nitelikteki bu iddia sonucu etkili değildir.

Bu itibarla; mahkemece ek tahakkukun onanmasına karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1988/1333

Karar No: 1989/1486

Tarihi: 16.06.1989

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: İthal edilen eşya kıymetinin akit tarihindeki “normal fiyata” uygun beyan edilmediğinin tespiti halinde gümrük yönetmeliğinin değişik 243. maddesi hükmünün olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, idarece hazine ve dış ticaret müsteşarlığı ihracatı geliştirme etüd merkezi dış ticarette fiyat takip ve değerlendirme dairesi başkanlığı nezdinde araştırma yapılarak tespit edilip ek tahakkuka esas alınan eşya kıymetinin normal fiyat olarak kabul edilmesi gerektiği hakkında.

Uyuşmazlık, Gümrük Giriş Beyannamesiyle ithal edilen kakoa için beyan edilen kıymetin idarece noksan olduğu tespit edilerek yapılan ek tahakkuku terkin eden Vergi Mahkemesi kararının bozulması isteminden ibarettir.

1615 sayılı Gümrük Kanununun “Eşyanın kıymeti” başlığını taşıyan 65. maddesinin 1. fıkrasında; “ithal eşyasının gümrük vergisine esas olan kıymeti, gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki normal fiyatıdır” denilmiş, 2. fıkrasında; “Normal fiyat, birbirinden müstakil bir alıcı ile bir satıcının tam ve serbest rekabet şartları içinde uyuştuğu farz olunan fiyattır.

Bu fiyat tespit olunurken;

a) Eşyanın alıcıya Türkiye’de giriş liman ve mahallinde teslim edildiği,

b) Eşyanın satışına ve Türkiye’de giriş liman veya mahallinde teslimine müteallik bütün masrafların satıcıya ait bulunduğu, dolayısıyla normal fiyata dahil olduğu,

c) Türkiye’de ödenmesi gereken vergi ve resimlerin alıcıya ait olduğu dolayısıyla normal fiyata dahil bulunmadığı farz olunur” denilmek suretiyle ithal eşyasının gümrük vergisine esas kıymeti olan “normal fiyatın” tanımı yapılmıştır. Aynı maddenin 20.04.1983 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren (2817 sayılı Kanunla değişik) 5. fıkrasında da “Vergi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki fiyat esas olmakla beraber mükellefin akde uygun olarak ödediği yada ödeyeceği fiyatın tahakkuka esas alınacağı haller, taraf olduğumuz anlaşmalar ve milli ve milletlerarası ticari teammüllerde nazarı itibara alınmak suretiyle Bakanlıkça tespit olunur” denilmiştir.

Gümrük Yönetmeliğinin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve bu Yönetmeliğe Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Yönetmelik’in 243. maddenin C fıkrasını değiştiren 48. maddesinde,” 1.mükellefin akde uygun olarak ödediği yada ödeyeceği fiyatın tahakkuka esas alınacağı haller aşağıda gösterilmiştir.

a- Akit tarihi ile vergi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarih arasında 6 aydan fazla bir süre bulunmaması halinde bu süre içinde meydana gelen fiyat değişmeleri nazarı itibare alınmayacak, akit tarihindeki normal fiyata uygun olarak beyan edilen kıymet tahakkuka esas tutulacaktır.

b) a bendinde belirtilen süreden sonraki 6 ay içerisinde de %20 yi aşmayan fiyat değişmeleri halinde yukarıdaki bent hükümlerine göre işlem yapılır. Bu ikinci altı aylık süre içinde %20 yi aşan fiyat değişmeleri olması veya bu sürenin aşılması halinde gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki normal fiyatı esas alınır” denilmek suretiyle 5. fıkranın değişik hükmünde öngörülen, “mükellefin akde uygun olarak ödediği veya ödeyeceği fiyatın tahakkuka esas alınacağı haller” tespit edilmiş bulunmaktadır. Yeni yönetmelik hükmüne göre, belirtilen sürelerin ve oranların aşılmaması halinde, bu süreler ve oranlar içinde meydana gelen fiyat değişiklikleri vergi tahakkukunda nazara alınmayacak yani, vergi ödeme mükellefiyetinin başladığıtarihteki “normal fiyat” esası uygulanmayacaktır. Bunun ilk ve önemli koşulu, eşya kıymetinin akit tarihindeki “normal fiyata” uygun beyan edilmesidir. Burada sözü edilen normal fiyat şüphesiz 65. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında tanımı yapılan “normal fiyat”tır.

Dairemizin süregelen içtihatlarıyla da, ek tahakkuka esas alınan eşya kıymetinin satış akdinin yapıldığı tarih itibariyle saptandığı ve bu tespitler arasında oluşan farklılık üzerinden ek tahakkuk yapıldığı hallerde, yükümlüler tarafından idarece tespit edilen bu fiyatın beyannamenin tescil edildiği tarihte daha düşük olduğunun iddia ve tevsik edilememesi hallerinde ek tahakkuka esas alınan eşya kıymetinin normal fiyat olarak kabul edilmesi gerektiği görüşü benimsenmiş bulunmaktadır.

Yukarıda değinildiği gibi yönetmelik hükmünde akit tarihi ile beyannamenin tescil tarihi arasında geçen süre dolayısıyla meydana gelen fiyat farklılığı hallerinde uygulanacak esaslara yer verilmiştir.

Olayda idarece beyannamenin tescil tarihi itibariyle değil, akte uygun olarak fatura tarihi itibariyle beyan edilen fiyatın gerçeği yansıtmadığı hususu Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi Dış Ticarette Fiyat Takip ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı nezdinde yapılan araştırma sonucu saptanmış bulunmasına göre yukarıda sözü edilen yönetmelik hükmünün bu halde uygulanması hukuken mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına, tarhiyatın aynen onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 2002/1062

