Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

Vergistan web sitesinden faydalanmak üzere 13 yaşından gün almış bireyler, üyelik formunu eksiksiz doldurarak, Vergistan tarafından üyelikleri onaylanarak üye olabilirler. Üye adı üyeye özeldir. Aynı üye adı iki farklı üyeye verilemez.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2002/5812

Karar No: 2004/4949

Temyiz İsteminde Bulunan : Kemal Kiraz Maltepe Mah. Yamaç Sok. Şeref Sustan Eli İle ADAPAZARI

Karşı Taraf : Serdivan Belediye Başkanlığı SERDİVAN / ADAPAZARI

İstemin Özeti : Davacı adına kesilen imar para cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı görev yönünden reddederek dosyanın Sakarya idare Mahkemesine gönderilmesine karar veren Sakarya Vergi Mahkemesinin 4.3.2002 tarih ve 2002/66 temyiz no’lu kararı ile bu kararın temyizi üzerine aynı mahkeme tarafından verilen temyiz isteminin incelenmeksizin reddine ilişkin 14.5.2002 tarih ve 2002/66 sayılı kararı ile süreaşımı nedeniyle temyiz isteminin reddine ilişkin 28.6.2002 tarih ve 2002/ 66 sayılı kararının bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : Uyuşmazlıkta, 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesine göre ruhsatsız bina yaptığından bahisle davacı adına kesilen imar para cezasına ilişkin ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın, Vergi Mahkemesince görev yönünden reddedilerek dava dosyasının İdare Mahkemesine gönderildiği, görev ret kararının davacı tarafından temyizi üzerine Vergi Mahkemesince; 2577 sayılı Kanunun 15/4. maddesine göre davacı temyiz talebinin incelenmeksizin reddine ve bu kararın temyizi üzerine de kararın tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde temyiz talebinde bulunulmadığı gerekçesiyle istemin süreden reddine karar verildiği bu kararın davacı tarafından temyiz konusu yapılması üzerine dosyanın Danıştay’a gönderildiği anlaşılmaktadır.

2577 sayılı İYUK’nun 48. maddesinin 2 ve 6. fıkralarında sayılan haller dışında Vergi Mahkemesinin temyiz talebini inceleme yetkisi bulunmadığından, Mahkemece verilen süre ret ve temyiz incelenmeksizin ret kararlarının kaldırılmasından sonra temyiz incelemesine geçildiğinde; 2577 sayılı İYUK’nun 15/4 maddesi uyarınca görevle ilgili kararlar temyiz edilemeyeceğinden, Vergi Mahkemesince verilen görev ret kararına karşı yapılan temyiz isteminin incelenmeksizin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Aydemir Saydan’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından imar para cezasının kaldırılması istemiyle açılan davanın görev yönünden reddi ve dosyanın Sakarya İdare Mahkemesine gönderilmesine ilişkin 14.5.2002 tarih ve 2002/66 sayılı kararı üzerine, bu kararın da temyiz edildiği ve temyiz isteminin incelenmeksizin reddedildiği, incelenmeksizin ret karannında temyizi üzerine anılan mahkeme tarafından temyiz isteminin süreaşımı nedeniyle reddedildiği, davacı tarafından bu kararların temyizen incelenerek bozulması istemiyle verilen temyiz dilekçesi üzerine oluşturulan dosyanın dairemize gönderildiği anlaşılmıştır

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 48. maddesinin 2. ve 6. maddesinde sayılan haller dışında yergi mahkemelerinin temyiz istemlerini inceleme yetkileri bulunmadığından vergi mahkemesince verilen temyiz isteminin incelenmeksizin ret ve süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin kararlarında isabet görülmemiştir.

İşin esasına gelince;

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15. maddesinin 4001 sayılı Yasanın 7. maddesiyle değişik 4. fıkrasında; ilk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen; bu maddenin 1/a bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde yazılı gerçek hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe red kararları dışında, kararın düzeltilmesi veya temyiz yoluna; tek hakim kararına karşı ise itiraz yoluna başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.

Anılan yasal düzenleme uyarınca, aynı yargı düzeninde idari yargı içerisindeki idare ve vergi mahkemeleri ile Danıştay tarafından davanın görev ve yetki yönünden reddine, dosyanın görevli ve yetkili yere gönderilmesine ilişkin kararların temyizine yasal olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin incelenmeksizin reddine 13.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2000/3390

Karar No: 2002/5595

Temyiz İsteminde Bulunan :Arap Şükrü Turizm Ltd. Şti. Kuruçeşme Mah. Sakarya Cad. No:4 /BURSA

Karşı Taraf :Çekirge Vergi Dairesi Müdürlüğü /BURSA

İstemin Özeti :Yükümlü şirket adına 1995 yılına ilişkin olarak tarh edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı; Mahkemelerince verilen dilekçe red kararının davacıya 15.5.2000 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen yenileme dilekçesinin 30 günlük süre geçirildikten sonra 15.6.2000 tarihinde verildiği gerekçesiyle süre aşımı yönünden reddeden Bursa Vergi Mahkemesinin 19.6.2000 tarih ve 2000/602 sayılı kararının; dilekçe red kararının şirketle ilgisi olmayan birine tebliğ edildiği, bu nedenle kendilerinin ıttıalarına girdiği tarih olan 19.5.2000 tarihihe göre açılan davanın süresinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

Danıştay Savcısı Cavit Zevbek’in Düşüncesi :Dilekçenin reddi kararının, davacıya tebliğ edilidiği tarihten itibaren yenileme dilekçesinin, 30 günlük sürenin geçirilmesinden sonra davanın açıldığına vergi mahkemesince karar verilmiştir.

Davacı ise, temyiz dilekçesini, eklediği belgelerede dayanarak, tebligatın yasanın öngördüğü yerde değilde, çarşı ortasında şirketleriyle ilgisi bulunmayan bir kişiye tebliğ edilidği ve bu kişinin tebligatı kendisine vermesi üzerine davanın hemen açıldığını iddia etmiştir.

Bu husus ve durumların araştırılması gerektiği cihetle, vergi mahkemesi kararının bozulması icap ettiği düşünülmüştür.

Tetkik Hakimi Oğuz Karakış’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

İstem; davacı şirket adına 1995 yılı için salınan katma değer vergisi ile kesilen kaçakçılık cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı süre aşımı yönünden reddeden Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına ilişkin bulunmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-d maddesinde, 3/g bendinde yazılı halde otuz gün içinde 3 ve 5. maddelere uygun şekilde yeniden düzenlemek veya noksanları tamamlanmak üzere dilekçenin reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır.

7201 sayılı Tebligat Kanununun 12. maddesinde; Hükmi şahıslara tebliğin selahiyetli mümessillerine yapılacağı 13. maddesinde, hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak Kimselerin herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğin orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı öngörülmüştür.

Dosyanın incelenmesinden, Vergi Mahkemesince davacı şirketin verdiği ilk dilekçenin 2577 sayılı Kanununun 5. maddesine aykırı görülmesi nedeniyle aynı Yasanın 15/1-d maddesi uyarınca otuz gün içinde yeniden dava açılmak üzere reddedildiği, buna ilişkin kararın 15.5.2000 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen yenileme dilekçesinin 30 günlük süre geçirildikten sonra 15.6.2000 tarihinde verilmesi üzerine de davanın süre aşımı yönünden reddedildiği anlaşılmıştır.

Olayda, yükümlü şirket tarafından tebligatın usulüne uygun olarak yapılmadığı, tebliğ yapılan kişinin şirket ile ilgisinin bulunmadığı ileri sürüldüğünden Vergi Mahkemesince dilekçe red kararının tebliğ edildiği kişinin davacı şirketin yetkili adamı olup olmadığının araştırılması, tebligatın hatalı olduğunun tespiti halinde ise işin esasına girilerek karar vermesi gerektiğinden davanın süre aşımı yönünden reddinde isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne Bursa Vergi Mahkemesinin 19.6.2000 tarih ve 2000/602 sayılı kararının bozulmasına 26.12.2002 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

AZLIK OYU :Temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

Dokuzuncu Daire

Esas No : 1995/2865

Karar No: 1996/3604

Davacı :……

Davalı : 1 – Türkiye Noterler Birliği Başkanlığı. Mithatpaşa cad. No: 12 Yenişehir/ANKARA

2 – Maliye Bakanlığı – ANKARA.

Davanın Özeti : Taahhüt konusu işler sebebiyle araç sahiplerinin araçlarını yapılacak işin başından sonuna kadar işyerinde hazır bulunduracakları yolunda verecekleri taahhütnamelerde aracın kasko sigorta değeri üzerinden nispi harç ve damga vergisi alınması gerektiği yolundaki Türkiye Noterler Birliği Başkanlığının 6.9.1995 tarih ve 62 sayılı Genelgesinin, bir taahhüt işi nedeniyle aracın yapılacak işin başından sonuna kadar işyerinde hazır bulundurulacağına ilişkin taahhüdün o aracın aynına yönelik olduğunun kabulüne imkan olmadığı, bu nedenle böyle bir taahhütnamede değer gösterilmesi suretiyle nispi harç ve nispi damga vergisi alınmasının yasal olmadığı ileri sürülerek iptali isteminden ibarettir.

Savunmanın Özeti: Maliye Bakanlığınca, taahhüt işi nedeniyle aracın yapılacak işin başından sonuna kadar iş yerinde hazır bulundurulmasına ilişkin taahhüdün aracın aynına yönelik olduğu, bu kağıtlarda aracın kasko sigorta değerinden aşağı olmak üzere bir değer gösterilmesi ve nispi harç ve damga vergisinin de bu değer üzerinden tahsili icabedeceği ileri sürülerek davanın reddi gerektiği, Türkiye Noterler Birliği Başkanlığı tarafından ise, Birliklerin Maliye Bakanlığının görüşünü noterlere duyurmak üzere çıkartılan genelgenin iptaline ilişkin talebin takdirinin yüksek mahkemeye bırakıldığı savunulmuştur.

Savcı Işın Esen’in Düşüncesi: Taahhüt konusu işler sebebiyle şahısların sahibi bulundukları araçları yapılacak işin başından sonuna kadar işyerinde bulundurmayı taahhüt etmelerine ilişkin taahhütnamelerin aracın kasko sigorta değeri üzerinden nisbi harç ve nisbi damga vergisine tabi tutulması gerektiği yolundaki Türkiye Noterler Birliğinin 6.9.1995 gün ve 62 sayılı Genelgesinin iptali istenilmektedir.

492 sayılı Harçlar Kanununun 38 inci maddesinde; “Noter işlemlerinden bu kanuna bağlı (2) sayılı tarifede yazılı olanları noter harçlarına tabidir’, 41 inci maddesinde; “Noter harçları (2) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer veya ağırlık ölçüsüne göre nisbi, işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır’ denilmiş; 42 nci maddesinde ise, değer veya ağırlık ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (2) sayılı tarifede yazılı değer veya ağırlığın esas olduğu, menkul ve gayrimenkul mallar hakkında alım, satım, taahhüt ve rehinle ilgili her nevi mukavele, senet ve kağıtlarda değer gösterilmesinin mecburi olduğu hükme bağlanmıştır. Ayrıca 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1 nci maddesi ile bu kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu 10 uncu maddesinde damga vergisinin nispi veya maktu olarak alınacağı nisbi vergide kağıtların nev’i ve mahiyetlerine göre bu kağıtlarda yazılı belli para maktu vergide kağıtların mahiyetlerinin esas olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda açıklanan hükümler karşısında, noterde yapılan işlem sırasında düzenlenen belge nedeniyle nisbi harç ve damga vergisi alınabilmesi için bu belgenin bir taahhütname niteliğinde olması ve bir bedel içermesi gerekmektedir.

Türk Hukuk Lugatında; “taahhüt; kendi nam ve hesabına hakiki bir şahsa veya hususi yahut amme hükmi şahsına karşı mukaveleli veya mukavelesiz bir işin yapılmasının veya bir malın tesliminin hakiki veya hükmi şahıslar tarafından deruhte edilmesidir’ şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımlamaya göre taahhütnamenin varlığı için bir işin yapılması veya bir malın tesliminin söz konusu olması gerekmektedir.

Olayda, şahısların sahibi bulunduğu araçları işin başından sonuna kadar işyerinde bulundurmayı taahhüt etmelerinde taşıt sahibi taşıtın mükellefiyetine ve aynına yönelik bir yükümlülük altına girmemektedir. Söz konusu belge her ne kadar “taahhütname’ başlığını taşımakta ise de niteliği itibariyle bir malın teslimi veya bir işin yapılmasına yönelik olmadığı, herhangi bir değer ve miktar içermediği ve bir değerle belirlenmesine de olanak bulunmadığı anlaşıldığından bu belgeyi Harçlar Kanununun 42 nci maddesinde yer alan taahhütname olarak kabul etmek mümkün değildir.

Açıklanan nedenle gerek Harçlar Kanunu gerek Damga Vergisi Kanunu hükümlerine göre noterde düzenlenen belge için maktu harç alınması gerekeceğinden aksini içeren Maliye Bakanlığının 14.8.1995 gün ve 44839 sayılı yazısını duyurmaya yönelik Türkiye Noterler Birliğince yayınlanan 6.9.1995 gün ve 62 sayılı Genelgenin iptali gerekeceği düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Zerrin Güngör’ün Düşüncesi: Olayda, şahısların sahibi bulunduğu araçları işin başından sonuna kadar işyerinde bulundurmayı taahhüt etmelerinde taşıt sahibi taşıtın mükellefiyetine ve aynına yönelik bir yükümlülük altına girmemektedir. Söz konusu belge her ne kadar “taahhütname’ başlığını taşımakta ise de niteliği itibariyle taşıtın aynına yönelik taahhüt içermediğinden bir değer gösterilmesi ve bu değer üzerinden nispi harç ve damga vergisi tahsil edilmesine yasal olanak bulunmadığından, Türkiye Noterler Birliğinin davaya konu Genelgesinin iptali gerektiği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince duruşma için önceden belirlenen gün ve saatte davacı Nedim Nasrettinlerin, davalı Türkiye Noterler Birliği Başkanlığı’nı temsilen Av. Reyhan Güneş ile Maliye Bakanlığını temsilen Hazine Avukatı Ümit Aray’ın geldikleri görülerek Savcı Işın Esen’in katılmasıyla açık duruşmaya başlandı. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları dinlenip, savcının düşüncesi alındıktan ve taraflara yeniden söz verildikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, taahhüt konusu işler sebebiyle araç sahiplerinin araçlarını yapılacak işin başından sonuna kadar işyerinde hazır bulunduracakları yolunda verecekleri taahhütnamelerde aracın kasko sigorta değeri üzerinden nispi harç ve damga vergisi alınması gerektiği yolundaki Türkiye Noterler Birliği Başkanlığının 6.9.1995 gün ve 62 sayılı Genelgenin iptali istemiyle açılmıştır.

492 sayılı Harçlar Kanununun 38. maddesinin 1. fıkrasında, noter işlemlerinden bu kanuna bağlı (2) sayılı tarifede yazılı olanların noter harçlarına tabi olduğu, 41. maddesinde noter harçlarının (2) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer veya ağırlık ölçüsüne göre nisbi, işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı hükme bağlanmış, anılan kanunun 42. maddesinde ise, değer veya ağırlık ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (2) sayılı tarifede yazılı değer veya ağırlığın esas olduğu, menkul ve gayrimenkul mallar hakkında alım, satım, taahhüt ve rehinle ilgili her nevi mukavele, senet ve kağıtlarda değer gösterilmesinin mecburi olduğu belirtilmiş, ayrıca 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1. maddesiyle, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, 10. maddesiyle de, damga vergisinin nispi veya maktu olarak alınacağı, nisbi vergide kağıtların nev’i ve mahiyetlerine göre bu kağıtlarda yazılı belli para, maktu vergide kağıtların mahiyetlerinin esas olduğu hükmü getirilmiş bulunmaktadır.

Yukarıda açıklanan hükümler karşısında noterde yapılan işlem sırasında düzenlenen belge nedeniyle nispi harç ve damga vergisi alınabilmesi için bu belgenin bir taahhütname niteliğinde olması ve bir bedel içermesi gerekmektedir.

492 sayılı Harçlar Kanununun 43. maddesinin sonuna 3689 sayılı Kanunun 10. maddesi ile eklenen fıkrada motorlu kara taşıtları ile ilgili alım, satım ve taahhüt işlemlerinde gösterilecek değerin işleme konu olan taşıtın cinsi, markası, modeli ve yaşı itibariyle Türkiye Sigorta ve Reasürans

Şirketleri Birliğince tespit edilen ve işlemin yapıldığı tarihte geçerli olan kasko sigortasına esas değerden aşağı olamayacağı öngörülmüştür.

Bu madde hükmünün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen 17 seri nolu Harçlar Kanunu Genel Tebliğinde de; listede yer alan motorlu kara taşıtlarının noterliklerindeki alımı, satımı ve bunların aynına yönelik taahhütler sebebiyle yapılacak işlemlerde gösterilecek değerin, işlem tarihinde bu taşıtların cinsi, markası, modeli, tipi ve yaşı itibariyle listedeki kasko sigortasına esas değerinden az olamayacağı belirtilmiştir.

Yukarıda belirtilen kanun maddesindeki “taahhüt’ kelimesinin ne olduğunun anlaşılması bakımından kanunun gerekçesine bakıldığında “söz konusu listelerde yer alan değerlerin, alım-satımda harcın asgari matrah olarak esas alınması öngörülmüştür’ ifadesine yer verilmiş bulunmaktadır. Bundan da kanunda yer alan “taahhüdün’ alım-satımdaki ve malın aynına yönelik taahhüt olduğu anlaşılmaktadır.

Olayda, taahhüt konusu işler sebebiyle araç sahiplerinin araçlarını yapılacak işin başından sonuna kadar işyerinde hazır bulunduracakları yolunda verecekleri belgeye noter tarafından taahhütname başlığı konulmuş ise de bu belgenin aracın aynına yönelik taahhüt içermemesi nedeniyle 492 sayılı Harçlar Kanununun 42. maddesinde yer alan anlamda taahhütname olarak kabul edilmesine imkan görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle, gerek Harçlar Kanunu, gerek Damga Vergisi Kanunu hükümlerine göre noterde düzenlenen söz konusu belge için maktu harç alınması gerekeceğinden, aksini içeren Maliye Bakanlığının 14.8.1995 tarih ve 44839 sayılı yazısını duyurmaya yönelik Türkiye Noterler Birliğince yayınlanan 6.9.1995 tarihli ve 62 sayılı Genelgesinin iptaline, aşağıda dökümü yapılan toplam 1.644.000.-lira yargılama giderinin 822.000.-lirasının Maliye Bakanlığından, 822.000.-lirasının ise Türkiye Noterler Birliği Başkanlığından alınarak davacıya verilmesine, 503.500.-lira ilam harcının Türkiye Noterler Birliği Başkanlığından alınmasına 13.11.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY KARARI

9. DAİRE

Esas No: 2007/817

Karar No: 2008/1742

03.04.2008

k3065md28

Konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinin %1 oranında Katma Değer Vergisine tabi olması gerektiği Hk.