Karar No: 2005/2449

Tarihi: 13.10.2005

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

2576 s. BölgeİdareMahK/7, Ek1

2577 s. İYUK/5, 15

2709 s. AY/37

İstemin Özeti: Faiz karşılığı borç para vermek suretiyle ikrazatçılık yaptığından bahisle, inceleme raporuna dayanılarak, davacı adına mükellefiyet tesis ettirilmesine ilişkin işlem ile 1999/ Eylül, Ekim ve Kasım dönemleri için banka ve sigorta muameleleri vergisi tarh edilmesi ve vergi zıyaı cezası kesilmesine ilişkin işlemleri; davacı lehine tesis ettirilen ipoteklerin, gerçekte faiz karşılığı borç para vermeye ilişkin olduğundan bahisle işlem tesis edilmiş ise de; olayla ilgisi tabii ve açık olan kişilerin davacıdan satın aldıkları motorlu taşıtlar nedeniyle davacı lehine ipotek tesis ettirdiklerini, herhangi bir faiz ödemesinde bulunmadıklarını ifade etmeleri karşısında, faiz karşılığı borç para verildiğine ilişkin tespitte bulunulmadan tesis edilen işlemlerin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal eden Antalya Vergi Mahkemesinin 16.10.2001 gün ve E:2001/224; K:2001/689 sayılı kararının; inceleme raporu uyarınca tesis edilen işlemlerin yerinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Tetkik Hakimi Abidin İLDEŞ’in Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı Kanunun 49’uncu maddesinin 1’inci fıkrasında sayılan bozma nedenlerine uymadığından, temyiz istemi reddedilerek kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Mukaddes ARAS’ın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49’uncu maddesinin 1’inci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Temyiz başvurusu; davacı Şirket adına, mükellefiyet tesis ettirilmesine ilişkin işlem ile 1999/Eylül, Ekim ve Kasım dönemleri için salınan katma değer vergisine ve kesilen vergi zıyaı cezasına dair işlemin iptali istemiyle aynı dilekçeyle açılan davanın esasına girilerek kurul halinde verilen vergi mahkemesi kararının bozulması istemine ilişkindir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 5’inci maddesinin 1’inci fıkrasında, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunması halinde birden fazla idari işlemin bir dilekçe ile idari davaya konu edilebilmesine olanak tanıyan düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyen idari uyuşmazlıkların aynı dava içerisinde görülmeleri sağlanarak, gereksiz zaman israfı ile masrafın önlenmesi ve farklı kararların verilebilmesi riskinin ortadan kaldırılmasıdır. Ancak; aralarında maddede aranan biçimde bağlılık ya da ilişki bulunsa bile, birden fazla idari işlemin aynı dilekçeyle idari davaya konu edilebilmesi için; bu durumun, kamu düzeni için öngörülen usul ve görev kurallarını ve bu kurallarla korunan ve Anayasa’nın 37’nci maddesinde öngörülen “kanuni hakim ilkesi” ni ihlal ediyor olmaması da gereklidir. Örneğin; bu nedenle, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak görevine giren davaya konu edilebilecek nitelikteki bir işlemle, idare veya vergi mahkemelerinin görevine giren davalara konu olması gereken bir işlemin; idare ve vergi mahkemelerince kurul halinde çözümlenmesi gereken davaya konu edilebilecek işlemle, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanunun 7’nci maddesi uyarınca, bu mahkemelerin hakimlerinden biri tarafından görülebilecek nitelikteki davaya konu edilmesi gereken işlemin, aralarında açıklanan nitelikteki bağlılık veya ilişkiye karşın; birlikte ve aynı dilekçe ile aynı yargı yerinde idari davaya konu edilmeleri olanaklı değildir. Böyle bir duruma, kamu düzeniyle ilgili olan görev kuralını ve uyuşmazlık konusu belli miktarı geçmeyen davaların tek hakimce çözümlenmesini zorunlu kılan “kanuni hakim ilkesi” ni ihlal edici sonuçları nedeniyle izin verilemez.

Aynı nedenle, her biri ayrı idari davaya konu edildiğinde, bir kısmı idare ve vergi mahkemelerinin hakimlerinden biri tarafından, bir kısmı ise kurul halinde çözümlenmesi gereken; yani yarattıkları idari uyuşmazlıkların çözümü tek hakimin veya kurulun görevine giren birden fazla işlemin, davanın idare ve vergi mahkemelerinin kurul halindeki oluşumuyla çözümlenmesini gerektirecek ve bu davalarda verilecek kararların tabi oldukları olağan kanun yolunun değişmesi sonucunu yaratacak biçimde birlikte ve aynı dilekçe ile idari davaya konu edilmeleri de uygun görülemez.

Bu bakımdan; 2576 sayılı Kanunun yukarıda sözü edilen 7’nci maddesinde tek hakimle görülmesi gereken davalar için öngörülen ve anılan Kanunun 4577 sayılı Kanunun 4’üncü maddesiyle değişik Ek 1’inci maddesi uyarınca yeniden değerleme oranında yapılan artırma sonucu davanın açıldığı yıl için tespit olunan 1.560.000.000.- liralık sınırın altında kalan, vergilendirme ve ceza kesme işlemini ve mahkemenin kurul halindeki oluşumuyla çözümlenecek mükellefiyet tesisi işlemini konu edinen davaya ait olan ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 5’inci maddesinin 1’inci fıkrasına uygun bulunmayan dilekçenin, Mahkemece, aynı Yasanın 15’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (d) bendi uyarınca reddedilmesi gerekirken; dosyanın tekemmül ettirilerek, davanın esası hakkında karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

Bu nedenle, temyiz isteminin kabulüne, mahkeme kararının 2577 sayılı Kanunun 49’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının (c) bendinde, yer alan usul hükümlerine uyulmamasının bozma sebebi olduğuna dair hüküm uyarınca bozulmasına, bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 13.10.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

AYRIŞIK OY

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Aynı dilekçe ile dava açılabilecek haller” başlıklı 5’inci maddesinin 1’inci fıkrasında; aralarında maddi ve hukuki yönden bağlılık ya da sebep sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı tek dilekçe ile dava açılabileceği yolundaki hüküm, 10.6.1994 tarih ve 4001 sayılı Kanunla değiştirilerek, “maddi veya hukuki yönden bağlılık” tek dilekçe ile dava açılabilmesi için yeter sebep olarak kabul edilmiştir. Bu hükmün vergi yargısı açısından uygulanabilirliği birçok durumda olanaksızdır. Zira, vergiyi doğuran olay aynı olmakla birlikte, idari yargıdaki mevcut görev dağılımı karşısında, farklı yargı yerlerinin yargısal denetimine ihtiyaç duyan birden fazla işlem söz konusu olmaktadır. Şöyle ki; vergi uyuşmazlıklarında, her ne kadar bidayet mahkemesi olarak vergi mahkemeleri yetkili ise de, uyuşmazlık konusu miktar itibarıyla tek hakimce verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesi nezdinde itiraz yolu; heyetçe verilen mahkeme kararına karşı Danıştay nezdinde temyiz yolu öngörüldüğü gibi, verginin konusu itibarıyla da Danıştay vergi dava daireleri arasında görev dağılımı bulunmaktadır. Bu bakımdan, tek dilekçe ile dava açabilecek hallerin sınırlı olduğu açıktır.

Hakkın, sahibine teslimi olarak da adlandırabileceğimiz, “yargılama” nın, bu işlevini yerine getirirken kullanacağı aygıt usul hükümleridir. Başka deyişle, usul araçtır. Ancak, usul hükümleri, özünde kamu düzenini korumayı amaçladığından, bu hükümlere aykırılık, birçok durumda işin esasına girilmeden yargılamanın sonuçlandırılmasını gerektirir ki, bu, hukuk güvenliğinin sağlanması açısından da zorunludur. Bu bakımdan, usul hükümlerine uyma yargı yerleri açısından genel bir zorunluluktur.

Kural bu olmakla birlikte, vergi yargısında, uyuşmazlık konusu tutar yönünden, 2577 sayılı Kanunun yukarıda anılan 5’inci maddesine sıkı sıkıya bağlılık; vergiyi doğuran olayın ve bunun sonucunda salınan verginin aynı olmasına karşın, uygulamada da rastlanıldığı gibi, tek hakimce verilen kararlar ile heyetçe verilen kararların farklı olmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak da, kamu düzenini koruma adına, kamu düzenini ve hukuk güvenliğini sarsıcı bir görünüm ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki bu durum, davaların en hızlı ve en ekonomik bir biçimde sonuçlandırılması olarak tanımlanan “usul ekonomisi” ne de aykırılık teşkil etmektedir.

Bu nedenle, aralarında maddi ve hukuki yönden bağlılık ve sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı tek dilekçe ile dava açılmasında kamu düzenine aykırılık söz konusu olmadığından, işin esasının incelenmesi gerektiği oyu ile karara karşıyım.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 2000/9869

Karar No: 2003/4889

Tarihi: 02.12.2003

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

213 s. VUK/30, 134, 256

2577 s. İYUK/2

3065 s. KDVK/54

İstemin Özeti: Sahte fatura ticareti yapmak amacıyla kurulduğu ileri sürülen …. Limited Şirketinin, davacılar adına düzenlediği faturaların, davacı Ortaklıkça yasal defterlere kayıt edilip edilmediğinin tespiti amacıyla istenilen defter ve belgelerin, incelemeye ibraz edilmemesi üzerine, tüm indirimlerin reddi suretiyle salınan katma değer vergisine ve kesilen kaçakçılık cezasına ilişkin işlemi; dosyanın incelenmesinden, dava konusu işlemin, …. Limited Şirketince düzenlenen faturaların kullanıldığı kabul edilip, bu faturalarda kayıtlı katma değer vergisinin indirimi reddedilerek, beyannamelerin yeniden düzenlenmesi suretiyle tesis edildiğinin anlaşıldığı; olayda, defter ve belgeler incelemeye ibraz edilmediği için re’sen takdire gidilmesi yerinde ise de, davacı ortaklıkça mahkemelerine ibraz edilen ilgili dönem defter ve belgelerinin incelenmesinden, idarece sahte olduğu belirtilen faturaların yasal defterlere kayıtlı olmadığının; ayrıca, inceleme elemanınca, anılan Limited Şirketçe davacı Ortaklığa gerçekte mal satılmadığına ilişkin yapılmış bir tespitin de bulunmadığının anlaşıldığı; hal böyle olunca, dava konusu işlemde yasal isabet görülmediği gerekçesiyle iptal eden …. Vergi Mahkemesinin 6.7.2000 günlü ve E: 2000/5; K: 2000/172 sayılı kararının; inceleme raporuna dayanılarak tesis edilen işlemde isabetsizlik bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği yolundadır.

Tetkik Hakimi ….’nın Düşüncesi: Olayda, dava konusu işlemin, defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi üzerine, Aralık.1994 döneminden devreden 3.781.559.- lira tutarındaki katma değer vergisi dışında, diğer tüm indirimlerinin reddedilmesi suretiyle tesis edildiği dikkate alındığında; Vergi Mahkemesince, uyuşmazlığın, …. Limited Şirketince düzenlenmiş olan faturaların kullanılıp kullanılmadığının tespitine ilişkin bulunduğu kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmasında isabet bulunmamaktadır.

Bu nedenle temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı ….’ın Düşüncesi: Mükellef şirketin yapılan vergi incelemesinde vergi inceleme elemanı tarafından istenen kanuni defterlerin ve belgelerin ibraz edilememesi sebebiyle tarh ve tebliğ edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisi aleyhine açılan dava üzerine kaçakçılık cezalı katma değer vergisini tarhiyatını terkin eden …. Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması talep edilmektedir.

Mükellef şirketin yapılan vergi incelemesinde vergi inceleme elemanı tarafından istenen kanuni defter ve belgelerin mücbir sebeple ibraz edilemediği, ancak sonradan bunların temin edilerek ibraz edileceği bildirildiği halde, bu ibrazın kabul edilmeyerek yapılan kaçakçılık cezalı tarhiyat aleyhine açılan dava sırasında da aynı mücbir sebebin dermeyan edilerek söz konusu belgelerin incelenmesi için ibraz edilebileceğinin bildirilmesi üzerine Mahkeme, ara kararı ile getirttiği söz konusu defterlerin incelenmesi neticesinde kanuni süresi içinde tasdik edilmiş oldukları ve mükellef şirket tarafından yapılmış olan katma değer vergisi indirimlerine ilişkin faturaların bu defterlere kayıtlı olduklarının tespiti üzerine dava konusu kaçakçılık cezalı katma değer vergisi tarhiyatını terkin etmiştir. Mahkeme ara kararı ile söz konusu defter ve belgeler üzerinde inceleme yapılması yerinde bulunmaktadır. Ancak bu inceleme sırasında davalı vergi dairesine de haber verilerek, vergi dairesince de söz konusu faturaların incelenmesi suretiyle bunların gerçek fatura olup olmadıklarının tespiti gerekmektedir. Nitekim Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun Esas No. 2001/321 ve Karar No. 2001/468 sayılı kararı ile Esas No. 2001/154 ve Karar No. 2001/290 sayılı kararı da bu yöndedir. Bu durumda vergi dairesince faturalar üzerinde yapılacak inceleme neticesinde faturaların gerçek mal ve hizmet alımına ilişkin olup olmadıkları tespit edilmeden bir karar verilmesi mümkün olmadığından, davalı vergi dairesince söz konusu faturalar üzerinde inceleme yapılmasını temin edilerek bir karara varılmak üzere …. Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dosyanın incelenmesinden; davacı Ortaklığın 1994 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 14.7.1997 tarih ve 1999-46-25 sayılı inceleme raporu uyarınca, kimi indirimlerinin reddedilmesi sonucu, Aralık 1994’ten Ocak.1995 dönemine devreden “indirilecek katma değer vergisi” tutarının 3.781.559.- lira olarak belirlendiği, bu arada düzenlediği tüm faturaların sahte olduğu ileri sürülen …. Limited Şirketinin 1995 yılında düzenlediği faturalar arasında, davacı Ortaklık adına düzenlenmiş faturalar da olduğunun saptanması üzerine, bu faturaların kullanılıp kullanılmadığının tespiti bakımından, davacı ortaklıktan, 1995 yılı defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmesinin istenildiği, defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi üzerine de, inceleme elemanınca, tüm indirimlerin reddi ve Aralık 1994 döneminden devreden katma değer vergisinin 3.781.559.- lira olduğu kabul edilmek suretiyle, re’sen kaçakçılık cezalı tarhiyat yapılmasının önerildiği; bu doğrultuda tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada; Vergi Mahkemesince, uyuşmazlığın; …. Limited Şirketince davacı Ortaklık adına düzenlenen faturaların, yasal defterlere kayıt edilip edilmediğinin tespitine ilişkin bulunduğu kabul edilmek suretiyle incelenip; davacı Ortaklıkça Mahkemelerine ibraz edilen defter ve belgelerin incelenmesinden de, söz konusu faturaların kullanılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle iptal edildiği anlaşılmaktadır.

Olayda, dava konusu işlemin, defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi üzerine, Aralık 1994 döneminden devreden 3.781.559.- lira tutarındaki katma değer vergisi dışında, diğer tüm indirimlerinin reddedilmesi suretiyle tesis edildiği dikkate alındığında; Vergi Mahkemesince, uyuşmazlığın, …. Limited Şirketince düzenlenmiş olan faturaların kullanılıp kullanılmadığının tespitine ilişkin bulunduğu kabul edilmek suretiyle hüküm verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Öte yandan; Türk Vergi Sistemi, vergiyi doğuran olayın belgelendirilmesi ve bu belgenin de belli süreler içerisinde yasada öngörülen defterlere kaydedilmesi esasına dayalıdır. Belge ve kayıt düzeni adı verilen bu esasın amacı; mükelleflerin ve mükelleflerle hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişilerin vergi ile ilgili muamelelerinin, mükelleflerin servet, sermaye ve hesap durumları ile faaliyet ve hesap neticelerinin belli edilmesinin, denetlenmesinin, incelenmesinin ve tespitinin sağlanmasıdır. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 54’üncü maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun belge ve kayıt düzeni ile ilgili maddelerinde bu amacın sağlanmasını olanaklı kılacak düzenlemelere yer verilmiştir.

Sözü edilen yasa maddelerinde öngörülen usul ve esaslara uygun olarak düzenlenen belge ve bu belgelere dayanılarak yapılan kayıtlar, Vergi Hukukunda “ilk görünüş ya da doğruluk karinesi” adı verilen bir hukuksal ön kabulden yararlanırlar. Ancak, Vergi Usul Kanununun 3’üncü maddesinin “İspat” başlıklı (B) fıkrasına göre, usulüne uygun olarak düzenlenen belge ve kayıtlarla tevsik edilen hukuki muamelelerin vergilendirmeye esas alınabilmesi için, bu biçimsel uygunluk yeterli değildir. Ayrıca; belge ve kayıtlarla tespit edilen hukuki muamelenin gerçek durumu yansıtıyor olması da gereklidir. Bu bakımdan; biçimsel olarak kanuna ve kanunun vermiş olduğu yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan idari düzenlemelere uygun olan belge ve kayıtların vergilendirilmeye esas alınabilmesi için, ilgili oldukları muamelelerin gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Bunu yapma külfeti de, yukarıda sözü edilen (B) fıkrasında öngörülen ilkelere göre, vergi idaresine aittir.