Temyiz İsteminde Bulunan :…. Vergi Dairesi Müdürlüğü

Karşı Taraf : …. Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti.

İstemin Özeti : Davacı şirketin, konut yapı kooperatifine yapmış olduğu inşaat taahhüt işlerinin %1 oranında katma değer vergisine tabi tutulması gerektiği halde, genel katma değer vergisi oranına tabi olarak fazladan yüklendikleri katma değer vergisinin mahsuben iadesine ilişkin olarak yapmış olduğu başvurunun reddi yolundaki işlemin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, davacı inşaat firması tarafından konut yapı kooperatifine yapılan inşaat taahhüt işi dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin diğer vergi borçlarına mahsubunun talep edildiği, davalı idare tarafından Maliye Bakanlığının görüşüne başvurulması üzerine anılan Bakanlığın, kooperatife yapılacak taş gölet işleri ile rekreasyon işleri için ayrıca yapı ruhsatı alınmadığı, kooperatif tarafından alınan yapı ruhsatına konu projenin içerisinde bu işlerin yer almadığı ve taş gölet yapım işinin 49 seri Nolu Katma Değer Vergisi Kanunu Genel Tebliği ile 5 nolu Katma Değer Vergisi Sirkülerinde sayılan inşaat taahhüt işleri kapsamında olmadığından yapılmış olan taş gölet yapımı ile rekreasyon işinin genel oranda (%18) katma değer vergisine tabi olması gerektiği şeklindeki görüşü doğrultusunda mahsuben iade talebinin reddedildiğinin anlaşıldığı, olayda davacı firmanın konut yapı kooperatifine yapmış olduğu taş gölet işleri ile rekreasyon işleri konut yapı kooperatifince alınan ruhsatta yer almamakla beraber yayımlanan 5 nolu katma değer vergisi sirkülerinde konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinin %1 oranında katma değer vergisine tabi olduğunun belirtilmesi ve gerçekleştirilen işin, konut yapı kooperatifine yapılan inşaat taahhüt işi olduğunun ihtilafsız olması karşısında konut yapı kooperatifine yapılmış olan işlerin %1 oranında katma değer vergisine tabi olduğu sonucuna ulaşıldığından mahsuben iade talebinin reddine ilişkin işlemde yasal isabet görülmediği gerekçesiyle kabul ederek dava konusu işlemi iptal eden …. Vergi Mahkemesinin 6.9.2006 tarih ve E:2005/1120, K:2006/1095 sayılı kararının; konut yapı kooperatifine yapılan işin ruhsat kapsamı dışında olduğu, inşaat taahhüt işi kapsamına girmediği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı ….ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi ….ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 3.4.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

DAN/620324.02

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 1996/2227

Karar No: 1997/957

20.03.1997

193 s. GVK/7, 37

3065 s. KDVK/1, 6, 9, 17

İstemin Özeti: ……. Elektrik T.A.Ş.’nin 1989 yılı hesaplarının incelenmesi sonucunda yurt dışından alınan krediler nedeniyle ödenen faizler için (sorumlu sıfatıyla) katma değer vergisi hesaplanmadığı ve beyan edilmediğinin tespiti üzerine 1989/3 dönemi için re’sen tarh olunan katma değer vergisi ile kesilen kaçakçılık cezasının terkini istemiyle açılan davayı; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37. maddesine göre, kredi veren yönünden alınan faizlerin katma değer vergisi kapsamında düşünülmesi gerektiği, ancak 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17. maddesinin 4/e bendinde, banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler ile sigorta, acente ve prodüktörlerinin sigorta muamelelerine ilişkin işlemlerinin katma değer vergisinden istisna edildiği, banka ve sigorta muameleleri vergisinin konusunun ise, bankaların her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla kendi lehlerine aldıkları paraların oluşturduğu, katma değer vergisi uygulamasında, mal ve hizmetlerin yurt dışından veya yurt içinden elde edilmesi hallerinde, bu işlemler arasında istisna uygulaması bakımından bir farklılık bulunmadığı aksi halde aynı mahiyetteki işlemler karşısında farklı uygulamalara gidilmesinin vergilemede eşitlik ilkesine aykırı olacağı, Türkiye’de banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi tutulmamış olan yurt dışı kredi işlemlerinin mahiyet itibariyle banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi olan yurt içi bankacılık hizmetlerinden bir farkı bulunmadığı, bu nedenlerle, yurt dışı kredi işlemlerinin Kanunun 17/4-e maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerekli olup, bu kapsamda ödenen faizlerin katma değer vergisinden istisna edilmesi gerektiği, nitekim Maliye Bakanlığınca 17 Mart 1995 gün ve 22230 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 46 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinde de yurt dışından temin edilen kredilerden elde edilen (krediyi kullanan bakımından ödenen) faizlerin katma değer vergisine tabi olmadığının açıklanmış bulunduğu, yukarıda anılan hükümler uyarınca vergiden istisna olan muameleler nedeniyle ilgili kurumun katma değer vergisi hesaplama ve beyan etme zorunluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle kabul ederek, kaçakçılık cezalı tarhiyatı terkin eden Vergi Mahkemesinin kararının; mükellef kurumun yurt dışındaki firmalardan kredi aldığı, bu işlemlerin yurt dışındaki firmaların mükellef kuruma sağladığı bir hizmet olduğu, bu finansal hizmetin 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 9, 6/b, 1/1. maddeleri, Gelir Vergisi Kanununun 7. maddesi ve 15 seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinin 1. maddesi gereğince katma değer vergisinin konusuna girdiği, yurt dışı kredi işlemlerinin Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-e maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesinin yasa hükümlerine aykırı olacağı ileri sürülerek mahkeme kararının bozulması istenilmektedir.

Temyiz edilen Vergi Mahkemesi kararında, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisinin bulunmadığı anlaşıldığından temyiz isteminin reddine, anılan mahkeme kararının onanmasına oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2006/1427

Karar No: 2006/4541

Temyiz İsteminde Bulunan : Cavit Çağlar

Vekili : Av. İsmail Hakkı Sezgin Organize Sanayi Bölgesi Sarı Cad. No:23 – BURSA

Karşı Taraf : Yeşil Vergi Dairesi Müdürlüğü – BURSA

İstemin Özeti : Davacı hakkında istanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince hükmedilen nisbi karar harcının tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın reddi üzerine 6183 sayılı Yasa’nın 58’nci maddesi uyarınca anılan ödeme emri ile tahsil edilmek istenilen amme alacağının %10’una isabet eden haksız çıkma zammına ilişkin olarak düzenlenen ihbarnameye karşı açılan davayı; işlemin dayanağı olan ödeme emrine karşı açılan davanın mahkemelerince reddedildiği gerekçesiyle reddeden Bursa Vergi Mahkemesinin 6.1.2006 tarih ve E:2005/1560, K:2006/69 sayılı kararının, tesis edilen işlemin hukuka ve usule uygun olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti :. Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Yakup Kava’nm Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Şule Yurdakul Kelebek’in Düşüncesi :İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Duruşma istemi, 2577 sayılı Kanunun 17. maddesi uyarınca yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi;

Uyuşmazlık, davacı hakkında İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince hükmedilen nispi ilam harcına ilişkin ödeme emrine karşı açılan davanın reddi üzerine 6183 sayılı Yasanın 58. maddesi uyarınca istenilen %1Ö haksız çıkma zammının tahsili amacıyla düzenlenen vergi/ceza ihbarnamesinin hukuka uygun olup olmadığına ilişkin bulunmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında istanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince hükmedilen nispi harcın tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrine karşı Bursa Vergi Mahkemesi’nde 2003/1271 esas sayılı dosya ile açılan davanın, 23.3.2004 tarih ve K:2004/372 sayılı kararla reddedildiği, bu kararın temyiz edildiği, ancak temyiz istemi hakkında henüz bir karar verilmeden 6183 sayılı Kanunun 58. maddesi uyarınca davacıdan 14.7 2004 tarihli dava konusu ihbarname ile %10 oranında haksız çıkma zammının istenildiği, anılan ödeme emrine karşı davanın reddi yolundaki karara yönelik temyiz isteminin 20.9.2005 tarihinde, karar düzeltme isteminin ise 20.4.2006 tarihinde Danıştay Dokuzuncu Dairesince reddedildiği anlaşılmıştır.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 37. maddesinde, amme alacaklarının hususi kanunlarında belli edilen zamanlarda ödeneceği, hususi kanunlarında ödeme zamanı tespit .edilmemiş amme alacaklarının Maliye Bakanlığınca belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödeneceği ve bu ödeme müddetinin son gününün amme alacağının vadesi olduğu, 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58. maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itirazda bulunabileceği, itirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağının %10 zamla tahsil edileceği hükme bağlanmıştır.

Yukarıda anılan 6183 sayılı Kanunun 58. maddesine göre amme alacağının %10 zamla tahsili için, amme alacağının tahsiline dair düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın retle sonuçlanması ve bu ret kararının ternyiz edilmiş olması halinde temyiz istemi reddedilerek mahkeme kararının onanması ve karar düzeltme isteminin de reddedilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, alacak aslının tasdikine yönelik mahkeme kararının kesinleşmesi halinde haksız çıkma zammının doğması ve tahsili aşamasına gelinmesi mümkün olacağından, dava konusu ihbarnamenin düzenlenme tarihi itibarıyla temyiz edildiği tartışmasız olan asıl alacağa yönelik mahkeme kararının onanarak kesinleşmesi beklenilmeden haksız çıkma zammı istenilmesinde yasal isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, Bursa Vergi Mahkemesi’nin 6.1.2006 tarih ve E:2004/1560, K:2006/69 sayılı kararının bozulmasına 15.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2007/2912

Karar No: 2009/34

İdarenin hatalı görüşünden dönerek yeni bir işlem yapması her zaman mümkün olup, granül plastik teslimlerinin katma değer vergisine tabi olmadığı yönündeki hatalı görüşün, davacının tahsil etmesi gereken katma değer vergisini ödemesi gerektiği sonucunu değiştirmeyeceği, davacı şirketin bu vergiyi daha sonra emtiayı satın alan kişilere yansıtmasında da hukuka aykırılık bulunmadığı Hk.

İstemin Özeti: Davacı şirketin 2005 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu aynı yılın Ocak-Aralık dönemleri için adına resen salınan katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin hurda plastikten imal edilen plastik granül teslimlerinin katma değer vergisine tabi olmasına karşın katma değer vergisi hesaplanmadığından bahisle adına dava konusu tarhiyatın yapıldığının anlaşıldığı, davacı şirketin davalı idareden alınan görüşler doğrultusunda katma değer vergisi hesaplamadığının, daha sonra idarenin görüş değiştirmesi üzerine davacıdan düzeltme beyannamesi vermesinin istenildiğinin, bu isteğin yerine getirilmemesi üzerine idarece resen yapılan düzeltme ile dava konusu katma değer vergisinin salındığının ve davacıyı kendilerinin yanıltması nedeniyle salınan vergiye ceza kesilmediğinin anlaşıldığı, katma değer vergisinin yansıtılabilir bir vergi olduğu, vergi yükünün ürünü satan değil alan kişide kaldığı, idare görüşü doğrultusunda hareket eden davacı şirketin bu aşamadan sonra emtiayı satın alan kişilere katma değer vergisini yansıtmasının mümkün olamayacağı, davacıdan, tahsili halinde de haksız yere malvarlığında eksilmeye neden olunacağı, bu nedenle salınan katma değer vergisinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden İzmir 2. Vergi Mahkemesinin 15.3.2007 tarih ve E:2006/931, K:2007/212 sayılı kararının; davacı şirketin tahsil edilmesi gereken vergiden sorumlu olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısının Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakiminin Düşüncesi: Olayda, davacı şirketin yaptığı faaliyetin hurda plastik atıklarının eritilmesi suretiyle plastik eşya imalatında kullanılan hammadde (granül) nin elde edilmesi olduğundan, davacı şirketin yaptığı teslimlerin hurda plastik teslimi sayılması mümkün olmayıp katma değer vergisi istisnası getirilmiş bulunan hurda plastik tesliminden ayrı tutularak katma değer vergisine tabi olduğu açıktır.

Hal böyleyken, yaptığı (granül) teslimlerinin hurda plastik teslimi olmayan, bu nedenle istisna kapsamına girmeyen davacıya, yapmış olduğu teslimlerin katma değer vergisinden istisna olduğuna ilişkin hatalı şekilde verilen görüş nedeniyle ceza uygulamamış olup, tahsil ederek beyan etmesi gereken katma değer vergisinin salınmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının bu vergiyi emtia sattığı alıcılara yansıtamamış olması da yine verginin mükellefi olan davacının tahsil etmesi gereken katma değer vergisini ödemesi gerektiği sonucunu değiştirmeyecektir. Aksi halde katma değer vergisi hesaplaması gerekirken bunu yapmayan yükümlülere bu vergiyi alıcılara yansıtamayacağı nedeniyle sonradan vergileme yapılamayacağını kabul etmek, katma değer vergisi uygulamasının satıcıların keyfiyetine bırakılması ve olayda olduğu gibi satıcı yükümlülere sonradan hiçbir şekilde vergi salınamaması sonucunu doğuracaktır ki bunun hukuka ve vergileme ilkelerine aykırı olduğu açıktır. Bu nedenle temyiz isteminin kabulüyle Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinin 1. bendinde ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu, mükellef başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işi yapanların katma değer vergisinin mükellefi oldukları, vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde ise malın teslimi veya hizmetin yapılması halinde vergiyi doğuran olayın gerçekleşmiş olacağı hükme bağlanmıştır.

Yukarıda anılan hükümlerin değerlendirilmesinden katma değer vergisinin yansıtılabilir bir vergi olmasına karşın verginin mükellefinin malı teslim eden veya hizmeti ifa eden kişi olduğu ve malın teslimi veya hizmetin ifası anında katma değer vergisinin hesaplanarak malın bedelinin yanında tahsil edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Mal teslim edip ve hizmet ifa edenlerin hesaplayacakları katma değer vergisinden kendilerinin mal ve hizmet alımı sırasında ödedikleri katma değer vergisini indirmeleri ise bir hak olup fatura veya benzeri vesikalarda gösterilmek yoluyla ticaret erbabının bu hakkını kullanması mümkündür. Bu sistemde katma değer vergisi en son olarak ticaret erbabı olmayan ve indirim hakkı bulunmayan nihai tüketici üzerinde kalmakta olup, bu durum katma değer vergisinin mükelleflerinin malı teslim eden veya hizmeti ifa eden kişi olması gerçeğini değiştirmemektedir.

Olayda, davacı şirketin yaptığı faaliyetin hurda plastik atıklarının eritilmesi suretiyle plastik eşya imalatında kullanılan hammadde (granül) nin elde edilmesi olduğundan, davacı şirketin yaptığı teslimlerin hurda plastik teslimi sayılması mümkün olmayıp katma değer vergisi istisnası getirilmiş bulunan hurda plastik tesliminden ayrı tutularak katma değer vergisine tabi olduğu açıktır.

Davacının yaptığı granül plastik teslimlerinin, önce hurda teslimi niteliğinde bulunduğu ve katma değer vergisine tabi olmadığı görüşü ile vergilendirmeyen idare tarafından bu görüşün hatalı olması nedeniyle daha sonra ve dava konusu işlemle vergi ziyaı cezası uygulamadan katma değer vergisi tarhiyatı yapıldığı anlaşılmaktadır.

İdarenin hatalı görüşünden dönerek yeni bir işlem yapması her zaman mümkün olup olayda olduğu gibi davacının yaptığı granül plastik teslimlerinin katma değer vergisine tabi olmadığı şeklinde verilen hatalı görüş davacının tahsil etmesi gereken katma değer vergisini ödemesi gerektiği sonucunu değiştirmeyecektir. Aksi halde katma değer vergisi hesaplaması gerekirken bunu yapmayan yükümlülere bu vergiyi alıcılara yansıtamayacağı nedeniyle sonradan vergileme yapılamayacağını kabul etmek, katma değer vergisi uygulamasının satıcıların keyfiyetine bırakılması ve olayda olduğu gibi satıcı yükümlülere sonradan hiçbir şekilde vergi salınamaması sonucunu doğuracaktır ki bunun hukuka ve vergileme ilkelerine aykırı olduğu açıktır.

Kaldı ki, bu uygulamaya hatalı görüş vererek katkıda bulunan idare hatasına binaen salınan vergiye ceza uygulamamıştır.

Bu durumda Mahkemece katma değer vergisine tabi teslimlerde bulunan davacı şirket adına yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığından yazılı gerekçeyle verilen kararda isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne İzmir 2. Vergi Mahkemesinin 15.3.2007 tarih ve E:2006/931, K:2007/212 sayılı kararının bozulmasına 20.1.2009 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Temyizde ileri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

Dokuzuncu Daire

Esas No: 2010/11146

Karar No: 2015/72

Tarihi: 28.01.2015

Özet: Mevzuat hükümleri ışığında katma değer vergisi yönünden bir değerlendirme yapıldığında; ilişkili şirkete para kullandırmak suretiyle sağlanan finansman temininin, bir hizmet türü olarak katma değer vergisinin konusuna girdiğinde duraksama bulunmamaktadır. Bu durumda, grup şirketlerine sunulan finansman hizmeti karşılığında elde edilen faiz geliri için yapılan tahakkukta hukuka aykırılık bulunmadığından, aksi yöndeki Mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

(5520 s. Kurumlar Vergisi K m. 13) (3065 s. KDVK m. 1, 17, 24)

İstemin Özeti: Davacı şirket tarafından, grup şirketlerine vermiş olduğu borç üzerinden işletilen faiz tutarı üzerinden hesaplanarak ihtirazi kayıtla verilen 2009/Haziran dönemi katma değer vergisi beyannamesinde, ihtirazi kaydın kabul edilmemesi suretiyle yapılan katma değer vergisi tahakkukunun 64.833,56 TL’lik kısmının iptali ve yasal faiziyle iadesi istemiyle açılan davayı kısmen kabul eden, kısmen reddeden İstanbul 5. Vergi Mahkemesi’nin 18/6/2010 tarih ve E:2009/2268, K:2010/1502 sayılı kararının; dilekçelerde ileri sürülen sebeplerle karşılıklı olarak bozulması istenilmektedir.