Vergi idaresinin kendi dışında oluşan vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini ortaya çıkarabilmesi ise, düzenlenme ve kayıt zorunluluğu getirilmesinde güdülen amaç yukarıda açıklanan, belge ve defterlerin istenildiğinde vergi idaresinin denetim ve incelemesine sunulması ve gerektiğinde, şekline ve usulüne uygun belgelerle tevsik edilen hukuki muamelelerin karşı tarafı nezdinde inceleme ve araştırma yapılması ile olanaklıdır. Bu amaçla, Vergi Usul Kanunu’nun 256’ncı maddesinde mükelleflerle, vergiyi doğuran olayla ilişkisi olan, gerçek ve tüzel kişilere muhafaza ettikleri her türlü defter, vesika ve karneleri muhafaza süresi içinde yetkili makam ve memurların istemeleri üzerine ibraz zorunluluğu getirilmiş; aynı Kanunun 134’üncü ve devamındaki maddelerde de, vergi idaresine mükellef ve mükellefle hukuki ilişkide bulunan kişi ve kuruluşlar nezdinde vergi incelemesi yapma yetkisi tanınmıştır. İlk aşamada biçimsel doğruluk karinesinden yararlanan belgelerin vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetiyle uygunluğunun, ancak bu yetki kullanılarak ortaya çıkarılması durumunda, bu belgelerin yapılacak veya daha önce yapılan vergilemeye esas alınması olanaklıdır.

Bütün bu açıklamalardan; usulüne uygun olarak düzenlenen belge ve kayıtların vergilemeye esas alınabilmesi veya yapılan vergilendirme işleminin doğruluğuna kanıt olabilmesi için, ibrazın vergi idaresine veya karşıt incelemeye yetkili elemanına yapılmış olması gerektiği sonucu çıkarılmaktadır.

Esasen; ibraz zorunluluğunu ve karşıt inceleme yetkisini öngören Vergi Usul Kanunu’nun, vergi idaresinin görev ve yetkileri ile vergilendirmede izlemek zorunda olduğu yöntemleri düzenleyen bir idari usul yasası olması da, bunun göstergesidir. Yasada öngörülen zorunluluğa karşın, usulüne uygun olarak verilen süre içerisinde, haklı mazeret olmaksızın, belge ve defterlerin ibrazından kaçınılması, vergi idaresinin denetiminden saklanmak istenilen kimi durumların olduğu ve bunların karşıt inceleme yoluyla ortaya çıkarılmasının engellenmesinin amaçlandığı anlamına gelir. Vergi Usul Kanunu’nun 30’uncu maddesinin 2’nci fıkrasının 3’üncü bendinde, bu Kanuna göre tutulması zorunlu olan defterlerin hepsinin veya bir kısmının vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesinin, dönem matrahının resen takdirini gerektiren, ayrı bir durum olarak öngörülmüş olmasının nedeni de, budur.

Bilindiği üzere; idari yargı yetkisi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesinin 2’nci fıkrasında, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlandırılmıştır. İdari yargı yerlerinin bu denetim yetkisi, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsar; yoksa, söz konusu yetkilerin idari yargı yerlerince kullanılması sonucu yaratmaz. Böyle olunca; vergi mahkemelerinin, vergi idaresine ait vergi incelemesi ve karşıt inceleme yapma yetkisinin kullanılışının hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinecekleri; onların yerine geçerek, vergi incelemesi ve karşıt inceleme yoluyla defter kayıtlarının ve bu kayıtların dayanağı olan belgelerin gerçek durumla uyumlu olup olmadıklarını araştıramayacakları tabiidir. Bunun sonucu olarak; vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elemanına ibraz edilmediği için, biçimselliğinin gerçek mahiyetle uyumlu olup olmadığı tespit edilemeyen defter ve belgelerin, çıkan uyuşmazlık dolayısıyla açılan idari davada, karşıt inceleme yetkisi bulunmayan idari yargı yerince, davacı lehine verilecek karara dayanak alınması, vergilemede esas olan “gerçek mahiyet” için biçimselliğe feda edilmesi anlamına gelir ki, vergiyle ilgili muamelelerinin gerçek mahiyetlerini vergi idaresinin denetiminden kaçırmayı düşünen vergi mükelleflerinin, bunu sağlamak amacıyla, defter ve belgelerinin inceleme elemanı yerine yargı yerlerine ibrazını yeğlemelerine yol açabilecek böyle bir anlayışa Kanun Koyucu’nun izin vereceği düşünülemez. Dolayısıyla, inceleme elemanına ibraz olunmayan defter ve belgelerin, gerçek mahiyete uygunluğu saptanmadan, yargı kararına esas alınması, açıklanan hukuki durumla bağdaşmaz.

Bu bakımdan; davada, Mahkemece, biçimsel kurallara uygun ve gerçek mahiyetle uyumlu olup olmadıklarının saptanması amacıyla, kendisine sunulan defter ve belgeler üzerinde davalı vergi idaresince inceleme yapılmasına olanak sağlanması ve idarece yapılacak bu incelemenin sonucu alındıktan sonra uyuşmazlığın karara bağlanması gerekir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne ve mahkeme kararının bozulmasına; bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 02.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1992/8516

Karar No: 1994/6228

Tarihi: 14.12.1994

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Yazarkasa aksamının ithalinde Katma Değer Vergisinden istisna olduğu hakkında.

Erenköy Giriş Gümrük Müdürlüğünce tescilli giriş beyannamesi muhteviyatı eşyaya ilişkin olarak yapılan ek tahakkuku; 1615 sayılı Gümrük Kanununa dayanılarak çıkarılan Gümrük Yönetmeliğinin 474. maddesinin 2. fıkrasında, yükümlülerin tahakkukun tebliğinden önce onaylı belgeyi bilahare ibraz edeceğini bildirerek muafiyet veya indirim farkının depozitoya bağlanmasını talep etmeleri halinde muafiyet veya indirim farkı 20.000.-lira ve daha az olduğu takdirde nakdi depozito; muafiyet veya indirim farkı 20.000.-liradan yukarı olduğu takdirde nakdi depozito veya banka teminat mektubu alınmak ve tahakkukun tebliği tarihinden itibaren üç ay içinde onaylı belgenin gümrüğe ibraz edileceğine dair mükellefçe yazılı bildirişte bulunmak kayıt ve şartıyla muafiyet veya indirim farkının teminata bağlanacağı, üç aylık sürenin bitiminden evvel başvurulmak şartıyla zorunlu sebepler nazara alınarak bu sürenin Bakanlıkça uzatılabileceğinin hükme bağlandığı, ithal edilen yazar kasa aksamının, 89/14338 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 3. maddesi ile getirilen istisnadan yararlanacak eşyalardan olduğunda ihtilaf bulunmadığı, ara kararlarına verilen cevaplardan ve eklenen belgelerden de, faturaların Gelirler Genel Müdürlüğünce anılan kararnameye uygun olarak onaylandığı ve bu belgenin süresi içinde gümrüğe ibraz edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle kaldıran İstanbul 5. Vergi Mahkemesinin 30.09.1992 gün ve 1992/2007 sayılı kararının; firmanın istisnadan yararlanmak için gerekli olan Gelirler Genel Müdürlüğünce onaylı faturaları, tahakkukun tebliğinden önce ibraz etmediği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine, kararın onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1991/4730

Karar No: 1993/1293

Tarihi: 06.04.1993

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

6183 s. AATUHK/10

ÖZETİ: İdarece teminat olarak kabul edilen taşınmaza teminat miktarı kadar haciz şerhi konulmuşsa, asıl borçlunun sonradan doğan ve kefalet kapsamı dışında vergi borcundan, taşınmazın teminat olarak gösteren kimsenin sorumlu tutulmasının mümkün olamayacağı hakkında.