Cevapların Özeti: Davacı tarafından cevap verilmemiştir. Davalı idarenin cevabı yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Tetkik Hakimi Düşüncesi: Davacı temyiz isteminin reddi gerektiği, davalı idare temyiz isteminin ise kabulüyle, Mahkeme kararının tahakkuka ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

KARAR: Uyuşmazlık; davacı şirket tarafından, grup şirketlerine vermiş olduğu borç üzerinden işletilen faiz tutarından hesaplanarak ihtirazi kayıtla verilen 2009/Haziran dönemi katma değer vergisi beyannamesinde, ihtirazi kaydın kabul edilmemesi suretiyle yapılan katma değer vergisi tahakkukunun 64.833,56 TL’lik kısmının iptali ve yasal faiziyle iadesi istemiyle açılan davayı; kazanç vergileri için bir vergi güvenlik sistemi olarak getirilen düzenlemeler itibariyle ortaya çıkan sonucun, muamele vergileri için de vergiyi doğuran bir olaya sebebiyet vermeyeceği, bir başka ifade ile Kurumlar Vergisi Kanununda açıkça belirtilen “kar payı dağıtımının” Katma Değer Vergisi Kanununda sayılan türde bir teslim veya hizmet olarak nitelendirilemeyeceği, anılan Kanunun 1. maddesinde kar payı ve iştirak kazançlarının katma değer vergisinin konusu olarak sayılmadığı, taraflar arasında muvazaa niteliğinde bir işlem olmadığı, zira işlem tutarının, tarafların ve uygulanan faiz oranının belirli bulunduğu, bunların yasal defterlere, kayıtlara ve beyanlara dahil edildiği, diğer bir ifadeyle taraflar arasındaki muamelenin tarafların gerçek iradelerini yansıttığı, dolayısıyla katma değer vergisi açısından emsal bedelin tespitini gerektiren bir durumun da ortaya çıkmadığı, uyuşmazlığın çözümünün, söz konusu transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımının kurumlar vergisi karşısındaki durumunun değil, işlem neticesinin Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında vergiyi doğuran olayı husule getirip getirmemesiyle ilgili olduğu, elde edilen faiz gelirinin dağıtılmış kar payı sayılmasının yalnızca kurumlar vergisi kapsamında olup, diğer vergi türleri açısından Kanunda herhangi bir hükme yer verilmemiş olduğu, bu müessesenin hukuki niteliği ve kurumlar açısından düzeltmeyi öngören düzenlemelerden hareketle, elde edilen kar payının iştirak kazancı istisnası olarak değerlendirilip vergi kesintisine tabi tutulmadığı, faiz ödemelerinin, yapan açısından sermaye üzerinden ödenen faiz anlamına geldiği ve bu ödemenin kar payına dönüşmüş bir ödeme halini aldığı, Katma Değer Vergisi Kanunu açısından ise, kurumlar vergisi açısından hazine zararı oluşana değin veya borç alan kurum açısından alınan borç tutarının öz sermayenin 3 katına kadarki kısmının vergiyi doğuran olay olarak kabul edilmemesine rağmen, belirtilen sınırların aşılması halinde işlemin yalnızca bu kısmının katma değer vergisi açısından vergilendirilmesinin mümkün bulunmadığı, zira bu haliyle işlemin gerçekleştiği ilk etapta vergiyi doğuran olayın da gerçekleşmiş bulunduğu gerekçesiyle tahakkukun kaldırılması yönünden kabul eden, haksız yere kesilen vergiler için faiz ödeneceğine ilişkin 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda açık bir düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle yasal faiz istemi yönünden reddeden Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istemine ilişkindir

Davacı tarafından ileri sürülen iddialar, temyize konu kararın faiz istemine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirir nitelikte bulunmamıştır.

Davalı idare tarafından ileri sürülen temyiz iddialarına gelince;

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesinin 1. bendinde, “Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.”; ikinci bendinde, “İlişkili kişi; kurumların kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade eder. Ortakların eşleri, ortakların veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dahil yansoy hısımları ve kayın hısımları da ilişkili kişi sayılır. Kazancın elde edildiği ülke vergi sisteminin, Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkânı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişimi hususunun göz önünde bulundurulması suretiyle Bakanlar Kurulunca ilan edilen ülkelerde veya bölgelerde bulunan kişilerle yapılmış tüm işlemler, ilişkili kişilerle yapılmış sayılır.”; altıncı bendinde, “Tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulamasında, bu maddedeki şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü kazanç dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır.” hükümlerine yer verilmiştir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde, Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisinin konusunu oluşturduğu belirtilmiş; 4. maddesinde, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, kiralamak, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşeceği hükmüne yer verilmiştir.

Hizmetin kanunda bu şekilde tanımlanması, katma değer vergisi açısından hizmet kavramına çok geniş bir boyut kazandırmıştır. Tanıma göre mal satışı dışında kalan bütün ticari, sınai, zirai ve serbest meslek faaliyetleri hizmet sayılmaktadır.

Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-e maddesinde, banka ve sigorta muameleleri kapsamına giren işlemler ve sigorta aracılarının sigorta şirketlerine yaptığı sigorta muamelelerine ilişkin işlemler katma değer vergisinden istisna edilmiştir. Dolayısıyla banka, banker ve sigorta şirketleri dışında kim tarafından yapılırsa yapılsın her türlü borç verme ve finansman temini işlemlerinin bir başka deyişle finansman hizmetlerinin katma değer vergisine tabi olacağı sonucu çıkmaktadır. Ayrıca, Katma Değer Vergisi Kanununun 24/1-c maddesi; vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzeri adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olacağını belirtmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirketin, diğer grup şirketlerinden olan alacaklarına %25 banka faizi ile adat hesaplaması yaparak belirlenen faiz gelirini faturalandırdığı, hesaplanan faizin iştirak kazancı olarak kurumlar vergisinden istisna edildiği, söz konusu gelirin iştiraklerden elde edilen kar payı olduğu, kar dağıtımının katma değer vergisini doğuran bir olay olmadığından bahisle ihtirazi kayıtla dönem beyannamesinin verildiği, ihtirazi kaydın kabul edilmemesi suretiyle yapılan tahakkuk üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımıyla; karşılıksız olarak kullandırılan para dolayısıyla elde edilmesi gereken ancak kurumun öz sermayesi içinde yer almayan paranın zaman değerine eşit olan faiz tutarının, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtan kurumun öz sermayesine eklenerek, öz sermayede karşılıksız olarak kullandırılan para nedeniyle ortaya çıkan faiz geliri kaybının telafisi sağlanmaktadır. Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımının, para kullandırmak suretiyle finansman hizmeti sunma ve bu işlemden elde edilmesi gereken kazancın kar payı olarak değerlendirilmesi suretiyle örtülü kazanç dağıtımında bulunulan ilişkili şirkette bırakılması şeklinde iki aşaması bulunmaktadır. Katma değer vergisi, birinci aşama olan para kullandırmak suretiyle ilişkili şirkete sağlanan finansman hizmetinde devreye girmektedir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ışığında katma değer vergisi yönünden bir değerlendirme yapıldığında; ilişkili şirkete para kullandırmak suretiyle sağlanan finansman temininin, bir hizmet türü olarak katma değer vergisinin konusuna girdiğinde duraksama bulunmamaktadır.

Bu durumda, grup şirketlerine sunulan finansman hizmeti karşılığında elde edilen faiz geliri için yapılan tahakkukta hukuka aykırılık bulunmadığından, aksi yöndeki Mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin kabulüne, davacı temyiz isteminin reddine, İstanbul 5. Vergi Mahkemesi’nin 18/6/2010 tarih ve E:2009/2268, K:2010/1502 sayılı kararının; tahakkuka ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, faiz istemine ilişkin hüküm fıkrasının onanmasına, 57,60 TL ilam harcının temyiz isteminde bulunan davacıdan alınmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 28.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

Dokuzuncu Daire

Esas No: 2012/6298

Karar No: 2015/4833

Tarihi: 04.05.2015

İstemin Özeti: Davacı adına 2001/Ocak ve 2002/Aralık dönemleri ile 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin ilan ve reklam vergisi ile vergi ziyaı cezasının tahsiline ilişkin 28.09.2011 tarih ve 28-2308 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden

4. Vergi Mahkemesi’nin 30/04/2012 tarih ve E:2011/2061, K:2012/1264 sayılı kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Cevap verilmemiştir.

Tetkik Hakimi

’nın Düşüncesi: Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

KARAR: Davacı şirket adına düzenlenen 2001/Ocak ve 2002/Aralık dönemleri ile 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin ilan ve reklam vergisi ile vergi ziyaı cezasının tahsiline ilişkin 28.09.2011 tarih ve 28-2308 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Dava konusu ödeme emrinin; 2001/Ocak ve 2002/Aralık dönemlerine ilişkin ilan ve reklam vergisi, vergi ziyaı cezası kısmına ilişkin hüküm fıkrasının temyiz istemine ilişkin olarak;

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 55. maddesinde; amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı hükme bağlanmış olup, aynı Kanun’un takip eden 58. maddesinde de, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcun olmadığı veya kısmen ödediği veya zaman aşımına uğradığı iddiası ile tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabilecekleri öngörülmüştür.

Aynı Kanun’un 102. maddesinde, amme alacağının, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilememesi halinde zaman aşımına uğrayacağı belirtilmiş; devamı 103 maddesinde de, zaman aşımın süresini kesen hallerin nelerden ibaret olduğu bentler halinde sayılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından 2001/Ocak ve 2002/Aralık dönemlerine ilişkin ilan ve reklam vergisi beyannameleri süresinde verilmesine rağmen anılan vergilerin tahsiline ilişkin ödeme emrinin beş yıllık zamanaşımı süresinde 31.12.2006 ve 31.12.2008 tarihlerine kadar tahsili yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.

Bu durumda; 2001/Ocak ve 2002/Aralık dönemlerine ait uyuşmazlık konusu vergi ve cezaların beş yıllık zamanaşımı süresi 31.12.2006 ve 31.12.2008 tarihinde dolduğundan, bu tarihten sonra, 28.09.2011 tarihinde düzenlenen ödeme emrinde tahsil zamanaşımı bulunduğundan, dava konusu ödeme emrinin 2001/Ocak ve 2002/Aralık dönemine ilişkin kısmı için işin esasına girerek karar veren mahkeme kararının bozulması gerekmektedir.

Dava konusu ödeme emrinin; 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin ilan ve reklam vergisi, vergi ziyaı cezası kısmına ilişkin hüküm fıkrasının temyiz istemine ilişkin olarak;

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Tebliğ Esasları” başlıklı 93. maddesinde, tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikaların ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edileceği, şu kadar ki, ilgilinin kabul etmesi şartıyla tebliğin daire veya komisyonda yapılmasının caiz olduğu, 94. maddesinin 1. bendinde, tebliğin, mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı,, aynı Kanunun “Tebliğ Evrakının Teslimi” başlıklı 102. maddesinde, tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı hüküm altına alınmıştır

Dosyanın incelenmesinden; davacı şirkete ait işyerinde 26.03.2011 tarihinde yapılan denetimlerde; mükellef adına ilan ve reklam vergisi beyanının verilmediğinin tespit edilmesi üzerine 20.06.2011 tarihli ihbarname ile 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin vergi ziyaı cezalı ilan ve reklam vergisi tarhiyatı yapıldığı, anılan ihbarnamenin davacı şirkete, işyeri adresinde tebliğ edilmesi ve dava açılmaması üzerine dava konusu ödeme emrinin düzenlediği, buna karşı açılan davada ise davacı tarafından bahsi geçen ihbarnamenin kendilerine tebliğ edilmediği ileri sürülmektedir.

Yukarıda yer alan hükümlerden; vergilendirme ile ilgili olan vesikaların tebligatı; posta vasıtası ile ilmuhaberli taahhütlü olarak; mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı açık olup bu nitelikleri taşımadan yapılan tebliğin kanunun aradığı şartları taşımadığından geçerli olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Olayda, davacı şirkete tebliğ edildiği ileri sürülen 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin vergi ziyaı cezalı ilan ve reklam vergisi tarhiyatına ilişkin ihbarnamenin davacı şirkete tebliğine ilişkin evrakta sadece evrakın tebliğ edildiği tarihin yer aldığı, tebliğ evrakının imzalı olmadığı, kime ve nerede tebliğ edildiğine ilişkin bir açıklamanın yer almadığı, anılan ihbarnamenin davacı şirkete tebliğ edildiğine dair davalı idarece başkaca bir belge dosyaya sunulmadığı görüldüğünden usule aykırı olarak tebliğ edilen ihbarnamenin tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinin 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin vergi ziyaı cezalı ilan ve reklam vergisi tarhiyatına ilişkin kısmı için işin esasına girerek karar veren mahkeme kararının bozulması gerekmektedir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne,

4. Vergi Mahkemesi’nin 30/04/2012 tarih ve E:2011/2061, K:2012/1264 sayılı kararının bozulmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 04.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2007/2101

Karar No: 2008/5077

Temyiz İsteminde Bulunan :……….. Vergi Dairesi Müdürlüğü-BURSA

Karşı Taraf :………………………………. San. Tic. Ltd. Şti.

Vekili :……………….

İstemin Özeti : Davacı şirket adına 2005/0cak dönemine ilişkin katma değer vergisi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin 28.02.2005 tarihinde PTT vasıtasıyla gönderdiği dilekçeler ile 2003/Nisan, Eylül, Aralık ve

2004/Nisan dönemlerine ait ihraç kayıtlı satıştan doğan iade alacaklarının 2005/0cak dönemi katma değer vergisi borçlarına mahsubunun …….. Vergi Dairesinden talep edildiği, bu dilekçeye cevaben 2003 yılı işlemlerinin incelenmesi üzerine düzenlenen inceleme raporu ile bu döneme ilişkin iade alacağının bulunmadığının tespit edildiği, 2004/Nisan dönemine ilişkin olarak ise davacı şirketin belgelerinde eksiklik olması nedeniyle mahsup talebinin yerine getirilemeyeceğinin bildirildiği, ayrıca davacı şirketin

26.02.2005 tarihinde PTT vasıtasıyla gönderdiği bir başka mahsup dilekçesi ile 2004/Mayıs-Haziran dönemi iade alacaklarının 2005/0cak dönemi borçlarına mahsubu talebinin davacının indirilecek katma değer vergisi listesini ibraz etmemesi nedeniyle reddedilmesine karşın davacının 21.03.2005 tarihinde bu listeyi vergi dairesine sunması üzerine mahsup talebinin yerine getirildiği, olayda, davacının 2003/Nisan, Eylül, Aralık dönemleri ile ilgili iadesi gereken katma değer vergisi alacağının davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu ile reddedilmiş ise de, (davacının örtülü kazanç dağıtımında bulunduğu iddia edilen anılan rapora istinaden salınan tarhiyata karşı açılan davanın mahkemelerince kabul edilerek tarhiyatın kaldırılmasına karar verildiği, kaldı ki) anılan raporda, davacının sahte fatura düzenleme ve kullanma fiili ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkisi bulunduğuna dair bir tespitin yer almadığı, bu nedenle anılan döneme ilişkin iade mahsup talebinin reddedilmesinin ve ödeme emri düzenlenmesinin hukuka uygun olmadığı, öte yandan, davacının eksik evrak vermesi nedeniyle yapılan tahakkuk işlemi ödeme emri düzenlenmesi sırasında da dikkate alınmış olmakla birlikte bu eksiklikler daha sonra davacı tarafından giderildiğinden ve davalı idare tarafından savunmada 2004/Mayıs-Haziran dönemleri ile 2004/Nisan dönemine ilişkin mahsup taleplerinin ödeme emrinin takibi sırasında dikkate alınacağı bildirildiğinden anılan kısımların davalı idarece kabul edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle kısmen kabul ederek dava konusu ödeme emrinin 2003/Nisan, Eylül, Aralık dönemlerine ilişkin iptal istemini kabul eden, 2004/Mayıs Haziran ile 2004/Nisan dönemlerine ilişkin kısım hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeden ….. Vergi Mahkemesinin 24.01.2007 tarih ve E:2005/475, K:2007/139 sayılı kararının; 2004/Mayıs-Haziran ile 2004/Nisan dönemlerine ilişkin hüküm fıkrasının, savunma dilekçesinde yer alan davacının eksik belgeleri tamamladığından ödeme emrinin takibi sırasında bu dönem mahsup talebinin dikkate alınacağının bildirilmesinin davanın kabulü olarak değerlendirilemeyeceği, ödeme emri düzenlendiği tarihteki hukuki duruma göre karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı ………..ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi ………..un Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Davacı şirket adına 2005/0cak dönemine ilişkin katma değer vergisi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı kısmen kabul ederek dava konusu ödeme emrinin 2003/Nisan, Eylül, Aralık dönemlerine ilişkin iptal istemini kabul eden, 2004/Mayıs-Haziran ile

2004/Nisan dönemlerine ilişkin kısım hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeden vergi mahkemesi kararının 2004/Mayıs-Haziran ile 2004/Nisan dönemlerine ilişkin hüküm fıkrasının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Davalı idare tarafından temyiz dilekçesinde; davacı şirket adına dava konusu ödeme emrinin

08.03.2005 tarihinde düzenlendiği, ödeme emrinin düzenlendiği tarihte davacının mahsup talebinin yerine getirilmesi için gerekli olan belgelerde eksiklik bulunduğu, dolayısıyla davacının iade mahsup talebinin reddedilmesinin ve adına ödeme emri düzenlenmesinin ilgili mevzuata uygun olduğu, ödeme emrinin düzenlendiği tarihteki durum dikkate alınarak ödeme emrinin yasal ve içeriğinin doğru olup olmadığı konuları irdelenmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiği halde ödeme emrinin düzenlenmesinden sonra davacı şirketin eksiklikleri yerine getirdiğinden bahisle bu kısım hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmadığı ileri sürülmektedir.

2577 sayılı Kanunun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 92. maddesinde, kabul, iki taraftan birinin diğerinin neticei talebine muvafakat etmesi olarak tanımlanmış, 93. maddesinde, kabul ve feragat beyanının bir dilekçe ile yapılacağı hüküm altına alınmış olup bu düzenlemelerden, davayı kabul ya da davadan feragatin mahkeme başkanlığına açıkça beyan edilmesi gerekmekte olduğu sonucuna varılmıştır.

Olayda, davacı şirketin …….. tarihinde PTT vasıtasıyla gönderdiği dilekçeler ile 2004/Nisan dönemine ait ihraç kayıtlı satıştan doğan iade alacaklarının

2005/0cak dönemi katma değer vergisi borçlarına mahsubunun …….. Vergi Dairesinden talep edildiği, bu dilekçeye istinaden ……… Vergi Dairesinden alınan yazıda, davacı şirketin 2004/Nisan dönemi indirilecek katma değer vergisi listesi, ……… adına düzenlenen bir adet fatura ile 23.04.2004 tarihli gümrük çıkış beyannamesine ait imalatçı ve tedarikçi listesini eklememesi nedeniyle mahsup talebinin yerine getirilemeyeceğinin bildirildiği ve davacı şirkete …… tarihli …… sayılı ile yazı ile bilgi verildiği, ayrıca davacı şirketin …….. tarihinde PTT vasıtasıyla gönderdiği bir başka mahsup dilekçesi ile, 2004/Mayıs-Haziran dönemi iade alacaklarının 2005/0cak dönemi borçlarına mahsubu talebinin davacının indirilecek katma değer vergisi listesini ibraz etmemesi nedeniyle reddedildiğinin 09.03.2005 tarihli …… sayılı yazı ile bildirildiği, davacı şirketin iade mahsup talebinin yerine getirilemeyeceğinin anlaşılması üzerine …….. tarihinde dava konu ödeme emrinin düzenlendiği, davalı idare tarafından verilen ve ……… tarihinde mahkeme kayıtlarına giren savunma dilekçesinde ise davacı şirket tarafındandaha sonra eksik belgelerin ibraz edildiğinden ilgili dönem iade mahsup talebinin yerine getirildiği ve bu durumun ödeme emrinin takibi sırasında dikkate alınacağının bildirildiği, bunun üzerine vergi mahkemesince, davacının iade mahsup talebinin yerine getirilmesi için ibrazı gerekli belgelerin sonradan ibraz edildiğinden ve davalı idare tarafından savunmada 2004/Mayıs-Haziran dönemleri ile 2004/Nisan dönemine ilişkin mahsup taleplerinin ödeme emrinin takibi sırasında dikkate alınacağı bildirildiğinden anılan kısımların davalı idarece kabul edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle bu kısım hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği anlaşılmaktadır.

Ödeme emirlerine karşı açılan davalarda hukuka uygunluk denetiminin tesis edilen işlemin tesis edildiği andaki hukuki duruma göre yapılması gerektiğinden daha sonra amme alacağının borçlusu olan davacı şirket tarafından eksik belgeler ibraz edildiğinden ilgili dönem iade mahsup talebinin yerine getirilmesi ve bu durumun ödeme emrinin takibi sırasında dikkate alınacağının bildirilmesinin davanın kabulü olarak değerlendirilemeyeceği ve dava konusu ödeme emrinin hukuki durumunda herhangi bir değişiklik meydana getirmeyeceği açıktır.

Belirtilen durum karşısında, davalının 26.07.2005 tarihinde mahkeme kayıtlarına giren savunma dilekçesinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uyarınca davanın kabulüne ilişkin bir beyanda bulunmadığı, yalnızca davacı şirket tarafından eksik belgeler ibraz edildiğinden ilgili dönem iade mahsup talebinin yerine getirildiği ve bu durumun ödeme emrinin takibi sırasında dikkate alınacağının bildirildiği görülmekte olduğundan mahkemece davanın 2004/Mayıs-Haziran dönemleri ile 2004/Nisan dönemine ilişkin kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, …………… Vergi Mahkemesinin 24.01.2007 tarih ve

E:2005/475, K:2007/139 sayılı kararının 2004/Mayıs-Haziran ile 2004/Nisan dönemlerine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına 05.11.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 1996/2226

Karar No: 1997/956

20.03.1997

193 s. GVK/7, 37

3065 s. KDVK/1, 6, 9, 17

İstemin Özeti: Kepez Elektrik T.A.Ş.’nin 1994 yılı hesaplarının incelenmesi sonucunda yurt dışından alınan krediler nedeniyle ödenen faizler için (sorumlu sıfatıyla) katma değer vergisi hesaplanmadığı ve beyan edilmediğinin tespiti üzerine 1994/6 dönemi için re’sen tarh olunan katma değer vergisi ile kesilen kaçakçılık cezasının terkini istemiyle açılan davayı; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37. maddesine göre, kredi veren yönünden alınan faizlerin katma değer vergisi kapsamında düşünülmesi gerektiği, ancak 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17. maddesini 4/e bendinde, banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler ile sigorta, acente ve prodüktörlerinin sigorta muamelelerine ilişkin işlemlerin katma değer vergisinden istisna edildiği, banka ve sigorta muameleleri vergisinin konusunu ise, bankaların her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla-kendi lehlerine aldıkları paraların oluşturduğu, katma değer vergisi uygulamasında, mal ve hizmetlerin yurt dışından veya yurt içinden elde edilmesi hallerinde, bu işlemler arasında istisna uygulaması bakımından bir farklılık bulunmadığı aksi halde aynı mahiyetteki işlemler karşısında farklı uygulamalara gidilmesinin vergilemede eşitlik ilkesine aykırı olacağı, Türkiye’de banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi tutulmamış olan-yurt dışı kredi işlemlerinin mahiyet itibariyle banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi olan yurt içi bankacılık hizmetlerinden bir farkı bulunmadığı, bu nedenlerle, yurt dışı kredi işlemlerinin Kanunun 17/4-e maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerekli olup, bu kapsamda ödenen faizlerin katma değer vergisinden istisna edilmesi gerektiği, nitekim Maliye Bakanlığınca 17 Mart 1995 gün ve 22230 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 46 seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinde de yurt dışından temin edilen kredilerden elde edilen (krediyi kullanan bakımından ödenen) faizlerin katma değer vergisine tabi olmadığının açıklanmış bulunduğu, yukarıda anılan hükümler uyarınca vergiden istisna olan muameleler nedeniyle ilgili kurumun katma değer vergisi hesaplama ve beyan etme zorunluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle kabul ederek, kaçakçılık cezalı tarhiyatı terkin eden Vergi Mahkemesinin kararının; mükellef kurumun yurt dışındaki firmalardan kredi aldığı, bu işlemlerin yurt dışındaki firmaların mükellef kuruma sağladığı bir hizmet olduğu, bu finansal hizmetin 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 9, 6/b, 1/1. maddeleri, Gelir Vergisi Kanununun 7. maddesi ve 15 seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinin 1. maddesi gereğince katma değer vergisinin konusuna girdiği yurt dışı kredi işlemlerinin Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-e maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesinin yasa hükümlerine aykırı olacağı ileri sürülerek mahkeme kararının bozulmasını istemektedir.

Temyiz edilen Vergi Mahkemesi kararında, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisinin bulunmadığı anlaşıldığından temyiz isteminin reddine, anılan mahkeme kararının onanmasına oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2002/2129

Karar No: 2004/2662

Temyiz İsteminde Bulunan : Foça Belediye Başkanlığı – Foça/İZMİR

Vekili : Av. Semra Aydoğdu Özcan 857 Sok. No:3/112 Salihağa İşhanı – Konak/İZMİR

Karşı Taraf : T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Milli Müdafaa Cad. No:24 06643 Bakanlıklar/ANKARA

Vekili : Av. Aynur Özdemir – Aynı Yerde

İstemin Özeti :Davacı kurumun maliki olduğu binanın kısıtlılık hükümlerinden yararlanamayacağından bahisle tahakkuk ettirilerek tahsil edilen 1999 yılı emlak vergisi birinci taksidinin 9/10’unun yasal faizi ile birlikte taraflarına ret ve iadesi istemiyle açılan davada; 1319 sayılı Kanunun 30. maddesinde, tasarrufu kısıtlanan taşınmazların emlak vergisinin kısıtlamanın devam ettiği sürece 1/10 oranında tahsil edileceğinin belirtildiği, Tasarrufu Kısıtlanan Bina, Arsa ve Arazi Hakkında Yönetmelik’in 4. maddesinde, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu veya Bölge Kurullarınca; tarihi, sanat ve bölgesel özellikleri veya diğer özellikleri nedeniyle taşınmaz kültür veya tabiat varlığı olarak tescil ve ilan olunan, arkeolojik veya doğal sit alanı, koruma alanı, koruma amaçlı imar planı içinde olması nedeniyle üzerinde inşaat yapılmasına izin verilmeyen arsa ve arazilerin, ek ve değişikliklerine izin verilmeyen veya ek ve değişikliklerine belirli şartlarla izin verilen binaların tasarrufunun kısıtlanmış sayılacağının hükme bağlandığı, diğer yandan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 14.7.1998 tarih ve 596 sayılı kararında da; II. derece doğal sit alanının doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı gözönüne alınarak kullanıma açılabilecek alanlar olduğu ve bu alanlarda konut yapılamayacağı, ancak turizm ve hizmete yönelik uygulamalarda ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması suretiyle koruma kurullarınca belirlenen koşullar doğrultusunda kullanıma açılabileceğinin belirtildiği, olayda Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde bulunan Tatil Köyü olarak işletilen vergisi ihtilaflı taşınmazın turizm ve hizmete yönelik olarak işletilmekte olduğu hususunun ihtilafsız olduğu, bu durumda, turizme yönelik olarak öteden beri kullanılan ve II. derece doğal sit alanında bulunan sözkonusu taşınmazın kısıtlılık hükümlerinden yararlandırılması gerektiği, ancak olayda, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 112. maddesine, 4369 sayılı Kanunun 2. maddesiyle eklenen 4. fıkrasında belirtilen koşullar oluşmadığından davacı kurumun faiz isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle ödenen emlak vergisi 1. taksidinin 9/10 unun iadesine hükmeden, yasal faiz istemini ise reddeden İzmir 1. Vergi Mahkemesinin 21.3.2002 tarih ve 2002/431 sayılı kararının; sözkonusu yer, ticari faaliyet için kullanıldığından davacı kurumun kısıtlılık hükümlerinden yararlandırılmasına yasal olanak bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Yakup Kava’nın Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan nedenle temyiz isteminin reddi ile Vergi Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Güneş Kurtoglu Karacık’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Duruşma istemi, 2577 sayılı Kanunun 17. maddesi uyarınca yerinde görülmeyerek incelemeye geçildi:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 3 sayılı Tarife uyarınca hesaplanacak ilam harcının temyiz isteminde bulunandan alınmasına 7.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/5391

Karar No: 2006/4224

Temyiz İsteminde Bulunan : Göztepe Vergi Dairesi Müdürlüğü – İSTANBUL

Karşı Taraf : Dikili Madencilik ve Turizm Tic. ve San. Ltd. Şti. Hamam Sok. Sevgi Apt. No:110/7 – Kadıköy/İSTANBUL

İstemin Özeti : Davacı şirket adına 1991-1992-1993-1994-1995-1996-1997-1998-1999-2000 yılları için tarh edilerek ilanen tebliğ edilen kusur ve vergi ziyaı cezalı ruhsat harçlarına ilişkin olarak düzenlenen 25.11.2004 tarihli ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; davalı vergi dairesi savunması ekinde dosyaya sunulan fotokopilerden görüldüğü üzere dava konusu ödeme emirlerine dayanak teşkil eden ihbarnamelere ilişkin tebliğ zarfının, üzerine 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 102. maddesi uyarınca, adreste bulunmama halinin yazılarak anılan maddede sayılan şahıslardan birine imzalatılmak suretiyle tutanak haline getirilmesi gerekirken yalnızca muhatap tanınmıyor şerhi verilerek vergi dairesine iade edildiği, adreste bulunmadığı usulüne uygun şekilde tespit edilmedikçe yükümlülere ilan yolu ile yapılan tebliğin hüküm ifade etmeyeceği, tebligattaki bu usulsüzlük hali ile de kesinleşmiş bir kamu alacağından bahsedilemeyeceğinden davacı adına tanzim ve tebliğ edilen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle kabul eden İstanbul 5. Vergi Mahkemesinin 30.6.2005 tarih ve 2005/1178 sayılı kararının; düzenlenen ödeme emirlerinin yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Seran Karatarı’nın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen karann bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 9.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2002/5893

Karar No: 2004/2684

Temyiz İsteminde Bulunan: İSKİ Genel Müdürlüğü – İSTANBUL

Vekili: Av. Muharrem Ber – Aynı Yerde

Karşı Taraf: SSK Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. Refik Hansoy Meclisi Mebusan Cad. No:107 – Fındıklı/İSTANBUL : Davacı kurum adına tahakkuk ettirilen atıksu bedelinin terkini ve

İstemin Özeti: Re’sen tesis edilen atıksu aboneliği işleminin iptali istemiyle açılan davayı; 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun değişik 24. maddesinde kurumun her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu hükme bağlandığından davacı kurum adına re’sen atıksu aboneliği tesisinde ve atıksu bedeli tahakkuk ettirilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kabul eden İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin 27.6.2002 tarih ve 2002/1142 sayılı kararının; dava konusu işlem ve atıksu bedeli tahakkukunun yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir. ’ Danıştay Savcısı Cavit Zevbek’in Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Haşim Günev’in Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 3 sayılı Tarife uyarınca hesaplanacak ilam harcının temyiz isteminde bulunandan alınmasına 7.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/2528

Karar No: 2006/4097

Temyiz İsteminde Bulunan:Hocapasa Vergi Dairesi Müdürlüğü – İSTANBUL

Karşı Taraf : Muammer Derala-Atakent 2.Etap A 205 D:35 Halkalı/İSTANBUL

İstemin Özeti : Davacı adına tanzim ve tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, ödeme emirleri içeriği amme alacağına ait ihbarnamelerin ilan yolu ile davacıya tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, ilanen tebligat yapılmadan önce davacının bilinen adreslerine posta yoluyla tebligat yapılması gerektiği, bilinen adreslere tebligat yapılamaması halinde, tebliğin ilan yoluyla yapılması yoluna gidilebileceği ancak uyuşmazlık konusu olayda, davacının bilinen işyeri adresine posta yoluyla tebligat yapılmadığı gibi vergi dairesince bilinen, aynı zamanda dava dosyalarında da yazışma adresi olarak kullanılan adreslere tebligat yapılmaksızın ilan yoluyla tebliğ cihetine gidilemeyeceği gerekçesi ile kabul eden İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin 30.3.2005 tarih ve E:2004/1751, E:2005/950 sayılı kararının; mahkemece tebligat yapılmadığı belirtilen adresleri davacının terk ettiğine ilişkin tespit tutanakları bulunduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Zerrin Güngör’ün Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Mustafa Dogan’ın Düşüncesi :İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 8.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/2168

Karar No: 2006/4096

Temyiz İsteminde Bulunan : Ayvalık Vergi Dairesi Müdürlüğü-Ayvalık/BALIKESİR Karşı Taraf : Metin Soyak-S.S. Sarımsaklı Birlik Kooperatifi-Ayvalık/BALIKESİR

İstemin Özeti : Davacı adına Vergi Usul Kanununun 353/1. maddesi hükmü uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, 1.7.2004 tarihinde davacı nezdinde düzenlenen tutanakla minübüs işletmeciliği yapan davacının 90 adet belge düzenlemediğinin tespit edildiğinin anlaşıldığı, olayda ceza kesilmesine dayanak alınan tutanakta aynı nitelikte birden fazla belgenin düzenlenmemesine ilişkin tek bir tespit bulunduğu, tek tespite dayalı olarak birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilemeyeceği gerekçesi ile kısmen kabul ederek tek tespite dayalı olarak kesilen cezayı onayan, aşan kısmı kaldıran Balıkesir Vergi Mahkemesinin 30.12.2004 tarih ve E:2004/271, K:2004/464 sayılı kararının; kesilen cezanın tamamının yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin . birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Mustafa Doğan’ın Düşüncesi :İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 8.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2007/5140

Karar No: 2009/5140

Tarihi: 03.11.2009

k3065md17, Gç10, 5422 s. MülgaKVK/Gç28, 29

İstemin Özeti: Davacı bankaya borcu olan firmanın kefiline ait taşınmazın icra kanalıyla satılması sonucu hesaplanan ve ihtirazi kayıtla ödenen katma değer vergisi ve damga vergisinin iadesi istemiyle açılan davayı; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 10. maddesinde, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 28. maddesi ile geçici 29. maddesinin birinci fıkrasının (6) ve (7) numaralı bentleri kapsamındaki teslimlerin vergiden müstesna olduğunun hükme bağlandığı, ilgili Kanunlarda borçlu şirketlerin ellerindeki taşınmazların devirlerinin rızaen veya icra kanalıyla yapılmış olması konusunda herhangi bir ayrım yapılmadığından, istisna hükümlerinin uygulanamayacağından bahsedilemeyeceği, bu nedenle davacı banka tarafından ihtirazi kayıtla ödenen katma değer vergisi ve damga vergisinde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle kabul eden İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 22.3.2007 tarih ve E:2005/2611, K:2007/456 sayılı kararının; 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa 4684 sayılı Kanunun geçici 18. maddesiyle 3.7.2001 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere eklenen geçici 29. maddesi hükmünün 31.12.2004 tarihine kadar uygulanacağı, bu tarihten sonra bu maddede sayılan işlemler ile ilgili olarak katma değer vergisi istisnası bulunmadığı, kurumlar vergisi istisnasının uygulanmayacağı bahse konu işlemler için 3065 sayılı Kanunun geçici 10. maddesinde yer alan katma değer vergisi istisnasının uygulanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle tahakkuk ettirilerek tahsil edilen katma değer vergisinin ve damga vergisinin yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Mehmet S.’ın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Güneş K. K.’ın Düşüncesi: İleri sürülen iddialar sonucu itibarıyla yerine olan Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dosyanın incelenmesinden, davacı bankaya borçlu olan … Paz. ve Elek. End. A.Ş.’nin aldığı kredinin teminatı olan müteselsil kefili …’e ait taşınmazın Beyoğlu 1. İcra Müdürlüğünün 2004/834 sayılı dosyasında 18.11.2005 tarihinde yapılan ihale sonucu davacı banka tarafından satın alınması üzerine dava konusu katma değer vergisinin ve damga vergisinin tahakkuk ettirildiği ve 1.12.2005 tarihinde ihtirazı kayıtla ödendikten sonra ödenen bu miktarın iadesi istemiyle iş bu davanın açıldığı, Vergi Mahkemesince, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 10. maddesinde, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 28. maddesi ile geçici 29. maddesinin birinci fıkrasının (6) ve (7) numaralı bentleri kapsamındaki teslimlerin vergiden müstesna olduğunun hükme bağlandığı, ilgili Kanunlarda borçlu şirketlerin ellerindeki taşınmazların devirlerinin rızaen veya icra kanalıyla yapılmış olması konusunda bir ayrım yapılmadığından, istisna hükümlerinin uygulanamayacağından bahsedilemeyeceği belirtilerek davacı banka tarafından ihtirazi kayıtla ödenen katma değer vergisi ve damga vergisinin iadesine hükmedildiği, davalı idarece de; 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa 4684 sayılı Kanunun geçici 18. maddesiyle 3.7.2001 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere eklenen geçici 29. maddesi hükmünün 31.12.2004 tarihine kadar uygulanacağı, bu tarihten sonra bu maddede sayılan işlemler ile ilgili olarak katma değer vergisi istisnası bulunmadığı, kurumlar vergisi istisnasının uygulanmayacağı bahse konu işlemler için 3065 sayılı Kanunun geçici 10. maddesinde yer alan katma değer vergisi istisnasının uygulanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle tahakkuk ettirilerek tahsil edilen katma değer vergisinin ve damga vergisinin yasal olduğu ileri sürülerek kararın bozulmasının istenildiği anlaşılmıştır.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17. maddesinin 4 numaralı fıkrasına 5281 sayılı Kanunun 33. maddesiyle 1.1.2005 tarihinden geçerli olmak üzere eklenen (r) bendinde; kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile gayrimenkullerinin satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimleri, bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık gayrimenkul ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin istisna kapsamında olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan maddenin gerekçesinde de; düzenlemenin, kurumların mali yapılarını güçlendirme ve bankaların alacaklarının tahsilini hızlandırma amacını taşıdığı, istisnanın, kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hissesi ve gayrimenkullerin satışı suretiyle gerçekleşen devir ve tesliminde uygulanabileceği, ancak bankalara borçlu olanlar ile kefillerinin iştirak hisseleri ile gayrimenkullerinin müzayede yoluyla yapılanlar dahil devir ve teslimlerinin ise, mali sektörün özelliği göz önüne alınarak söz konusu iki yıl süreyle aktifte bulunma şartının dışında tutulduğu açıkça belirtilmiştir.