1985 yılı Eylül döneminde yapılan ihracat nedeniyle iki ayrı şirketin 353.050.000 lira ve 30.530.087 lira olmak üzere 383.580.087 lira tutarındaki katma değer vergisi alacağının iadesi sırasında teminat olarak gösterilen taşınmaz üzerine ihracatçı şirketlerden birinin haksız yere vergi iadesi aldığının anlaşılması sonucu iade konusu 353.050.000 lira ve buna bağlı olarak kesilen kaçakçılık cezasının toplam miktarı olan 2.126.074.400 lira amme alacağı için uygulanan ihtiyati haciz işlemine karşı açılan davada; Danıştay Yedinci Dairesinin bozma kararına uyarak, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununun 10. maddesi belirtildikten sonra, olayda, vergi dairesi müdürlüğü tarafından yukarıda anılan kanun maddesi uyarınca teminat olarak kabul edilen taşınmazın tapu kaydına da teminat miktarı olan 353.050.000 lira ile sınırlı olmak üzere haciz şerhi koydurulduğunun dosyada mevcut Beşiktaş Tapu Sicil Müdürlüğü yazısından anlaşıldığı, bu durumda, asıl borçlunun sonradan doğan ve daha önce verilmiş kefalet kapsamı dışında kalan vergi borcundan, taşınmazısını teminat olarak gösteren ve kefil olan kimsenin sorumlu tutulmasına hukuken imkan bulunmadığı, bu nedenle, teminat altına alınan amme alacağından daha fazla olarak davacı adına uygulanan ihtiyati haciz işleminde kanuna uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle haczin teminat miktarı olan 353.050.000 lirayı aşan kısmının kaldırılması yönünden verilen İstanbul 5.Vergi Mahkemesinin 3.05.1991 gün ve 1991/987 sayılı kararının; uygulanan haciz işleminin Borçlar Kanununun 110., 483. ve 487. maddelerinden bahisle, yasaya aykırı olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Vergi Mahkemesi kararlarının Danıştay tarafından bozulması halinde yeniden verilecek kararlara karşı Danıştay’a yapılacak temyiz başvurularının Vergi Mahkemesince bozma esaslarına uyulmuş olup olmadığı yönünden incelenmesi mümkün olup, olayda bozmaya uyulmuş olduğu dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı cihetle temyiz isteminin reddine karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1990/3514

Karar No: 1991/2471

Tarihi: 08.10.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

6183 s. AATUHK/41, 44

213 s. VUK/170

ÖZETİ: Çekle yapılan ödemelerde çekin postaya verildiği tarihin ödeme tarihi sayılmayacağı hakkında.

Ekim 1988 dönemi dahili tevkifatı ile katma değer vergisine ait gecikme zammının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrini “ödeme süresinin son gününde taahhütsüz olarak postaya verilen çekle ödenen vergilere, çekin vergi dairesine ulaştığı tarihte ödeme süresinin geçmesi nedeniy le gecikme zammı hesaplandığı ve ödeme emri ile istenildiğinin anlaşıl dığı, idare tarafından, 213 sayılı Kanunun 170. maddesi hükmü uyarınca, yazılı bildirimlerin taahhütlü olarak postaya verilmesi halinde, verildiği tarihin taahhütsüz verilmesi halinde ise alındığı tarihin esas alınacağının ileri sürüldüğü ancak; anılan madde hükmü posta ile yapılan ödemelere değil “bildirimlere” ilişkin olduğundan olaya uygulama olanağı bulunmadığı, 6183 sayılı Kanunun 44. maddesinde, 41. maddeye göre yapılan ödemelerde çekin tahsil dairesine, postaya veya bankaya verildiği gün ödemenin yapılmış sayılacağının belirtildiği, maddede, postanın taahhütsüz mü yoksa taahhütlü mü olacağı yolunda herhangibir açıklama bulunmadığı, maddenin asıl amacının borçluyu gecikme zammından korumak olduğu, çekin adi posta ile gönderilmesi rizikosunun yükümlüye ait olduğu ve ziyaı halinde isbat aracından mahrum kalacağı, bu durumun yükümlüyü borcundan kurtarmayacağı olayda çekin davalı idarenin eline geçmesi ile borç ödenmiş olduğundan taahhütsüz olarak postaya verilmiş olması nedeniyle kamu alacağına gecikme zammı uygulanmasında isabet bulunmadığı” gerekçesi ile iptal eden İzmir 1.Vergi Mahkemesinin 21.02.1990 gün ve 1990/196 sayılı kararının bozulması istenilmektedir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun Hususi Ödeme şekilleri başlıklı 41. maddesinde “Maliye Vekaletinin tayin edeceği yerlerde, nev’ileri mezkur vekaletçe tespit edilecek amme alacaklarının, bu vekaletçe isimleri belirtilecek bankalar delaletiyle veya postaneler vasıta kılınmak suretiyle ödenebileceği Maliyle Vekaleti bu madde gereğince ödeme yapılmasını ihtiyar ettiği takdirde, ödemenin:

1-) Çizgili çek kullanılmak suretiyle,

2-) Mükellef hesabından aynı bankadaki ilgili Vergi Dairesi veya Merkez Bankası hesabına münakale suretiyle,

3-) Vergi dairelerinin veya Merkez Bankasının hesabı bulunan bankalara bu daireler hesabına ödeme suretiyle,

4-) Postaneler vasıta kılınmak suretiyle yapılmasını düzenlemeye selahiyetli” olduğu hükme bağlanmıştır.

Söz konusu madde hükmünde çizgili çek ile yapılan ödemelerde mektubun taahhütlü olarak postaya verileceği yolunda bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Hususi ödeme şekillerinde ödeme tarihini düzenleyen 6183 sayılı Kanunun 44. maddesinin 2975 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişen hükmünde ise, 41. maddeye göre yapılan ödemelerde çekin tahsil dairesine, postaya veya bankaya verildiği gün ödemenin yapılmış sayılacağı açıklanmıştır.

Olayda, yükümlü şirketin Ekim 1988 ayına ait katma değer vergisi beyan namesini kanuni sürede verdiği ve tahakkuk edecek vergiye karşılık olan çekin ise 25.11.1988 tarihinde adi olarak postaya verildiği, mektubun vergi dairesine 7.12.1988 tarihinde ulaşması üzerine geç ödeme yapılmasından dolayı tahakkuk eden vergi üzerinden hesaplanan gecikme zammının tahsili amacıyla yükümlü şirket adına ödeme emri düzenlendiği anlaşılmaktadır.

6183 sayılı Kanunun 41. maddesi hükmü uyarınca verilen yetkiye dayanılarak Maliye Bankanlığınca yayımlanan tebliğlerde çizgili çek ile yapılan ödemelerde, çekin taahhütlü mektup ile postaya verileceğine dair bir düzenleme yer almadığından 213 sayılı Kanunun 170. maddesinde yer alan ve yazılı bildirimlerin posta ile taahhütlü olarak gönderilmesinin caiz olduğu, bu takdirde bildirmenin postaya verildiği tarihin vergi dairesien verilme tarihi yerine geçeceği yolundaki genel hükmün ola ya uygulanması mümkün değildir.

Olayda, Ekim 1988 dönemine ait vergilerin; 25.11.1988 tarihli çek ile aynı tarihte taahhütsüz olarak postaya verildiği dosyada bulunan ve Vergi Dairesince düzenlenen 7.12.1988 tarihli tutanaktan anlaşılmakta olup, bu durumda vadesinde ödendiği anlaşılan vergiler için gecikme zammı tahakkuk ettirilmesi ve ödeme emri ile istenmesi yerinde görülmediğinden ödeme emrini iptal eden mahkeme kararında isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddine; Mahkeme kararının onanmasına karar verildi.