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na ekli (2) sayılı tablonun Ticari ve medeni işlerle ilgili kağıtlar başlıklı (IV) bölümünün 2.1.2004 tarihinden geçerli olmak üzere 5035 sayılı Kanunun 30. maddesiyle değişen 23. fıkrasında; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve geri ödenmesi amacıyla düzenlenecek kağıtlar ile bu kağıtlar üzerine konulacak şerhlerin (kredilerin kullanımları hariç) damga vergisinden istisna edildiği hükme bağlanmıştır.

Olayda, davacı bankanın anılan Yasa hükmünde belirtildiği şekilde kendisine borçlu olan şirketin kefiline ait ipotekli taşınmazın paraya çevrilmesi için cebr-i icraya başvurduğu ve yapılan takip sonucu borçlu şirketin kefiline ait bu taşınmazın borca mahsuben davacı bankaya devredildiği ihtilafsızdır. Katma değer vergisi istisnasından yararlanmak için genel bir şart olan iki yıl aktifte bulundurma koşulunun bankalara yapılan devirler için aranmayacağı, istisna getiren 5281 sayılı Yasanın gerekçesinde belirtilmiş olup, Yasa metninde cebri-i icra yoluyla yapılan devirlerde istisna hükümlerinin uygulanmayacağına dair hiçbir düzenleme mevcut değildir. Aksine müzayede yoluyla yapılan satışların da istisnaya dahil olduğu hususu açıkça düzenlenmiştir. Davalı idare tarafından, işlemin satış niteliğinde olduğu, olayda Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 29/6. maddesinde belirtilen “borca karşılık bankaya devir” işleminin söz konusu olmadığı ileri sürülmüşse de, yorum yoluyla Yasa maddesinin kapsamının daraltılması hukuka uygun bulunmamaktadır. Bu durumda, davacı bankanın alacağına karşılık borçlunun kefiline ait gayrimenkulü cebr-i icra yoluyla devralması işlemi, 3065 sayılı Kanunun 17. maddesinin 4 numaralı fıkrasına 5281 sayılı Kanunun 33. maddesiyle 1.1.2005 tarihinden geçerli olmak üzere eklenen (r) bendi uyarınca katma değer vergisinden müstesna tutulduğundan, tahakkuk ettirilerek tahsil edilen katma değer vergisinde ve yukarıda belirtilen 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli 2 sayılı tablodaki ilgili hüküm uyarınca damga vergisinde isabet bulunmamaktadır. Her ne kadar Vergi Mahkemesince olaya 3065 sayılı Kanunun 17. maddesinin 4 numaralı fıkrasının (r) bendi hükmünün uygulanması gerekirken, olaya 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa 4684 sayılı Kanunun geçici 18. maddesiyle eklenen geçici 29. madde hükmü uygulanmışsa da, her iki maddenin hükümleri benzer düzenlemeler içerdiğinden, sonucu itibarıyla yerinde olan Vergi Mahkemesi kararında isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddine, sonucu itibarıyla yerinde olan İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 22.03.2007 tarih ve E:2005/2611, K:2007/456 sayılı kararının onanmasına 03.11.2009 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Dosyanın incelenmesinden: davacı bankaya borçlu olan şirketin kefiline ait ipotekli taşınmazın icra yoluyla borca mahsuben 18.11.2005 tarihinde yapılan ihale sonucu davacıya devredildiği, ihtirazi kayıtla ödenen katma değer vergisi ve damga vergisinin iadesine karar verilmesi istemiyle dava açıldığı, vergi mahkemesince, 5422 sayılı Yasaya 4684 sayılı Yasanın geçici 18. maddesiyle eklenen geçici 29. madde hükmünün 31.12.2004 tarihine kadar uygulanacağı, bu tarihten sonra aynı maddede sayılan işlemler ile ilgili olarak istisna hükmü bulunmadığı, buna göre 3065 sayılı Yasanın geçici 10. maddesinde yer alan istisna hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacı tarafından temyiz isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır.

3065 sayılı Yasanın 17. maddesinin 4 nolu bendine 5281 sayılı Yasanın 33. maddesi ile 1.1.2005 tarihinden geçerli olmak üzere eklenen (r) alt bendinde, kurumların en az iki yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile gayrimenkullerinin satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerinin; bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık gayrimenkul ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin katma değer vergisinden istisna olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Bu durum karşısında, vergi mahkemesince uyuşmazlığın 3065 sayılı Yasanın yukarıda belirtilen 17. maddesinin 4 nolu bendinin (r) alt bendi esas alınarak irdelenmek suretiyle karara bağlanması gerekirken, böyle bir irdeleme yapılmaksızın ve damga vergisi hiç irdelenmeksizin yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde mevzuata uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle vergi mahkemesince yeniden bir karar verilmek üzere temyize konu kararın bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/764

Karar No: 2006/3582

Temyiz İsteminde Bulunan : Lütfi Kolçak

Vekili : Av. Vural Şirin Zincirli Kuyu Kore Şehitleri Cad. Arel Ap. No:52/8 Şişli – İSTANBUL

Karşı Taraf :Borçka Malmüdürlüğü -ARTVİN

İstemin Özeti : Davacı adına, 2001/Ocak-Aralık dönemleri için re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; dava dosyasının incelenmesinden, Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara yapılan satışlar nedeniyle aralarında davacının da bulunduğu 5 firmadan meydana gelen bir organizasyon tarafından, satın alınan ve satılan herhangi bir mal hareketi olmaksızın haksız katma değer vergisi iadesi alındığından bahisle düzenlenen vergi tekniği ve vergi inceleme raporlarına istinaden davacı adına vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi salındığının anlaşıldığı, anılan firmalardan Cevdet Kolçak ve Lütfi Kolçak’ın Demirkol Turizm Yatırım Nakliyat Petrol Sanayi Taahhüt İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’ne ait Demirkol Otelini adres olarak gösterdikleri ve bu kişilerin şahsi işletmeleri için yaptıkları mal alımlarının büyük bir kısmının anılan Demirkol Turizm Yatırım Nakliyat Petrol Sanayi Taahhüt İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nden olduğu, Lütfi Kolçak’ın bu şirketin %20 ortağı, Cevdet Kolçak’ın ise grup şirketlerin kanuni temsilcisi olduğu, davacının yurt dışı satışlarının bir bölümünün Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara yapıldığı, grup şirketlerden Medea Petrol Taahhüt Yatırım Nakliyat Sanayi Turizm İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin 12.2.2001 tarihinde mülkiyeti Hızır Topal’a ait İşyerini depo olarak kiraladığı, 14.2.2001 tarihinde yapılan yoklamada, anılan şirketin faaliyette bulunduğu işyerini organizasyon içerisinde yer aldığı belirtilen Demirkol Turizm Yatırım Nakliyat Petrol Sanayi Taahhüt İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile birlikte kullandığı, Medea Petrol Taahhüt Yatırım Nakliyat Sanayi Turizm İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin mal alış faturalarının mevcut olduğu, kiraladığı depoda emtiasının bulunmadığı, 18.11.2002 tarihinde yapılan yoklamada, “Hopa İş Merkezi Kat:2 No:92” adresinde bulunan 14 m2 büyüklüğünde büroda Demirkol Turizm Yatırım Nakliyat Petrol Sanayi Taahhüt İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile birlikte faaliyet gösterdiği, işçi çalıştırmadığı, ayrıca 70 m2 büyüklüğünde deposunun bulunduğu, ancak içerisinde emtiasının olmadığı, Hopa dışında başka bir yerde şubesinin olmadığı, ihracat kapsamındaki satışlarında ve özel faturalı satışlarında kar gayesi güdülmediği, çok düşük karla çalışıldığı, belirli dönemde hemen hemen her çeşit malın alınıp ve satıldığı, ancak stoklu çalışılmadığı, malın alındığı gün veya birkaç gün içerisinde Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara satıldığı veya yurt içindeki müşterilere satışın yapıldığı, 2001 ve 2002 hesap dönemi yasal defter kayıtlarına göre Medea Petrol Taahhüt Yatırım Nakliyat Sanayi Turizm İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi yurtiçi ticari mal satışları ile direkt ihracat kapsamındaki satışların peşin yapıldığı, Medea Petrol Taahhüt Yatırım Nakliyat Sanayi Turizm İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin 2001 ve 2002/Ocak-Haziran döneminde sevk irsaliyesi düzenlemediği, ilgili dönemde temin edilen veya düzenlenen iade faturası bulunmadığı, istanbul’da mukim firmalardan satın aldığı malların büyük bir bölümünü ihraç eden kalanını da yurtiçi müşterilere satan şirketin ilgili dönemde mal alış faturaları dışında İstanbul’da yapılan harcamalara ait hiçbir belgenin bulunmadığı, anılan şirketin yurtiçi satışların bedellerini peşin tahsil edilmiş gibi kayıtlara intikal ettirdiği halde aynı işlemlerin tarafı olan alıcıların kayıtlarında aynı malların vadeli alınmış gibi gösterildiği, ayrıca ödemelere tediye makbuzu alınmadığı, satış bedelleri tahsil edilirken tahsilat makbuzu düzenlenmediği, borçlar için çek veya senet kullanılmadığının, teslime ilişkin sorumluluklarının malların tırlara yüklenmesi ile bittiğinden sevk irsaliyesi düzenlemediklerinin şirket temsilcisince beyan edildiği, İstanbul’dan alınan mallara ilişkin faturaların Hopa’ya tır sürücüleri veya otobüslerle getirilerek teslim edildiği, Demirkol Turizm Yatırım Nakliyat Petrol Sanayi Taahhüt İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi 2001/Mayıs döneminden itibaren malların önemli bir bölümünü Medea Petrol Taahhüt Yatırım Nakliyat Sanayi Turizm İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketinden tedarik ettiği, bununla birlikte zaman zaman bu iki şirketin aynı dönemlerde birbirlerinin hem müşterisi hem satıcısı oldukları,.yine bankalardan alınan bilgilere göre anılan şirketlerin kanuni temsilcisi Cevdet Kolçak’ın hesaplarının fiktif olarak yapılan döviz alım satımları dışında hiç çalıştırılmadığı, hesaplarına ve adlarına havale gelmediği, havale gönderilmediği, mal tedarik eden firmalardan hiç birine Hopa veya civarındaki banka şubeleri aracılığıyla anılan şirketler tarafından-ödeme yapılmadığı, Hazine Kontrolörü Mehmet Üvez tarafından hazırlanan raporda; Halkbank Hopa şubesinin 2002 yılı döviz alım ve satım işlemlerinin incelenmesinin yapıldığı, fiilen herhangi bir efektif girişi olmadığı halde, içeriği itibarıyla gerçeği yansıtmayan döviz alım ve satım belgeleri düzenledikleri iddiası ile Halkbank Hopa Şubesi çalışanları hakkında evrakta sahtecilik hükümleri gereğince yasal takibata geçildiği, her ne kadar dava dilekçesinde iadeye konu olan malların yurt dışı edildiği dolayısıyla uyuşmazlık konusu faturada yer alan malların gerçekte alındığı ileri sürülmekte ise de, kayıt dışı ekonomide üretilen mallar da ihraç edilerek vergi iadesinden yararlanılabileceği, böylece kayıt düzeni açısından oluşturulan alış veriş zinciri sayesinde Devlet Hazinesine girmeyen katma değer vergisinin Devlet Hazinesine girmişçesine işlem göreceği ve ihracatı teşvik amacıyla göz ardı edilen katma değer vergisi yanında ikinci bir kayba daha neden olabileceği ortada olduğuna göre yukarıdaki tespitler karşısında davacının anılan iddiasına da itibar edilmesinin olanaksız olduğu, diğer taraftan 6.5.2004 tarihinde Mahkemelerine bir kısım nakliye faturası ve tahsilat makbuzu ibraz edildiği belirtilmekle birlikte, ibraz edilen belgeler içerisinde nakliye faturası olmadığı gibi davacı şirket yetkilisince de anılan dönemde nakliye faturası bulunmadığının tutanağın 24. maddesi ile tespit edildiği, ibraz edilen belgeler arasında tahsilat makbuzu yer almakla birlikte tutanağın 32. maddesi ile ödemelerinde tediye makbuzu almadıkları, satış bedelleri tahsil edilirken tahsilat makbuzu düzenlemedikleri hususları davacı şirket yetkilisi ile birlikte kayıt altına alındığından daha sonra da düzenlenebilecek neviden olan bu belgelerin cezalı tarhiyatı kusuriandıracak nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle reddeden Erzurum Vergi Mahkemesinin 29.11.2004 tarih ve E:2004/98, K:2004/502 sayılı kararının; cezalı tarhiyatın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Ömer Faruk Ates’in Düşüncesi : Eksik incelemeye dayalı olarak yapılan cezalı tarhiyata karşı açılan davayı reddeden mahkeme kararında isabet görülmediğinden mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık davacı şirket adına, 2001/Ocak-Aralık dönemleri için re’sen tarhedilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Erzurum Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına ilişkin bulunmaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden, Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara yapılan satışlar nedeniyle davacı şirketin de aralarında bulunduğu 5 firmadan meydana gelen bir organizasyon tarafından satın alınan ve satılan herhangi bir mal hareketi olmaksızın haksız katma değer vergisi iadesi alındığından bahisle düzenlenen vergi tekniği ve vergi inceleme raporlarına istinaden davacı adına vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapıldığı anlaşılmaktadır.

Ticaret; kazanç sağlama amacıyla yapılan mal ve hizmet alım satımı faaliyeti olarak tanımlanabilmektedir. Bir ticari faaliyetin vergilendirilmesi, o ticari faaliyete bağlı olarak yapılan alım ve satım faaliyetinin bilinmesine bağlıdır. Bu amaçla vergi Kanunlarında defter tutma ve kayıt düzeni uygulaması getirilmiştir. Vergi incelemesi ve denetimi de esasen bu iki temel üzerine oturmaktadır. Vergi incelemesinde incelemenin esası, mükellefin alışları ve satışlarının gerçek durumunun saptanması temeline dayanmaktadır.

Olayda davacı şirketin, içinde bulunduğu bir organizasyona bağlı olarak herhangi bir ticari mal alım-satım faaliyeti olmaksızın haksız katma değer vergisi iadesi aldığı iddia edilmiş olup, bu iddianın ispatına yönelik olarak organizasyona dahil firmalar tarafından döviz alım belgelerinde sahtecilik yapıldığı, çok düşük karla çalışıldığı, yüklü miktarlarda alım-satım yapılmasına ve bu malların İstanbul’dan alınmasına rağmen para alış verişinde bankaların kullanılmadığı, nakliye faturalarının ve sevk irsaliyelerinin bulunmadığı gibi tespitler yapılmıştır. Yapılan bu tespitlerin davacının ticari faaliyeti hakkında ciddi kuşkular uyandırdığı şüphesizdir. Ancak inceleme elemanınca davacının ticari faaliyetinin esasını oluşturan alışları ve satışlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı konusunda herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. İnceleme elemanının temel isnatlarını ortaya koyduğu vergi tekniği raporunda, adlarına fatura düzenlenen yabancıların gümrükten çıkış tarihleri ile davacının düzenlediği fatura tarihleri karşılaştırılmak istenmiş, ancak bu bilgilerin toparlanmasının çok vakit alacağından bahisle bundan vazgeçildiği belirtilmiş, ayrıca davacının mal alışında bulunduğu çoğunluğu İstanbul’da yerleşik firmalardan, sayılarının çok fazla olması nedeniyle, bir kısmı nezdinde de olsa, herhangi bir araştırma yapılmamıştır.

Bu durumda mevcut tespitlerin yeterli olmadığı sonucuna ulaşıldığından davacı hakkında ileri sürülen iddiaların ispatı amacıyla suçu oluşturan fiilin mümkün olan tüm yönleri ile araştırılıp ortaya konulması gerekmekte iken, eksik incelemeye bağlı olarak yapılan cezalı tarhiyatta isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile Erzurum Vergi Mahkemesinin 29.11.2004 tarih ve E:2004/98, K:2004/502 sayılı kararının bozulmasına 3.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2000/5594

Karar No: 2001/4508

Genel kurulda yönetim kuruluna seçilen ve uzlaşma tutanağını imzalayan kişilerin, görev süreleri bitmesine karşın yeni seçim yapılmaması veya fesih, tasfiye gibi yollara da gidilmemesi durumunda yönetici olarak sorumluluklarının devam edeceği hk.

İstemin Özeti: Yükümlünün 1993 yılı işlemlerinin incelenmesi üzerine cezalı olarak tarh edilmesi önerilen katma değer vergisi konusunda tarhiyat öncesi uzlaşmaya varılarak düzenlenen 18.12.1998 tarih ve 2307 sayılı uzlaşma tutanağının iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden uzlaşma tutanağının … ve … tarafından imzalandığının, bu şahısların yükümlü şirketi temsil ve ilzam yetkili olmadığı ileri sürülerek dava açıldığının anlaşıldığı, dosyada bulunan belgelerden 1982 yılında kurulan yükümlü şirketin kuruluşundan itibaren … ve … yönetim kurulu üyeliklerinde bulunduğunun, en son 17.5.1990 tarihinde yapılan şirket olağan genel kurul toplantısında 3 yıl süre ile yönetim kurulu üyeliklerine seçildiklerinin, görev dağılımına göre yönetim kurulu başkanlığına …’ın başkan vekilliğine ise …’un getirildiğinin, bu şahısların müşterek imza ile şirketi her hususta temsil ve ilzama yetkili olduklarının, 17.5.1990 tarihinden itibaren genel kurul toplantısının yapılmadığının, bununla birlikte yükümlü şirketin faaliyetine devam ettiğinin, vergi incelemesi sırasında temsilci sıfatıyla tutanakları … ile …’un imzaladığının, uzlaşma toplantısına bu şahısların katılarak tutanağı imzaladıklarının görüldüğü, Türk Ticaret Kanununa göre yönetim kurulu üyeliklerinin 3 yıllık azamî süre ile sınırlandırıldığı, olayda 17.5.1990 tarihinden sonra bir daha genel kurul toplantısı yapılmaması, şirketin fesih veya tasfiye halinde de bulunmaması karşısında adı geçenlerin şirketi temsile yetkili olduğunun kabulü gerektiği, kaldı ki noterden onaylı imza sirküsü ibraz ederek uzlaşmayı isteyen, toplantıya katılan bu şahısların en son şirket temsilcileri olarak seçildiği ve yönetimden ayrıldıkları yolunda bir iddia ve belgelerinin de bulunmadığı, diğer taraftan şirketin faaliyetine de bu kişilerin yöneticiliğinde devam edildiği, ayrıca üçüncü kişilere karşı temsilci gibi görünen kişilerin eylemlerine rıza gösterenlerin bu durumun hukukî sonuçlarına katlanması icap ettiği gerekçesiyle reddeden … Vergi Mahkemesinin 9.11.1999 tarih ve 1999/1261 sayılı kararının; uzlaşma tutanağının şirketi temsile yetkili olmayan şahıslarca imzalandığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Temyiz edilen … Vergi Mahkemesinin 9.11.1999 tarih ve 1999/1261 sayılı kararında, 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1.fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisinin bulunmadığı anlaşıldığından temyiz isteminin reddine, anılan Mahkeme kararının onanmasına 22.11.2001 oy birliği ile karar verildi.

TURMOB

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2000/6121

Karar No: 2003/4855

………. firmalarının düzenlediği faturaların sahte olduğu sonucuna ulaşıldığından yükümlü şirket adına tarh edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin onanması gerekirken mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile terkin edilmesinde isabet bulunmadığı.

İstemin Özeti : Yükümlü şirketin 1993 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen inceleme raporu ile ………………. Tekstil Ltd. Şti. ile …………. Konfeksiyon Ltd. Şti.’nden aldığı faturaların sahte olduğunun tespit edilmesi nedeniyle aynı yılın Şubat, Mayıs, Haziran dönemleri için tarh edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı; olayda ………… Tekstil Ltd. Şti. ile ………… Konfeksiyon Ltd. Şti. yetkililerinin ifadelerine başvurulmadan, tarhiyatın dayanağı faturaların defter ve kayıtlarında ve katma değer vergisi beyannamelerinde yer alıp almadığı incelenmeden, ilişkide bulunduğu alt firmaların sahte fatura düzenlediklerinin tespit edildiğinden bahisle tarhiyat yapılmış ise de; yükümlü şirketin mal alımları karşılığında anılan firmalara düzenlediği çeklerle ödemede bulunduğu ve çeklerin bu firmalarca tahsil edildiği anlaşıldığından yükümlü şirket adına yapılan tarhiyatta isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden İstanbul 1.Vergi Mahkemesinin 29.02.2000 tarih ve 2000/279 sayılı kararının; tarhiyatın yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı ………..’ın Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49.maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan nedenle temyiz isteminin reddi ile Vergi Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi …………’in Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü.

Yükümlü şirket adına tarh edilen cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı kabul eden İstanbul 1.Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, yükümlü şirkete 1993 yılında fatura düzenleyen ………. Tekstil Ltd. Şti. ile …………. Konfeksiyon Ltd. Şti. hakkında düzenlenen 28.10.1998 tarih ve GKR 1998/697-20-24 sayılı raporlarda; aynı ailenin kontrol altında olan ……….. Tekstil, …………….. Konfeksiyon ve …………….. Tekstil Firmalarının birlikte incelemeye alındığı, bu aile şirketinin bir organizasyon içinde bulunduğu bu firmaların 1993 yılındaki toplam satışlarının büyük bir kısmının ihraç edileceği şerhi düşülerek ve katma değer vergisi tahsil edilerek yapıldığı, bu şekilde yapılan satışların bu aile şirketi açısından özel bir öneminin bulunduğu, ihracat işlemlerinin ihracatçı firmalardan vekaletnameler alınarak aile şirketine ait firmalarca gerçekleştirildiği, bu satışlarda ihracatçı firmaların genelde belge üzerinde isimlerinin geçtiği ve fiilen işlemlerin aile şirketince gerçekleştirildiği, diğer satışların tamamına yakınını diğer aile şirketleriyle ……………..’e yapıldığı, …………… hakkında düzenlenen inceleme raporunda, aile şirketi firmaları ile bu firma arasında yapılan faturalaşmaların tamamen fiktif ve kamufle etmeye yönelik sahte faturalar olduğunun tespit edildiği, firmaların 1993 yılındaki alışlarının yüzlerce firmanın faturalarına dayandığı, belli büyüklüğe ulaşan ya da şüphe uyandıran firmalar hakkında inceleme yapıldığı, alışların %80’e yakın kısmının sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı faturalara dayandığının tespit edildiği, söz konusu firmaların satışlarının tamamına yakınının yurt dışına satış koşuluyla yurt içindeki firmalara yapıldığı, ihracatçı görünen firmaların aslında kullanılmakta oldukları, vekaleten fiili olarak ihracat işlemlerini …………. Tekstil, …………….. Konfeksiyon ve …………… Tekstil firmalarının gerçekleştirdiği, faturaların ihracatçılara katma değer vergili olarak düzenlendiği ve ihracatçı firmaların da Hazineden aldığı katma değer vergisini bu firmalara ödediği, ihracat evraklarında sadece isimleri görünen firmaların daha fazla ihracat kredisi alınacağı vaadi ile bu olayda kullanıldıkları Gümrük Müfettişi tarafından düzenlenen raporda ise, anılan firmaların yapmış olduğu ihracatların yurt dışındaki bazı paravan şirketlere veya mükellefiyet kaydı olmayan firmalara yapılmış gibi gösterildiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.

Bütün bu tespitlerden ………… Tekstil ve …………. Konfeksiyon firmalarının düzenlediği faturaların sahte olduğu sonucuna ulaşıldığından yükümlü şirket adına tarh edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin onanması gerekirken mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile terkin edilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle vergi dairesi temyiz isteminin kabulü ile İstanbul 1.Vergi Mahkemesinin 29.2.2000 tarih ve 2000/279 sayılı kararının bozulmasına 15.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2006/1245

Karar No: 2006/4256

Temyiz İsteminde Buiunan : Halkalı Vergi Dairesi Müdürlüğü – İSTANBUL

Karşı Taraf : Ertaç Turizm Servis Taş. Hiz. işi. ve inş. San. Tic. Ltd. Şti.

Vekili : Av. Gülsen Güntekin İincirli Cad. No:100 D:3 Bakırköy – İSTANBUL

İstemin Özeti : Yükümlü şirketin işmerkezinde 17.6.2001 tarihinde meydana gelen hırsızlık sonucu 1995-2001 yıllarına ait defter ve belgelerinin çalınması nedeniyle incelemeye ibraz edilmemesi üzerine düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle 2000 yılının tüm dönemleri için tarh edilen katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı kabul eden İstanbul 4. Vergi Mahkemesi kararını; mahkemece öncelikle yükümlülere, emtia alışı yaptığı kişi veya kuruluşlardan ihtilaflı yılla ilgili olarak sağlayacağı belgelerin ibrazı için uygun bir süre verilmesi, bunun sonucunda ibraz edilen belgelerden davalı vergi dairesi müdürlüğünün de haberdar edilmesi suretiyle söz konusu faturaların gerçekten alış yaptığı emtialara ait alış faturaları olup olmadığının araştırılması ve gerçek alış faturaları göz önüne alınarak ödenmesi gereken verginin tespiti, gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılarak varılacak sonuca göre karar verilmesi icabettiği gerekçesi ile bozan Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 16.3.2004 tarih ve E:2003/119;K:2004/2105 sayılı kararına uymak suretiyle, davayı; davacıdan istenen alış ve gider belgeleri üzerinde yaptırılan ve mahkemelerince de Uygun bulunan bilirkişi raporu sonucuna göre kısmen kabul eden İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin 12.9.2005 tarih ve E:2005/448;K:2005/1459 sayılı kararının; kanuni defterlere kaydedilip edilmediği anlaşılamayan faturalara ait katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilemeyeceği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Yakup Kaya’nın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Mustafa Doğan’ın Düşüncesi :İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Vergi mahkemesi kararlarının Danıştay tarafından bozulması halinde yeniden verilecek kararlara karşı yapılacak temyiz başvuruları vergi mahkemesince bozma esaslarına uyulmuş olup olmadığı yönünden incelenebileceğinden ve olayda, Vergi Mahkemesince Dairemizin bozma kararına uyularak karar verildiği anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine, anılan Vergi Mahkemesi kararının onanmasına 14.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2004/3265

Karar No: 2006/4112

Temyiz İsteminde Bulunan Taraflar i 1- Serna Tekstil San. Dış Tic. Ltd. Şti. Armağan Evler Mah. Mithatpaşa Cad. 116/36 Ümraniye/İSTANBUL 2- Ümraniye Vergi Dairesi Müdürlüğü İSTANBUL

İstemin Özeti : Davacı şirket adına, Ocak-Ağustos 1995 dönemine ilişkin olarak re’sen tarh edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı kabul eden vergi mahkemesi kararının Tura Ltd. Şti’nden alınan faturalara ilişkin hüküm fıkrasını onayan, İkaj Tekstil Ltd. Şti’nden alınan faturalara ilişkin hüküm fıkrasını: dosyadaki tespitlerden adı geçen firmanın davacı şirkete düzenlediği faturaların gerçek bir alış verişi yansıtmadığı ve sahte olduğu anlaşıldığından bu faturalarda gösterilen katma değer vergisinin indirim konusu yapılmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle bozan Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 27.11.2002 tarih ve E:2000/4560, K:2002/4921 sayılı kararına uymak suretiyle, olayda, Tura Ltd. Şti’nden alınan faturalara ilişkin hüküm fıkrası onandığından bu kısım için karar verilmesine gerek bulunmadığı, dosyadaki tespitlerin değerlendirilmesi sonucu İkaj Tekstil Ltd. Şti. tarafından davacı şirket adına düzenlenen faturaların sahte ve yanıltıcı olduğu ve bu faturalarda görülen, katma değer vergisinin gerçekte yüklenilmediği anlaşıldığından indirime konu edilmesine yasal olanak bulunmadığı, ancak, davacı şirketin vergi kaçırma kastı bulunmadığından kaçakçılık cezasının kusura çevrilmesinin hakkaniyete uygun olacağı gerekçesiyle davanın İkaj Tekstil Ltd. Şti.’nden alınan faturalar nedeniyle yapılan tarhiyata yönelik bölümünün reddine, kaçakçılık cezasının kusura çevrilmesine karar veren İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin 7.4.2004 tarih ve E:2004/628, K:2004/887 sayılı kararının; yükümlü şirket tarafından, alışların gerçeği yansıttığı, vergi dairesi müdürlüğü tarafından ise; cezanın da aynen onanması gerektiği ileri sürülerek aleyhe olan hüküm fıkralarının bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Taraflarca savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Yakup Kaya’nın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Tarafların temyiz dilekçelerinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, taraflar temyiz istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Aydemir Saydan’ ın Düşüncesi ileri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından tarafların temyiz istemlerinin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dairemizin 27.11.2002 tarih ve E:2000/4560, K.2002/4921 sarılı bozma kararına uyarak davanın İkaj Tekstil Ltd. Şti. tarafından davacı şirket adına düzenlenen faturalar nedeniyle yapılan tarhiyata yönelik bölümünün reddeden, kaçakçılık cezasının kusura çeviren vergi mahkemesi kararının taraflarca aleyhe olan hüküm fıkralarının bozulması istenilmektedir.

2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 26. maddesinin 3622 sayılı Kanunun 9. maddesiyle değişik 3. fıkrasında: “Davacının gösterdiği adrese tebligat yapılamaması halinde, yeni adresin bildirilmesine kadar dava dosyası işlemden kaldırılır ve varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir yıl içinde yeni adres bildirilmek suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, Dairemizin 14.10.2004 tarih ve E:2004/3265 sayılı yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin kararının temyiz dilekçesinde gösterilen adreste tebliğe çalışıldığı, tebliğ evrakına “adres bırakmadan ayrıldığı” şerhi düşülerek evrakın iade edilmesi üzerine dosyanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 26. maddesinin 3622 sayılı Kanunun 9. maddesi ile değişik 3. fıkrası uyarınca Dairemizin 23.12.2004 tarih ve E:2004/3265 sayılı kararı ile işlemden kaldırıldığı, davacı şirket tarafından bir yıl içinde adres bildirilmek suretiyle dosyanın yeniden işleme konulmasının istenilmediği anlaşıldığından vergi mahkemesi kararının katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasının anılan 3. fıkra uyarınca temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

Vergi dairesi müdürlüğünün temyiz istemine gelince;

213 sayılı Vergi Usul kanununun 344/2. maddesinde, sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı vesikalar tanzim etmek veya bunları bilerek kullanmak suretiyle kasten vergi ziyama sebebiyet verilmesi, kaçakçılık cezasının uygulanmasını gerektiren bir durum olarak kabul edilmiş bulunmaktadır.

Vergi mahkemesi tarafından, davacı şirketin vergi kaçırma kastı bulunmadığı ve matrah farkının defter ve belgeler ve beyannamelerden saptandığından cezanın kusur olmasının hakkaniyete uygun olacağı gerekçesiyle kaçakçılık cezası kusura çevrilmiş ise de, olayda, davacı tarafından İkaj Tekstil Ltd. Şti.’nden herhangi bir mal alınmadığı ve yalnızca fatura alındığı gibi, sözkonusu malların kendilerine gelmediği de şirket yetkilisi tarafından beyan ve ifade edildiğinden, yükümlü şirketin vergi kaçırma kastının bulunmadığı ve bu faturaları bilerek kullanmadığından bahsetmeye yasal olanak bulunmamaktadır.

Bu itibarla kaçakçılık cezasının da aynen onanması gerektiğinden vergi mahkemesi kararının cezayı kusura çeviren hüküm fıkrasında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin 7.4.2004 tarih ve E:2004/628, K:2004/887 sayılı kararının; katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasının 2577 sayılı Kanunun 26. maddesinin 3. fıkrası uyarınca temyiz edilmemiş sayılmasına, vergi dairesi müdürlüğü temyiz isteminin kabulüne, kaçakçılık cezasına ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına 8.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

Tarih: 21.04.2015

Esas No: 2012/5660

Karar No: 2015/3144

VUK Md. 339

TEKERRÜR HALİNİN ŞARTLARI

Davacının vergi ziyaına sebebiyet veren eyleminin tekerrür hali kabul edilebilmesi için, ikinci eylemin, ilk eylem için kesilen cezanın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren beş yıl içinde işlenmiş olması gerekmekte olup, ilk vergi ziyaı cezasının kesinleştiği yıl içerisinde vergi kaybına yol açmasının tekerrür hali sayılamayacağı hk.

İstemin Özeti: Davacı adına, yasal deftere kaydedilmeyen katma değer vergisini indirdiğinden, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında bulunduğundan ve özel tüketim vergisi hesaplamadan satış yaptığından bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden 2007/Ocak-Eylül dönemleri için tarh edilen katma değer vergisi ile tekerrür hükümleri uygulanarak kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı kısmen kabul eden, kısmen reddedenVergi Mahkemesi’nin kararının; dilekçelerde ileri sürülen sebeplerle taraflarca bozulması istenilmektedir.

Karar: Uyuşmazlıkta, davacı adına yasal defterlere kaydedilmeyen katma değer vergisini indirdiğinden, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında bulunduğundan ve özel tüketim vergisi hesaplamadan satış yaptığından bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden 2007/Ocak-Eylül dönemleri için tarh edilen katma değer vergisi ile tekerrür hükümleri uygulanarak kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; tekerrür hükümleri uygulanmak suretiyle kesilen vergi ziyaı cezalı tarh edilen katma değer vergisinin, yasal deftere kaydedilmeden indirim konusu yapılan cezalı vergiye ilişkin kısmı yönünden kabul eden, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç ve özel tüketim vergisi hesaplamadan yapılan satışa ilişkin kısmı yönünden reddeden Vergi Mahkemesi kararının taraflarca dilekçelerde ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

Vergi Mahkemesi kararının, katma değer vergisine ve vergi aslının bir katına isabet eden vergi ziyaı cezasına ilişkin hüküm fıkrası dayandığı hukuki nedenlerle Dairemizce de uygun bulunduğundan temyiz dilekçelerinde ileri sürülen hususlar kararın bu kısmını kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir.

Vergi ziyaı cezasının tekerrür hükmü uygulanmak suretiyle artırılan kısmına ilişkin hüküm fıkrasına gelince;

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Tekerrür” başlıklı 339. maddesinde, vergi ziyaına sebebiyet vermekten veya usulsüzlükten dolayı ceza kesilen ve cezası kesinleşenlere, cezanın kesinleştiği tarihi takip eden yılın başından başlamak üzere vergi ziyaında beş, usulsüzlükte iki yıl içinde tekrar ceza kesilmesi durumunda, vergi ziyaı cezası yüzde elli, usulsüzlük cezası yüzde yirmibeş oranında artırılmak suretiyle uygulanacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacı adına, 2007/Eylül dönemine ilişkin olarak vergi ziyaı cezalı stopaj vergisi için düzenlenen vergi ceza ihbarnamesinin 12.11.2007 tarihinde tebliğ edilerek kesinleştiğinden bahisle tekerrür hükümleri uygulanmak suretiyle yüzde elli oranında artırılarak vergi ziyaı cezası kesildiği anlaşılmıştır.

213 sayılı Kanun’un 339. maddesinin değerlendirilmesinden, davacının vergi ziyaına sebebiyet veren eyleminin tekerrür hali kabul edilebilmesi için, ikinci eylemin, ilk eylem için kesilen cezanın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren vergi ziyaı suçunda beş yıl içinde işlenmiş olması gerekmekte olup olayda, 2007 yılındaki eylemi nedeniyle adına kesilen ceza 2007 yılı içerisinde kesinleşen davacının, tekerrür hükümleri uygulanarak cezalandırılabilmesi için ilk vergi ziyaı cezasının kesinleştiği 2007 yılını takip eden 2008 takvim yılı başından itibaren vergi ziyaına sebebiyet vermesi gerekmektedir. Davacının ilk vergi ziyaı cezasının kesinleştiği 2007 yılı içerisinde vergi kaybına yol açması tekerrür hali sayılamayacağından kararın vergi ziyaı cezasının tekerrüre ilişkin hüküm fıkrasında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin reddine, davacı temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, Vergi Mahkemesi’nin kararının, katma değer vergisi ile vergi aslının bir katına isabet eden vergi ziyaı cezasına ilişkin hüküm fıkrasının onanmasına, vergi ziyaı cezasının tekerrüre ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/2664

Karar No: 2006/3738

Temyiz İsteminde Bulunan : Rıhtım Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi Müdürlüğü/İSTANBUL

Karşı Taraf : Lütfiye Reyhan Tabbikha-Bulgurlu izzettin Bey Sokak Levent Sitesi C Blok No:28 – Üsküdar İSTANBUL

İstemin Özeti Davacı adına tanzim ve tebliğ edilen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden davacının Aliye Nevin Çetin adlı kişiden tamamı 3358 M2 olan gayrimenkulun 39M2 sini satın aldığı, Üsküdar 3. bölge tapu sicil müdürlüğünce düzenlenen ve ilgili belediyece onaylanan 1 nolu formda 1994 yılı arsa M2 birim değerinin ve hisse nispetinin sehven tam olarak gösterilmesi üzerine 1997 yılı için Harçlar Kanununa ekli 4 sayılı tarife nin 20/a maddesi hükmü kapsamında ve 1994,1995, ve 1996 yıllarına ilişkin yeniden değerleme oranları uygulanmak suretiyle kusur cezalı tapu harcı tarhiyatı yapıldığı, anılan tarhiyata karşı dava açılmaması üzerine dava konusu ödeme emrinin tanzim ve tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, olayda, tamamı 3358 M2 olan gayrimenkulun 39M2Tık kısmının davacı tarafından satın aldığının açık olduğunun görüldüğü, 1 nolu formdaki yanlış bilgi esas alınmak suretiyle gayrimenkulun tamamı üzerinden salınan harçta isabet görülmediği gerekçesi ile kabul eden İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin 8.3.2005 tarih ve E:2004/2049;K2005/424 sayılı kararının; davacının düzeltme isteminin düzeltme zamanaşımının geçmiş olması nedeniyle idarelerince reddedildiği, ayrıca ödeme emri aşamasında tarhiyata ilişkin iddiaların dinlenmeyeceği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Eren Sonbay’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Mustafa Dogan’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 10.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/2492

Karar No: 2006/1755

Temyiz İsteminde Bulunan : Emiroğlu İnşaat Taahhüt Tic. Ltd. Şti.