AYRIŞIK OY:

6183 sayılı Kanunun hususi ödeme şekilleri başlıklı 41. maddesinin 3418 sayılı Kanunla değiştirilen üçüncü fıkrasında, “postaneler vasıta kılınmak suretiyle yapılan ödemlerde, yapılan ödemelerin ilgili vergi dairelerine intikal etterilme süresi, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren azami 10 gündür” denilmekte aynı maddenin değişik beşinci fıkrasında da yapılan ödemelerin süresinde vergi dairelerine intikal ettirilmemesi halinde, söz konusu amme alacağının, tahsilatı yapın P.T.T. kuruluşundan gecikme zammı uygulanmak suretiyle alınacağı, değişik yedinci fıkrada ayrıca, tahsilatı yapan ilgili kuruluşların görevleri süresinde yerine getirmeyen sorumlularından, ödemeye konu olan amme alacağının %10’u nisbetinde ayrıca ceza tahsil olunacağı hükme bağlanmıştır. Banka vasıtasıyla yapılan ödemelerde de buna paralel şekilde süreler ve müeyyideler konulmuştur.

Yine 41. maddenin 3418 sayılı kararla değiştirilen 6. fıkrasında; postane veya posta çek merkezi müdürlerinin, postane vasıta kılınmak suretiyle yapılan ödemelerin belirlenen sürelerde ilgili vergi dairelerine intikal ettirilmesinden sorumlu oldukları belirtilmiştir. Diğer bir düzenleme ise 43. maddede mevcuttur. 2975 sayılı Kanunun 2. maddesiyle tadil edilen bu maddede “çeklerin postaya veya bankaya verildiği tarihle veya ençok bir gün önceki tarihle tanzim edilmiş olması gerektiği daha eski tarihli çeklerin kabul edilmeyeceği” hükme bağlanmıştır. Ayrıca çizgili çekle yapılan ödemelerin Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olduğu 6183 sayılı Kanununun 42. maddesinde yazılıdır.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 708. maddesi uyarınca bir çekin keşide edildiği yerde ödenecekse ongün, başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba ibraz edilme zorunluluğu vardır. Aynı maddede bu müddetlerin çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten itibaren işleyeceğide açıklanmaktadır.

6183 sayılı Kanununun 2975 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise; “41. maddeye göre yapılan ödemelerde çekin tahsil dairesine, postaya veya bankaya verildiği… gün ödeme yapılmış sayılır. 42. maddenin 2 numaralı fıkrası mahfuzdur.” hükmü mevcuttur.

44. maddenin; çekin bankaya verildiği gün ödeme yapılmış sayılacağına ilişkin hükmünün izahı kolaydır. Zira burada çek’in bankaya “ibrazı” söz konusudur. Banka tarafından on gün içinde muhataba intikal ettirilmesi yukarıda açıklanan hükümler gereğidir. Üstelik bu sürenin, çekte keşide günü olarak görsterilen günden başlayacağı, çekin de bankaya verildiği gün veya en çok bir gün evvel düzenlenmiş olması gerektiği, daha eski tarihli çeklerin kabul edilmeyeceği öngörülmüştür. Postaya verilen çekler içinde aynı hükümler geçerlidir. Zira maddelerde bankaya ve postaya verilenler yönünden hiçbir ayırım yapılmamıştır. Yani postaya verilen çeklerin maddedeki şekil şartlarına uygun düzenlenip düzenlenmediği posta idaresince incelenecek, bu şekle uygun değilse çek kabul edilmeyecektir. Ayrıca Vergi Dairesine gönderme süresi on gün olan çekin bu süresinin çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten itibaren işleyeceği Ticaret Kanununun 708. maddesinde yazılıdır.

Bütün bu koşulların, postaya verilen çeklerde var olup olmadığının ve çekin kabulü gerekip gerekmediğinin, ancak postaya “ibraz” edilen çekler için mümkün olabileceği, mektup zarfı içnde postalanan çeklerde yukarıda açıklanan amir hükümlerin hiçbirinin söz konusu olamayacağı çok açık bir husustur.

Bu nedenle 41. maddede posta çek merkezinden söz edilmektedir. Diğer bir deyimle, çekle yapılacak bütün ödemelerde posta çek merkezlerinin varlığının esas alındığı, çekin postaya verilmesinden çekin posta çek merkezine “ibrazının” amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Bütün bu düzenlemeler, banka veya posta vasıta kılınarak nakden yada çekle yapılacak vergi ödemelerinin sıkı kayıtlamalara, şekil şartlarına tabi tutulması, hukuki ve cezai sorumluluklar getirilmesi karşısında, 6183 sayılı Kanunun postaya veya bankaya verildiği gün ödemenin yapılmış sayılmasını öngören 44. maddesinin, çekin mektup zarfına konularak adi postayla gönderilmesi halini de kapsadığının kabulünü olanak sız kılmaktadır. Aynı sonuç taahhütlü mektup içinde geçerli olmaktadır.Bu nedenlerle, davanın kabulü gerektiği oyuyla karara karşıyım.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1987/1867

Karar No: 1991/211

Tarihi: 29.01.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: 1-) 1615/84. maddesinin son fıkrasında son itiraz merciinin kontrol genel müdürlüğü olduğu yolundaki hükmün 29.04.1983 tarihinde yürürlüğe girdiği,

2-) Menşe şahadetnamelerinde birden fazla ülkenin gösterilmesi halinde tavizli vergi uygulanamayacağına ilişkin hüküm olmadığından, AET üyesi ülke makamlarınca düzenlenen menşe şahadetnamesinin diğer herhangi bir yönden kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırılığı ileri sürülmediğine ya da eşyanın tavizden yararlanamayacağını gösteren başka sebep de gösterilmediğinden indirim farkına ilişkin olarak salınan verginin terkininde isabetsizlik bulunmadığı hakkında.

Uyuşmazlık; İstanbul Giriş Gümrük Müdürlüğünde tescil edilen gümrük giriş beyannamesi kapsamı eşyanın menşe şahadetnamesi üzerinde birden fazla ülke adı bulunduğu gerekçesiyle taviz uygulanmayarak salınan ek gümrük vergi ve resimlerini kaldıran Vergi Mahkemesi kararının bozulma sı isteminden ibarettir.

1615 sayılı Gümrük Kanununun 84. maddesinin son fıkrasında yer alan “Bakanlık Kontrol Genel Müdürlüğünce yapılan denetleme veya bu Genel Müdürlüğün görevi gereği takip ettiği işlemler sonucu çıkan ihtilaflarda bu maddede belirtilen itiraz mercii Kontrol Genel Müdürlüğüdür” şeklin deki hüküm 20.04.1983 gün ve 18024 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2517 sayılı Kanunla maddeye eklenmiş olup, 13.04.1983 tarihinde tescil edilen beyannameden doğan ihtilafa uygulanmayacağından ve yükümlünün, menşe şahadetnamesi kabul edilmeyerek yapılan ek tarhiyata karşı başvurusu üzerine itirazın kanunun öngördüğü şekilde sonuçlanması nedeniyle dava açıldığı anlaşıldığından, idarenin merci tecavüzü bulunduğu yolundaki iddiası yerinde görülmemiştir. İşin esasına gelince;

1615 sayılı Gümrük Kanununun 67. maddesinde: “Andlaşmalardan faydalanacak eşyanın akid memleket menşeli olduğunu veya o memlekette gördüğü tahavvül ve ameliyeler dolayısıyla öyle sayılmak lazım geldiğini bildirir yetkili makamlardan verilmiş menşe şahadetnamesinin gümrüğe verilmesi şarttır. Bu şahadetnamelerin tayin olunacak mercilerce tasdik edilmesini şart koşmaya Bakanlık yetkilidir.” denilmiş olup, Gümrük Yönetmeliğinin 261. ve sonraki maddelerinde de menşe şahadetnamesi aranacak haller ve menşe şahadetnamelerinde bulunması gereken bilgiler belirtilmiştir.