Vekili :Av. Fedayi Doğruyol Yalı Cad. No:26/20 – YALOVA

Karşı Taraf : Esenköy Belediye Başkanlığı Esenköy-Çınarcık/YALOVA

İstemin Özeti : Davacı şirket adına para cezası kesilmesine ilişkin 3.5.2000 tarih ve 2000/54 sayılı Esenköy Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılan davayı Mahkemelerinin davanın süreaşımı nedeniyle reddine dair 8.2.2001 tarih ve 2001/210 sayılı kararının Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 21.1.2004 tarih ve E:2001/3439, K:2004/565 sayılı kararıyla görev yönünden bozulması üzerine dosyanın görevli mahkemenin belirlenmesi amacıyla Bursa Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesi ve anılan mahkemece 14.10.2004 tarih ve 2004/750 sayılı kararla mahkemelerinin görevli olduklarına karar verilmesi sonucu dosyanın incelendiği, olayda dava konusu encümen kararının 13.5.2000 tarihinde tebliğ edilmesine karşın 30 günlük dava açma süresi geçirilerek 26.6.2000 tarihinde açılması karşısında işin esasının incelenemeyeceği gerekçesiyle süre aşımı yönünden reddeden Bursa Vergi Mahkemesinin 11.11.2004 tarih ve E:2004/1697, K:2004/1484 sayılı kararının; tebligatın usulsüz olduğu ve davanın görüm ve çözümünde idare mahkemesinin görevli olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Zerrin Güngör’ün Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi İhsan Sacmalı’nın Düşüncesi : Davanın görüm ve çözümünde İdare Mahkemesinin görevli olduğu bu nedenle mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

İstem davacı şirket adına para cezası kesilmesine ilişkin belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davayı süreaşımı nedeniyle reddeden Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasına ilişkindir.

2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarını, tam yargı davalarını, genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, diğer Kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden dava konusu edilen belediye encümen kararında asfalt yolllann tahrip edilmesi nedeniyle kesilecek para cezaiandan bahsedilmekteyse de, kesilecek para cezasının 1580 sayılı Belediye Kanununun 15. ve 19. maddeleri uyarınca kesileceği açıkça yazılı olduğundan uyuşmazlığın yukarıda anılan madde gereğince vergi mahkemelerinin görevine girenler dışındaki iptal davası olarak idare mahkemesince çözülmesi gerekmektedir.

Her ne kadar olayda idare Mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine davaya bakan Vergi Mahkemesince Dairemiz bozma kararı doğrultusunda görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından dosyanın yetkili bölge idare mahkemesine gönderilmesi sonucu Bursa Bölge İdare Mahkemesince Vergi Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmiş ise de 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 43/1-b maddesine göre, davaya bakacak idari yargı yerini belirleyen ve aynı maddenin 3.bendine göre de kesin olan Bursa Bölge İdare Mahkemesinin kararı, davanın bulunduğu o safhadaki kesinliği ifade ettiğinden ve bu kesinliğin amacı davanın daha başlangıçta merciisiz kalmamasını sağlamak, tarafların da, mahkemelerin de görev ve yetki sorununu uzatarak işin sürüncemede kalmasını önlemek olduğundan bu kesinlik, temyiz merciinin, idari yargı İçindeki görev ve yetki sorununu temyiz incelemesi safhasında ele almasını engelleyen nitelikte bir hüküm olarak yorumlanamaz.Çünkü aynı Kanunun 49.maddesinin 1/a bendinde “görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması” hali, ilk sırada incelenecek temyiz sebebi olarak sayılmaktadır. Bölge idare Mahkemesinin görevli ve yetkili idari mahkemeyi belirleme kararındaki kesinliği temyiz safhasındaki incelemeye kadar sirayet ettirmek temyiz merciinin, yasayla kendine verilmiş vazifeyi, yani mahkemenin görev ve yetkisi dışında bir işe bakmış olup olmadığını inceleme vazifesini yapmaması, idare yahut vergi mahkemesinin görevi ve yetkisi dışında bir işe baktığını pek açık bir şekilde gördüğü halde dahi bu konulara girememesi ve çok açık hatalı hallerde bile bozma kararı verilememesi sonucunu doğurur.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne, Bursa Vergi Mahkemesinin 11.11.2004 tarih ve E:2004/1697, K:2004/1484 sayılı kararının görev yönünden bozulmasına 16.5.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1988/478 E., 1989/1012 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan ……….. Genel Müdürlüğü

Karşı Taraf : ……………….. Belediye Başkanlığı

istemin Özeti : Kurumun hizmet binalarında kullandığı elektriğin Elektrik Tüketim Vergisinden muaf olduğu iddiası ile 1985, 1986 ve 1987 dönemlerinde ödenen toplam 23.499.-TL verginin iadesi istemiyle yapılan düzeltme talebini cevap vermeyerek zımmen reddeden ……….. Belediye Başkanlığı işleminin iptali isteminden ibarettir.

Savunmanın Özeti : Usul yönünden, husumetin TEK.na yöneltileceği, verginin zamanaşımına uğradığı, esas yönünden ise, gerek 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 36. maddesinde ve gerekse 1479 sayılı ……….. Kanununun 20. maddesinde davacı Kurumun Elektrik Tüketim Vergisinden muaf olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı, tahsil edilen vergilerin yasal olduğu savunulmaktadır.

Savcı Naci Ekşioğlu’nun Düşüncesi : Dava 1479 sayılı Yasa ile kurulan …………..

Genel Müdürlüğüne ait hizmet binalarında tüketilen elektriğin anılan kanunun 20. maddesi gereğince Elektrik-Tüketim Vergisinden muaf olduğu, nedeniyle 1985, 1986 ve 1987 yıllarında ödenen elektrik tüketim vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme talebinin cevap vermeyerek zımnen reddeden davalı idare işleminin iptali isteminden ibarettir.

1479 sayılı ……….. Kanununun 3165 sayılı Kanunla değişik 20. maddesinin, a) bu kanunum 15 ve 16. maddelerinde yazılı kaynaklardan elde olunan gelirler ise 21. maddesi uyarınca kurulan müessese veya iştiraklerden elde olunan hak ve gelirler, b) Kurumca sigortalılara ve bu kanuna göre hak sahibi sayılan kimselere verilen aylıklar ve yapılan yardımlar, c) Kuruma ait taşınır ve taşınmaz mallar, bunların alım ve satım işlemleri ile kurumun hizmet gereği ihtiyaç duyduğu Türkiye’de temini mümkün olmayan malların ithali kiralanması, d) Kurumun taraf olduğu dava ve icra takipleri ile ilanları, e) Kurumca yapılan bütün işlemler ve bu işlemler için ilgililere verilmesi veya bunlardan alınması gereken yazı ve belgeler ve bunların suretleri, ilgili kanunlarda kurumun adı ve kuruluş kanununda yazılı olmasa dahi ithalde alman vergi ve resimler dahil her türlü vergi resim ve harçlar ile kurumun doğrudan doğruya hizmetlerinden faydalanmadığı fon ve kuruluşlara katkı paylarından muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan maddede, vergiden muaf mal, gelir ve haklar belirtilmiş olup bunlar arasında “Elektrik Tüketimi” bulunmamaktadır.

öte yandan, elektrik ve havagazı tüketim vergisinden istisna edilen kuruluşlar dört bent halinde sayılmış ve bu bentlerin birincisinden, kazanç amacı gütmemek şartıyla işletilen hastane, dispanser, klinik, sağlık ocağı ve merkezleri, rehabilitasyon, teşhis ve tedavi merkez ve kurumları, doğum ve çocuk bakımevleri, kreşler, sanatoryum, prevantoryum gibi sağlık kuruluşlarında tüketilen elektriğin elektrik tüketim vergisinden müstesna olduğu belirtilmiştir.

Görülüyor ki, madde metninde sayılan kuruluşlara kazanç amacı gütmemek koşulu ile genel bir istisnanın getirildiği anlaşılmaktadır.

Vergi hukukunda, yükümlülük, muafiyet ve istisna hükümlerinin konulmasında açıklık bulunması Anayasal bir zorunluluk olduğundan benzetme ya da karşılaştırma yoluyla vergi muafiyeti tanınması yoluna gidilemiyeceğinden kurumun elektrik tüketim vergisinden muaf tutulmasında yasal isabet görülmemiştir.

Bu nedenle ……….. Belediye Başkanlığı işleminin onanması gerekir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Yaşar Uğurlu’nun yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, 1479 sayılı Yasa ile kurulan ……… Genel Müdürlüğüne ait hizmet binalarında tüketilen elektriğin anılan kanunun 20. maddesi gereğince Elektrik Tüketim Vergisinden muaf olduğu nedeniyle, 1985, 1986 ve 1987 yıllarında ödenen Elektrik Tüketim Vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme talebini cevap sermeyerek zımmen reddeden davalı idare işleminin iptali isteminden ibarettir.

1479 sayılı ……….. Kanunu’nun 3165 sayılı Kanunla değişik 20. maddesinde, bu Kanunun 15. ve 16. maddelerinde yazılı kaynaklardan elde olunan gelirler ile 21. maddesi uyarınca kurulan müessese veya iştiraklerden elde olunan hak ve gelirlerin, kurumca sigortalılara ve bu Kanuna göre hak sahibi sayılan kimselere verilen aylıklar ve yapılan yardımların. Kuruma ait taşınır ve taşınmaz mallar, bunların alım ve satım işlemleri ile Kurumun hizmet gereği ihtiyaç duyduğu Türkiye’de temini mümkün olmayan malların ithali kiralanmasının. Kurumun taraf olduğu dava ve icra takipleri ile ilamların, Kurumca yapılan bütün işlemler ve bu işlemler için ilgililere verilmesi veya bunlardan alınması gereken yazı ve belgeler ve bunların suretlerinin, ilgili kanunlarda Kurumun adı Kuruluş Kanununda yazılı olmasa dahi ithalde alınan vergi ve resimler dahil her türlü vergi, resim ve harçlar ile Kurumun doğrudan doğruya hizmetlerinden faydalanmadığı fon ve kuruluşlara katkı paylarından muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan maddede, vergiden muaf mal, gelir ve haklar belirtilmiş olup, bunlar arasında “Elektrik Tüketimi” bulunmamaktadır.

öte yandan, elektrik ve havagazı tüketim vergisinden istisna edilen kuruluşlar 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 36. maddesinde dört bent halinde sayılmış ve bu bentlerin birincisinde kazanç amacı gütmemek şartıyla işletilen hastane, dispanser ve klinik, sağlık ocağı ve merkezleri, rehabilitasyon, teşhis ve tedavi merkez ve kurumlan, doğum ve çocuk bakımevleri, kreşler, sanatoryum, prevantoryum gibi sağlık kuruluşlarında tüketilen elektriğin Elektrik Tüketim Vergisinden müstesna olduğu belirtilmiştir.

Vergi hukukunda, yükümlülük muafiyet ve istisna hükümlerinin konulmasında açıklık bulunması Anayasal bir zorunluluk olup benzetme ya da karşılaştırma yoluyla vergi muafiyeti tanınması yoluna gidilemeyeceğinden, kurumun Elektrik Tüketim Vergisinden muaf tutulmamasında yasal isabetsizlik görülmemiştir. Kaldı ki davacı kurum tarafından ileri sürülen iddialar vergilendirme hatalarından olmayıp, hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğundan düzeltme yolu şümulüne de girmemektedir.

Açıklanan nedenlerle ……….. Belediye Başkanlığının zımni ret işleminin iptali isteği ile açılan davanın reddine 29.3.1989 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.DANIŞTAY

DOKUZUNCU DAİRE

E.: 2007/6340

Karar No : 2009/1513

Özet: Davacının uyuşmazlık konusu döneme ilişkin olarak tasdikli defterlerinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, yasada öngörüldüğü şekilde tasdik edilmemiş olan defterler üzerinde istenildiği zaman değişiklik yapılabilmesi de mümkün olacağından, bunların yasal defter olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle ilgili dönemlere ilişkin katma değer vergisi indirimlerinin reddinde yasaya aykırılık görülmediği Hk.

İstemin Özeti: Davacı adına, 2001 yılına ait defterlerinin tasdiksiz olduğundan bahisle katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle aynı yılın Ocak-Aralık dönemlerine ilişkin olarak tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 16.3.2006 tarih ve E:2005/5238, K:2006/916 sayılı kararına uymak ve dosyayı yeniden incelemek suretiyle; davacının 2001 yılı hesaplarının incelenmesi sonucu düzenlenen vergi inceleme raporunda; mükellefin aldığı belgeler arasında bulunan belgelerden bir kısmını düzenleyen …..’ın düzenlediği belgelerin muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı oldukları yolunda düzenlenmiş raporlar bulunduğu, ayrıca yasal defterlerinin tasdik ettirilmemiş olduğu hususlarından hareketle katma değer vergisi indirimlerinin tamamının reddi ve sahte faturalara isabet eden kısma 3 kat vergi ziyaı cezası uygulanması ile dava konusu cezalı tarhiyatların yapıldığının anlaşıldığı, uyuşmazlığın çözümünün davacının temyiz aşamasında varlığını ileri sürdüğü, defter ve belgelerin, bilgisayar kayıtlarının incelenmesi ile alış yapıldığı belirtilen alt firma hakkında düzenlenmiş bulunan inceleme raporundaki tespitlerin değerlendirilmesine de bağlı olduğundan, ara kararı ile defter ve belgeler ile bilgisayar kayıtlarının istenildiği, öncelikle bilgisayar kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, Mahkemelerince bilgilerin kayıtlı olduğu bilgisayarın istenmesine karşılık, bu kayıtların kaydedildiği ileri sürülen CD’nin ibraz edildiği, bu CD içerisinde; 2001 yılı veya diğer yıllara ait kayda rastlanmadığının 2.4.2007 tarihinde Mahkemelerine ibraz edilen teknik bilirkişi raporunda belirtildiği, ibraz edilen defter ve belgeler üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun Mahkemelerine ibrazı sırasında yevmiye kayıtlarının yılının 2001 olmasına karşın dayanağı mahsup fişlerinin toplamının YTL bazında olması nedeniyle sonradan kayıt yapıldığı sonucuna varılarak tasdiklerin gerçek olup olmadığının saptanması için 13.9.2007 tarihli ara kararı ile …… 26. Noterliğinden dava konusu yıla ilişkin olarak ibraz edilen defterlerin 32794 ve 32795 yevmiye numaraları ile tasdikine ilişkin işlemlerin örnekleri ile ilgili yevmiye defterinin istenildiği, ara kararı üzerine ibraz edilen onaylı yevmiye defteri sayfası ile işlem örneklerinden söz konusu yevmiye kayıtlarının davacının defter tasdikine ilişkin olmayıp, …..bank hesap ekstrelerine ilişkin olduğunun anlaşıldığı, bu itibarla davacının uyuşmazlık konusu döneme ilişkin olarak tasdikli defterlerinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı, yasada öngörüldüğü şekilde tasdik edilmemiş olan defterler üzerinde istenildiği zaman değişiklik yapılabilmesi de mümkün olacağından bunların yasal defter olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle ilgili dönemlere ilişkin katma değer vergisi indirimlerinin reddinde yasaya aykırılık görülmediği, Anayasa Mahkemesinin 6.1.2005 tarih ve E:2001/3, K:2005/4 sayılı kararı ile yapılan yasal düzenlemeler uyarınca vergi ziyaı cezasının verginin üç katını aşan kısmının ise kaldırılmasının icabettiği gerekçesiyle kısmen kabul eden kısmen reddeden …… 2. Vergi Mahkemesinin 24.10.2007 tarih ve E:2006/883, K:2007/1080 sayılı kararının; alış faturalarının tamamının gerçek bir alım satım ilişkisine dayandığı, beyanları ile faturaların birbiriyle uyumlu olduğu, gerekli kayıtların CD’de mevcut olup CD’nin bilirkişice çalıştırılamadığı, vergi ziyaı cezasının tamamının terkininin gerektiği, eksik inceleme ile hüküm kurulduğu ileri sürülerek aleyhe olan hüküm fıkralarının bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı’nın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49’uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi’nin Düşüncesi: İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 3 sayılı Tarife uyarınca hesaplanacak ilam harcının temyiz isteminde bulunandan alınmasına 24.3.2009 tarihinde esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

3065 sayılı Kanunun 29. maddesinin birinci fıkrasında; mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, aynı Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri; üçüncü fıkrasında indirim hakkının vergiyi doğuran olayın meydana geldiği takvim yılı aşılmamak şartıyla ilgili vesikaların defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği 34. maddesinde ise yurt içinden sağlanan mal ve hizmetlere ait katma değer vergisinin alış faturası veya benzeri vesikalar üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği belirtilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden davacının yasal defterlerini tasdik ettirmediği ve alış ve gider belgelerini kaydetmediği anlaşıldığından 3065 sayılı Kanunun 34. maddesi uyarınca belgelendirilmeyen katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yapılan dava konusu cezalı tarhiyatta mevzuata aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyize konu kararın sonucu itibarıyla onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/885

Karar No: 2006/3713

Temyiz İsteminde Bulunan : Beydağı Vergi Dairesi Müdürlüğü – MALATYA

Karşı Taraf : Canan Kavukçu

Vekili : Av. Bekir Baykara Refik Belendir Sok. No:101/11 -Çankaya/ANKARA

İstemin Özeti : Kantin işletmeciliği yapan davacının Milli Eğitim Vakfı Malatya

Şubesinden kiraladığı, mülkiyeti İl Özel İdaresi’ne ait kantin için ödediği kira bedeli üzerinden katma değer vergisi hesaplayarak ilgili dönem katma değer vergisi beyannamesi ile beyan etmediğinden bahisle 2002/Haziran, Eylül, Aralık dönemleri için re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun “Verginin Konusunu Teşkil Eden işlemler” başlıklı 1. maddesinin 1. bendinde; Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu belirtildikten sonra, “Sosyal ve Askeri Amaçlı İstisnalarla Diğer İstisnalar” başlıklı 17. maddesinin 4/d bendinde, iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemlerinin katma değer vergisinden istisna olduğunun hükme bağlandığı, iktisadi işletmeler 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1. maddesinde; sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıkları olarak sayıldıktan sonra, bu Kanunun 5. maddesinde, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmelerin, dernek ve vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ticari, sınai ve zirai işletmelerin dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri olarak tanımlandığı, davacı adına sorumlu sıfatıyla katma değer vergisi tarhiyatına neden olan Milli Eğitim Vakfı Malatya Şubesince Hazine adına kayıtlı okul kantini kiralaması faaliyeti, ticari bir organizasyon kurulmasını gerektirecek genişlik ve hacimde olmadığından, iktisadi işletme sayılamayacağı, bu kiralama faaliyetinin 3065 sayılı Kanunun 17/4-d maddesi gereğince sosyal ve askeri amaçlı istisnalarla diğer istisnalar kapsamında değerlendirilmesi ve katma değer vergisine tabi tutulmamasının icap ettiği, bu durumda, davacının Milli Eğitim Vakfı Malatya Şubesinden Hazine adına kayıtlı okul kantinini kiralaması faaliyeti katma değer vergisinden istisna olduğundan, yapılan cezalı tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle kabul eden Malatya Vergi Mahkemesinin 8.12.2004 tarih ve E:2004/275, K:2004/311 sayılı kararının; salınan katma değer vergisinin ve kesilen cezanın yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Güneş Kurtoğlu Karacık’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 10.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2001/3124