1615 sayılı Kanunun yukarıda anılan maddesiyle Gümrük Yönetmeliğinin ilgili maddelerinde menşe şahadetnamelerinde birden fazla ülkenin gösterilmesi halinde tavizli vergi uygulanmayacağına ilişkin açık bir hüküm yer almadığı gibi, 13.04.1983 gün ve 13960 sayı ile tescil edilen giriş beyannamesine ekli menşe şahadetnamesinin AET üyesi olan Hollanda yetkili makamlarınca düzenlendiği görülmekte olup, gümrüğünce kabul edilerek vergi tahakkukuna esas alınan şahadetnamenin diğer herhangi bir yönden kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırılığı ileri sürülmediğine ya da ithale konu eşyanın tavizden yararlanamayacağını gösteren bir başka sebep gösterilmediğine göre, Bakanlııın, iç talimatı niteliğindeki yazısına dayanılarak indirim farkına ilişkin olarak salınan verginin terkinine dair verilen vergi mahkemesi kararında isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddine, mahkeme kararının onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1990/5419

Karar No: 1991/1530

Tarihi: 08.05.1991

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Gümrük Kanunu ve yönetmelikte eşyanın, ithal edenin aracı ile taşınması halinde navlun bedeli hakkında bir hükme yer verilmediğinden ve beyan edilen navlun bedelinin yapılan kıymet araştırması ile normal olduğu saptandığından, ek tahakkukta isabet olmadığı hakkında.

Uyuşmazlık; Gümrük Müdürlüğünde tescili yapılan beyanname kapsamı eşyanın navlun faturasının ibraz edilememesi üzerine idarece saptanan kıymet üzerinden yapılan ek gümrük vergisi tarhiyatını; Gerek 1615 sayılı Gümrük Kanununda gerekse yönetmeliğinde, eşyanın ithal edenin aracı

ile taşınması halinde navlun bedeli hakkında bir hükme yer verilmediği, yükümlü şirketçe gümrük beyannamesinde ton başına 25 Amerikan Doları navlun bedeli beyan edildiği, mahkemelerince ara kararıyla İstanbul ve Marmara Bölgesi Deniz Ticaret Odasından ithal konusu eşyanın İtalyanın Perto-Torren limanından İzmit Dil İskelesi limanına kadar Aralık 1985 Ocak 1986 aylarındaki navlun ücretinin sorulduğu, cevaben 24, 25 Amerikan Doları olabileceğinin bildirildiği, bu durumda yükümlü tarafından beyan edilen navlun bedelinin düşük olmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle terkin eden Vergi Mahkemesi kararını aynı neden ve gerekçelerle onayan Dairemiz kararının düzeltilmesi isteminden ibarettir.

Dava Daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurulları kararlarının düzeltme yolu ile yeniden incelenebilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde yazılı nedenlerden birinin bulunması ile mümkün olup, dilekçe sahibinin ileri sürdüğü nedenlerin ise bunlardan hiçbirine uymaması karşısında yerinde olmayan isteğin reddine karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/1648

Karar No: 1993/1290

Tarihi: 05.04.1993

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: İhracat istisnası nedeniyle hak kazanılan iadeler dolayısıyla talep halinde herhangi bir şarta bağlı olmaksızın mahsup işleminin yapılması gerektiği hakkında.

Yükümlü şirketin 1987/Ekim döneminde beyan ettiği katma değer vergisinin yasal süresi içinde ödenmediğinden bahisle düzenlenip tebliğ edilen ödeme emrini; 24 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinin (A) bendinde; Devlet Harcama Belgeleri Yönetmeliğinin 77. maddesinin “Katma Değer Vergisi Kanununa Göre Yapılacak İadeler” bölümünün 2. fıkrasından 1.07.1985 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan değişiklikle, ihracat istisnası uygulaması nedeniyle, ihracatçılara veya ihraç edilmek şartıyla ihracatçılara mal teslim eden imalatçılara yapılması gereken iadelerde, hak sahiplerince kendilerinin veya mal veya hizmet satın aldıkları mükelleflerin katma değer vergisi ile veya diğer vergi borçlarına mahsubu talep edildiği takdirde, inceleme raporu ve teminat aranmaksızın mahsup işleminin yapılacağının belirtildiği, bu tebliğ hükümlerine uygun olarak ihracatçı şirketin bağlı bulunduğu vergi dairesince yükümlünün vergi borcu bulunan vergi dairesine yazılan yazıda, mahsup talebine ait düzeltme işlemlerinin yapılmakta olduğunun belirtilmiş olması karşısında, ödenmemiş ve kesinleşmiş bir vergi borcundan bahsetmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle iptal eden İstanbul 6.Vergi Mahkemesinin 9.02.1989 günlü, 1989/166 sayılı kararının; ihracatçı firmanın bağlı bulunduğu Vergi Dairesince herhangi bir mahsup işleminin yapılmamış olması nedeniyle, amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin yerinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, yükümlü şirketin ihraç kaydıyla teslim ettiği malların ihracı nedeniyle iadeye hak kazanılan katma değer vergisi alacağının yükümlü şirketin vergi borçlarına mahsup edilmesi yolunda ihracatçı firma tarafından 24.11.1987 tarihli dilekçenin Kocasinan Vergi Dairesine verildiği, anılan Vergi dairesince yükümlü şirketin bağlı bulunduğu Kağıthane Vergi Dairesine gönderilen 21.10.1988 gün ve 25737 sayılı yazı ile, ihracatçı firmanın yükümlü şirket lehine mahsup talebinde bulunduğunun ve düzeltme işlemlerinin yapılmakta olduğunun bildi rildiği, mahsup dilekçesinin dökümünün söz konusu yazıda yer aldığı, bunun üzerine, yükümlü şirket tarafından 1987/Ekim döneminde beyan edilen katma değer vergisi borcundan gerekli mahsup işlemi yapıldıktan sonra bakiyesinin tahsil edildiği ancak, mahsup işleminin yapıldığına ilişkin olarak Kocasinan Vergi Dairesinden herhangi bir yazı gönderilmediğinden bahisle mahsubu yapılan katma değer vergisinin tahsili amacıyla uyuşmazlık konusu ödeme emrinin düzenlenip tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

Devlet Harcama Belgelire Yönetmeliğinin 77. maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan ikinci fıkrasında, ihracat istisnası uygulaması nedeniyle ihracatçılara veya ihraç edilmek şartıyla ihracatçılara mal teslim eden imalatçılara yapılması gereken iadelerde; hak sahiplerince kendilerinin veya mal ve hizmet satıl aldıkları mükelleflerin katma değer vergisi veya diğer vergi borçlarına mahsubu talep edildiği takdirde inceleme raporu ve teminat aranmaksızın mahsup işlemi yapılacağı belirtilmiş, iade ve mahsubun şekli de 427 (M) seri nolu Muhasebat Genel Tebliğinde açıklanmıştır. Gerek ihracatçılar, gerekse ihraç edilmek kaydıyla ihracatçılara mal teslim eden imalatçılar hakkında, ihracat istisnası nedeniyle hak kazandıkları iadeler dolayısıyla talep halinde herhangi bir şarta bağlı olmaksızın mahsup işleminin yapılması sözü edilen yönetmelik hükmünün bir gereğidir.

Buna göre, ihracatçı şirket tarafından ilgili vergi dairesine başvurularak iadesine hak kazanılan katma değer vergisinin yükümlünün mahsubunu talep ettiği vergi borcuna mahsubunun istenilmesı ve anılan firmanın bu iadeye hak kazanmadığı yolunda bir iddia veya tesbitin de bulunmaması karşısında, mahsubu yapılan katma değer vergisinin ödeme emriyle istenilmesi yerinde bulunmadığından söz konusu ödeme emrinin iptali yolundaki mahkeme kararında isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddine, mahkeme kararının onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1989/1832

Karar No: 1992/1271

Tarihi: 24.04.1992

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

818 s. BK/386

ÖZETİ: Yatırımcı firmadan talep edilmesi gereken gümrük vergi, resim ve fonların mutemet firmadan istenemeyeceği hakkında.

Yaşar Denizcilik, Zeki Demir firması adına düzenlenmiş yatırım teşvik belgesi kapsamında olup, Gümrük Müdürlüğünde işlem gören giriş beyannamesi ile gümrük vergisi resimleri ve fonlardan muaf olarak ithal edilen eşyanın sözü edilen teşvik belgesinin Başbakanlık Devlet Planlama Müsteşarlığı Teşvik Uygulama Başkanlığınca iptal edilmesi nedeniyle daha önce tahsil edilmeyen vergi, resim ve fonların ithalatı gerçekleştiren mutemet firmadan istenilmesine ilişkin işlemin; 1615 sayılı Gümrük Kanunun 2. maddesinde; gümrük vergisinin ve bu vergi ile birlikte gümrükçe tahsil olunan diğer idarelere ait vergi, resim ve harçların yükümlüsünün T.C. Gümrük Hattından geçen ya da mal geçiren kişi olduğunun açıklandığı, maddedeki “mal geçiren kişi” deyimi ile gümrük vergisine konu malın sahibinin kastedildiği, mutemet firma ile yatırımcı firma arasındaki ilişkinin Borçlar Kanununun 386 ve devamı hükümlerinde düzenlenen vekalet akdinden olduğu, mutemet firmanın kendisine tevdi edilen hizmeti ifa ederek ithal ettiği malı yatırımcı firmaya teslim etmekle aralarındaki aktin son bulduğu, bundan sonraki her türlü yükümlülüklerin yatırıncı firmaya ait olması gerektiği, bu bakımdan yatırımcı firmadan talep edilmesi gereken gümrük vergi, resim ve fonların mutemet firmadan istenmesinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle iptali yolundaki Kocaeli 2.Vergi Mahkemesinin 1989/57 sayılı kararının; 1615 sayılı Gümrük Kanununun 2. maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti gümrük hattından geçen veya eşya geçiren her şahsın bu kanun ile buna dayanılarak çıkarılan tüzük, kararname ve yönetmelik hükümlerine uymakla mükellef olduğu, 3. maddesinin, vergi ödeme mükellefiyetinin, beyannamenin tescili ile başlandığı ve 60. maddesinin, gümrük idaresince tescil edilmiş olan beyannamenin taalluk ettiği eşyanın vergi, resim ve para cezalarından dolayı taahhüt mahiyetinde olarak mükellefi bağlayıp vergilerin tahakkukuna esas tutulacağı hükümlerini amir bulunduğu, dolayısıyla mutemet firmadan vergi ve resimlerin faizi ile birlikte tahsili gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine kararının onanmasına karar verildi.

Danıştay 7. Daire Kararı

T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

Esas No: 1987/4360

Karar No: 1989/1585

Tarihi: 15.06.1989

DANIŞTAY 7. DAİRE KARARI

ÖZETİ: Eşyaya uygulanacak gümrük giriş tarifesinin tayini eşyanın ismen yer aldığı pozisyondan ziyade, eşyanın teknik vasıfları itibariyle kullanıldığı yere göre yapılması gerektiğinden, uyuşmazlık konusu operasyon mikroskobunun teknik vasıfları itibariyle kullanıldığı yerin bilirkişiye incelettirilerek bunun sonucuna göre karar verilmesi gerektiği hakkında.

Uyuşmazlık, mükellef tarafından “optik mikroskoplardan operasyon mikroskopu (epmi 212) mutad teçhizatı ile birlikte kurulmanın komple” olarak 90.12.10 tarife pozisyonuna dahil ve %5 gümrük vergisine tabi olarak beyan edilen eşyanın gümrükçe yapılan incelemesinde 90.17.29 pozisyonuna uyan “Tababet ve cerrahlığa mahsus alet ve cihazların diğerlerinden göz, kulak, burun ve boğaz muayene ve cerrahinin de kullanılan sair mikroskop benzeri cihazlardan” olduğu tespit edilerek %35 vergi oranı üzerinden ek olarak salınan ve depoya bağlanan gümrük vergisinden doğmuş bulunmaktadır.

Konuyla ilgili Gümrük Giriş Tarifesi İzahnamesinde 90.12 pozisyonunda “Optik mikroskopların” açıklanmasında “Bu pozisyonlara dahil miskroskoplar optik aksamı (objektifler, aküler, aynalar vs) üzerinde bulunsun bulunmasın burada yer almaktadır. İmatörler, öğretmen ve öğrenciler vs. tarafından olduğu kadar sanayide ve araştırma labaratuvarlarında da kullanılmakta olan çeşitli tiplerdeki optik mikroskoplar meyanında üniversal mikraskoplar, polarizan mikroskoplar, metalografik mikroskoplar, atereaskopik mikroskoplar, inibas mikroskopları şekil çizici tertibatlı mikroskoplar most taşlarının muayenesine mahsus mikroskoplar, platin kısmı ısıtıcı veya ter kurucu tertibatlı mikroskoplar vs. zikredilebilir.” denilmiştir.

Gümrük Giriş Tarifesi İzahnamesinin Tababet, Cerahhlık, Dişçilik ve Veterinerliğe mahsus alet ve cihazların yer aldığı 90.17 pozisyonuna ilişkin açıklamada ise; “Bu pozisyon hemen hemen münhasıran doktorlar, cerahhalar, dişçiler, veterinerler, ebeler vs gibi meslek erbabı tarafından bir hastalığın teşhisi korunması veya tedavisi yahut ameliyat vs. maksadıyla yani genel bir deyimle bir hasta (insan veya hayvan) üzerinden müdahalede bulunmak amacıyla kullanılan geniş bir alet ve cihazlar topluluğunu içine almaktadır. Bu pozisyonda yer alan alet ve cihazlar her türlü maddeden (kıymetli madenler dahil) yapılmış olabilir.

Bu pozisyonda yer alan alet ve cihazlar optik tertibatla mücehhez olabileceği gibi, elektrik enerjisini muharrik kuvvet olarak yahut hastalığın korunması, tedavisi veya teşhisi maksadıyla da kullanılabilmektedir” denilmek suretiyle geniş bir alet ve cihazlar topluluğu bu pozisyonuna sokulmuştur.

Bu durumda uyuşmazlık konusu eşyaya uygulanacak gümrük giriş tarifesinin tayinin eşyanın ismen yer aldığı pozisyondan ziyade, eşyanın teknik vasıfları itibariyle kullanıldığı yere göre yapılması gerekir.

Dosyada mevcut uyuşmazlık konusu eşyaya ait katalogta söz konusu eşyanın cerrahi mikroskop olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan mahkemece verilen ara kararı üzerine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji anabilim Dalı-Başkanı tarafından gönderilen cevabi yazıda “söz konusu ameliyat mikroskoplarının ancak duvara monte edilebilen, daha çok muayene amacına yönelik mikroskoplar olduğu basit cerrahi girişimler içinde kullanılabileceği” belirtilmekte, yine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekamatrüktif Cerrahi Anabilim ba