Karar No: 2002/2906

Tarihi: 11.06.2002

k213md3, k3065md29

İstemin Özeti: Yükümlü şirketin 1997 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu muhteviyatı itibariyle sahte ve yanıltıcı alış belgelerini indirim konusu yaptığının tespiti üzerine, bu faturalara ilişkin indirimleri reddedilmek suretiyle düzenlenen inceleme raporu uyarınca adına aynı yılın Şubat, Mart, Temmuz dönemleri için re’sen tarh edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, yükümlü şirkete fatura düzenleyen (…) Metal Ürünleri Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. ortağı ve müdürü (…) ve (…) Makina (…)’un (…) Emniyet Müdürlüğü Mali Şube ekiplerince yakalandığı, işyerinde yapılan aramada muhtelif kişi ve firmalar adına bastırılmış fatura ve belgelerin bulunduğu (…)’un işçisinin komisyon karşılığı sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlediklerini emniyette ve mahkemede ifade ettiği tespit edildiğinden, bu şahıs tarafından düzenlenen faturaların sahte olduğu kabul edilerek yükümlü şirketin bu faturalara ilişkin indirimleri reddedilmek suretiyle cezalı tarhiyat yapıldığının anlaşıldığı, (…)’un vergi inceleme elemanına verdiği 15.10.1997 tarihli ifadesinde ise, Mali Polis tarafından alınan ifadenin baskı altında alındığı, korkudan aynı ifadeyi mahkemede de tekrarladığını beyan ettiği ve komisyon karşılığı fatura düzenlenmediğini belirttiği görüldüğünden, bu şahısların komisyon karşılığı fatura düzenlediği yolunda somut tespitler bulunmadığı ve inceleme elemanının görüş ve kanaatine dayanılarak faturaların gerçeği yansıtmadığı kabul edildiğinden, yetersiz incelemeye dayanılarak yapılan cezalı tarhiyatta yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabul ederek kaçakçılık cezalı katma değer vergisini kaldıran (…) Vergi Mahkemesinin kararının; yapılan cezalı tarhiyatın yerinde olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

Karar: İstem; yükümlü şirketin aldığı faturaların sahte olduğunun saptanması ve bu faturalarda yeralan katma değer vergilerinin kabul edilmemesi üzerine adına tarh edilen kaçakçılık cezalı katma değer vergisine karşı açılan davayı kabul ederek cezalı tarhiyatı kaldıran mahkeme kararının bozulmasına ilişkindir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin (a) bendinde; mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri belirtilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinin (B) bendinde ifade edildiği üzere vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Bu kuralın gereği olarak yükümlülerin Katma Değer Vergisi Kanunu’nun yukarıda sözü edilen 29. maddesi hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartı fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmasıdır.

Anılan madde hükmünün değerlendirilmesinden, vergilendirme işlemi yapılırken, Kanuna uygun olarak biçimlendirilen muamelelerin bu biçimselliğinin ötesine geçilerek, muamelenin tarafları arasında oluşan maddi ve hukuki ilişkinin gerçek mahiyetinin araştırılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Kanun, gerçek mahiyetin ortaya çıkarılmasında yemin hariç her türlü delile izin vermiştir. Bu deliller, tarafların ikrarı, vergiyi doğuran olayla ilişkisi doğal ve açık bulunan tanık ifadesi, muamelenin taraflarının ekonomik ve ticari konumları, işyerlerinin durumu, arandığından bulunup bulunmamasına ilişkin tespitler olabilir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden, yükümlü şirkete fatura düzenleyen (…) Metal Ürünleri Ltd. Şti. ve (…) Makina (…)’un işyerinde yapılan aramada muhtelif firmalar adına bastırılmış fatura ve sevk irsaliyeleri, tahsilat makbuzları ve kaşeler ele geçirildiği, (…) Kol, (…) Kol ve İşçi (…)’nın Mali Şube Müdürlüğünde komisyon karşılığı fatura düzenlediklerini beyan ve ifade ettikleri ve bu beyanları mahkemede de aynen kabul ettikleri, (…)’un vergi inceleme elemanına verdiği ifadesinde satışlarının gerçek olduğu ve komisyon karşılığı fatura düzenlemediğini beyan ettiği ve Mali Şubedeki ifadelerin baskı altında alındığını ve korktuğundan mahkemede de aynı ifadeyi tekrarladığını beyan ettiği (…) Metal Ltd. Şti.’ne ait işyerinde 1 adet testere, 2 adet masa ile 6 adet koltuk bulunduğu, işyerinin bürodan ibaret olduğu, (…) Makina (…) işyerinde 3 adet taşlama makinası büro malzemeleri ve telefon bulunduğu işyerinin 90 m2 olduğu, katma değer vergisi beyanlarının yüksek olmasına rağmen çok düşük miktarda ödenecek vergi çıktığı 1995 ve 1996 yılında beyan ettikleri kârın sermaye ve işyeri büyüklüğü ile orantılı olmadığı anlaşılmıştır.

Yukarıda yer alan tespitlerin değerlendirilmesinden (…) Metal Ltd. Şti. ve (…) Makine ve (…) tarafından yükümlü şirkete düzenlenen faturaların gerçek bir mal teslimine dayanmadığı ve muhteviyatı itibariyle sahte ve yanıltıcı olduğu sözü edilen faturalar üzerinde gösterilen katma değer vergisinin ödenmediği halde haksız yere indirim konusu yapıldığı sonucuna varıldığından bu faturalara ilişkin salınan kaçakçılık cezalı katma değer vergisini kaldıran mahkeme kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, vergi dairesi temyiz isteminin kabulüne, (…) Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/3624

Karar No: 2006/5027

Temyiz İsteminde Bulunan : Selahattin Kara Merkez Mah. Burmahancı Cad. Mahmutoğlu Apt. K:3 Serik/ANTALYA

Karşı Taraf : Serik Vergi Dairesi Müdürlüğü – Serik/ANTALYA

İstemin Özeti : Akaryakıt alım satımı ile uğraşan yükümlü adına düzenlenen 29.9.2004 tarih ve 2004/1352 takip no|u ödeme emrine karşı açılan davayı; yükümlünün 2001 yılı defter ve belgelerinin Milas Petrol l’nş. Taah. Tur. Nak. ve Tic. Ltd. Şti.’nde yapılan alışları yönünden incelenmesi neticesinde indirimlerinin reddi suretiyle yapılan cezalı tarhiyata karşı açılan davada, Mahkemelerince verilen karar üzerine 2. ihbarname düzenlenerek dava konusu alacağın gecikme faizi ile istenilmesi bu arada vergi ziyaı cezasının 3 kat kesilmesi gerekirken 1 kat kesildiğinin fark edilerek tebliğ edilen ihbarnamelere karşı dava açılmamak suretiyle kesinleştiği gözönünde bulunarak düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı, öte yandan davalı idare tarafından verilen savunma dilekçesinde; 1999 ve 2000 yılları içinde kesilen vergi ziyaı cezalarının tahakkuk aşamasında fazladan hesaplandığı, ödeme emri ile 1999 yılına ait 908.300.000.TL, 2000 yılına ait 17.200.000. TL fazladan istenilen tutarların düzeltme bildirimlerinin yapıldığı, 2001 yılı içinse eksik hesaplanan 925.500.000.TL.alacağın yeni bir ödeme emri düzenlenerek tebligata çıkarıldığı belirtildiğinden davaya konu ödeme emrinin konusu kalmayan 925.500.000.TL’lik tutarı hakkında karar verilmesine yer olmadığın gerekçesiyle kısmen reddeden, kısmen karar verilmesine yer olmadığına hükmeden Antalya Vergi Mahkemesi 18.4.2005 tarih ve E:2004/1056, K:2005/411 sayılı kararının; muhtelif dönemlere ilişkin vergi ve cezaların tek bir ödeme emri ile istenemeyeceği, nitekim idarece yapılan hataların sonradan düzeltilmesi yoluna gidildiği, ödeme emrinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal-dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Zerrin Güngör’ün Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Şule Yurdakul Kelebek’in Düşüncesi :İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, 25,10 YTL ilam harcının temyiz isteminde bulunandan alınmasına 29.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2004/1875

Karar No: 2006/5028

Temyiz İsteminde Bulunan : Selahattin Kara Merkez Mah. Burmâhancı Cad. Mahmutoğlu Apt. K:3 Serik/ANTALYA

Karşı Taraf : Serik Ve’rgi Dairesi Müdürlüğü Serik/ANTALYA

İstemin Özeti : Akaryakıt ticaretiyle uğraşan yükümlü adına, 2000 yılında Milas

Petrol İnşaat Taahhüt Turizm Nakliyat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nden alınan motorin faturalarının naylon olduğu iddiasıyla 2000/Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık dönemlerine ilişkin olarak indirimlerinin reddi suretiyle bulunan fark matrah üzerinden yapılan 1 kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine karşı açılan davayı; anılan mükellef hakkında düzenlenen 12.4.2003 tarih ve 33/1-2003-7 sayılı Vergi Tekniği Raporu ve eklerinin incelenmesinden’, bahse konu faturaların gerçek bir emtia hareketine dayanmaksızın düzenlendiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle reddeden Antalya Vergi Mahkemesinin 21.1.2004 tarih ve E:2003/813, K:2004/33 sayılı kararının; bayilik alamadığı için çoğunlukla başka bayilerden aldığı, motorinleri sattığı, tüm fatura bedellerini eksiksiz ödediğinden bu alışlara ilişkin vergileri mahsup etmesinin yasal hakkı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Zerrin Güngör’ün Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin .birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Şule Yurdakul Kelebek’in Düşüncesi :İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, yükümlü şirketirv 2000 yılında alışlarını sahte faturayla belgelendirerek haksız katma değer vergisi indiriminde bulunduğu nedeniyle yapılan 1 kat vergi ziyaı cezalı tarhiyatı onayan Vergi Mahkemesi kararının bozulması istemine ilişkindir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 29. maddesinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri, 32. maddesinde de, bu Kanunun 11,13,14,15. maddeleri uyarınca vergiden istisna edilmiş bulunan işlemlerle ilgili fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisinin, mükellefin vergiye tabi çıkan işlemleri üzerinden hesaplanacak katma değer vergisinden indirileceği, vergiye tabi işlemlerin mevcut olmaması veya hesaplanan verginin indirilecek vergiden az olması hallerinde indirilemeyen katma değer vergisinin Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunacağı belirtilmiş ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 3/B maddesinde ise, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olacağı açıklanmıştır.

Bu madde hükümlerine göre mal alışları nedeniyle yüklenilen katma o değer vergilerinin indirim ve iade konusu yapılabilmesi için faturaların gerçek bir mal alım satımı karşılığı düzenlenmesi gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin fatura aldığı Milas Petrol İnş. Taah. Tur. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. hakkındaki .inceleme raporunda; adı geçen şirket ile alt firmalarının mal alışlarının sahte fatura ile belgelendirdiğinin tespit edilmesi karşısında yükümlü şirketin de mal alışlarının sahte fatura ile belgelendirildiğinden bahisle katma değer vergisi indirimi hakkından yararlanmasının mümkün olmadığı belirtilerek rapor düzenlendiği ve bu rapora dayanılarak cezalı tarhiyat yapıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda anılan şirketin alt firmalarından satın aldığı emtiaların sahte fatura ile belgelendirildiği inceleme ile tesbit edilmiş ise de anılan firmanın düzenlediği satış faturalarının da gerçek bir satışa dayanmadığı hususunda yapılmış somut bir tesbitin bulunmadığı görülmüştür. Milas Petrol İnş. Taah. Tur. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. hakkında mal alışlarının sahte faturaya dayalı olması yönünden düzenlenen rapora dayanılarak yükümlü şirketin bu firmadan mal alışlarının da gerçek olmayıp sahte fatura ile yapıldığından söz etmek mümkün değildir.

Diğer taraftan inceleme elemanınca yükümlü şirketin satışları ile ilgili olarak bir araştırma da yapılmadığı anlaşıldığından yetersiz incelemeye dayalı cezalı tarhiyatı onayan Mahkeme kararında isabet görülmemiştir.

Nitekim Vergi Dava Daireleri Kurulunun 26.5.2006 tarih ve E:2005/285, K:2006/138 sayılı kararı da bu yöndedir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, Antalya Vergi Mahkemesinin 21.1.2004 tarih ve E:2003/813, K:2004/33 sayılı kararının bozulmasına, 29.11.2006 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY : ileri sürülen iddialar Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte olmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle karara karşıyım.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1987/3901 E., 1989/205 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan : ……….. Vergi Dairesi Müdürlüğü

Karşı Taraf : …………..

istemin Özeti : 1982 yılına ait kusur cezalı Emlak Alım Vergisine karşı açılan davada vergi mahkemesince tarhiyatın değişiklikle onanması üzerine, vergi dairesinin, vergi ve ceza miktarı toplamının 73.900.- lira olduğu, dolayısıyla 2576 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca davanın tek hakim tarafından çözümlenmesi gerekirken, heyet halinde karar verildiğinden, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 30. maddesi hükmü gereğince, bu konudaki yanlışlığın düzeltilmesi gerektiği yolundaki talebini; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 30. maddesinde; iki tarafın adı, soyadı ile sıfatı ve iddiaları sonucuna ilişkin yanlışlıklar ile hüküm fıkrasındaki hesap yanlışlıklarını düzeltilmesinin istenilebileceğinin hükme bağlandığı, vergi dairesinin meblağın 73.900.- lira olduğu, buna göre davanın 2576 sayılı Kanunun 7. maddesine göre tek hakimle çözümlenmesi gerekirken, üç hakimle karar verilmiş olmasının hatalı olduğu ve bu yanlışlığın düzeltilmesi gerektiği yolundaki talebinin yanlışlığın düzeltilmesi sebepleri arasına girmediği gerekçesiyle reddeden 9.9.1987 gün ve E:1985/480 sayılı ……….. Vergi Mahkemesinin kararının; temyizen incelenerek tarhiyatın aynen onanması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Savcı Sıtkı Gündüz’ün Düşüncesi : Temyiz isteminin konusunu; 1983 yılı için yükümlü adına tahakkuk ettirilen kusur cezalı Emlak Alım Vergisini tadilen onayan 2.7.1987 gün ve 1987/443 sayılı ……….. Vergi Mahkemesi kararı teşkil etmektedir.

Dosyada mevcut temyiz dilekçesinin incelenmesinden; Vergi Dairesince her ne kadar temyiz dilekçesinin birinci sahifesinde temyizin konusu olarak 9.9.1987 tarihli yanlışlığın düzeltilmesi isteğinin reddine ilişkin Vergi Mahkemesi kararı gösterilmekte ise de temyiz dilekçesinin müteakip sayfalarında esasa ilişkin iddialar ileri sürülerek sonuç kısmında da tarhiyatı tadilen onayan Vergi Mahkemesi kararının bozulması istenildiğinden, temyizin konusunun 2.7.1987 gün ve 1987/443 sayılı Vergi Mahkemesi kararı olduğu kabul edilerek istek bu karara hasren incelendi:

2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 46 inci maddesi 2 inci bendinde; idare ve Vergi Mahkemelerinin nihai kararlarına karşı tebliğ tarihini izleyen altmış gün içinde Danıştay’da temyiz yoluna başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.

Olayda, yanlışlığın düzeltilmesi isteğinin reddine ilişkin Vergi Mahkemesi kararının 17.9.1987 tarihinde vergi dairesine tebliği üzerine 9.10.1987 tarihinde Danıştay’a yapılan başvuruda 60 günlük temyiz süresi geçirilmemiş olmakla beraber vergi dairesi Danıştay’da esasa ilişkin Vergi Mahkemesi kararını temyiz ettiğinden bu kararın vergi dairesine tebliğ tarihine göre 60 günlük temyiz süresi geçirilmiştir. Esasa ilişkin Vergi Mahkemesi kararına karşı yanlışlığın düzeltilmesi için Vergi Mahkemesine ikinci kez başvurulmasının temyiz süresini keseceğine dair kanunda bir hüküm bulunmadığından süresinden sonra yapılan vergi dairesi temyiz isteğinin incelenmeksizin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Zerrin Güngör’ün yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü.

Uyuşmazlık, yükümlü adına ikmalen tarhedilen kusur cezalı Emlak Alım Vergisini değişiklikle onayan 2.7.1987 gün ve 1987/443 sayılı ……….. Vergi Mahkemesi kararındaki yanlışlığın düzeltilmesi yolundaki vergi dairesi isteminin reddine ilişkin 9.9.1987 gün ve E: 1985/480 sayılı Vergi Mahkemesi kararının temyizen bozulmasına ilişkindir.

2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 30. maddesinin 1. fıkrasında, iki tarafın adı ve soyadı ile sıfatı ve iddiaları sonucuna ilişkin yanlışlar ile hüküm fıkrasındaki hesap yanlışlıklarının düzeltilmesinin istenebileceği, son fıkrada da, yanlışlıkların düzeltilmesine karar verilirse, düzeltmenin ilamın altına yazılacağı hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan aynı Kanunun 46. maddesinin 1. bendinde, idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştay’da temyiz edilebileceği belirtilmiş bulunmaktadır.

Olayda, ikmal tarhiyata karşı açılan davanın vergi mahkemesince kısmen kabulü suretiyle tarhiyatın değişiklikle onanması üzerine, vergi dairesince, vergi ve ceza miktarı toplamının 73.900.- lira olduğu, dolayısıyla 2576 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca davanın tek hakimi tarafından çözümlenmesi gerekirken heyet halinde karar verildiğinden, bahisle 2577 sayılı Kanunun 30. maddesi gereğince bu konudaki yanlışlığın düzeltilmesi istenilmiş, vergi mahkemesince ise, vergi dairesi tarafından ileri sürülen hususlar, yanlışlığın düzeltilmesi sebepleri arasına girmediğinden istem reddedilmiştir.

Vergi Mahkemesi kararlarındaki yanlışlığın düzeltilmesi istemi üzerine verilen kararların bir üst yargı merciinde temyize konu olabilecek nihai kararlardan olmadığı kuşkusuzdur. Çünkü söz konusu karar, evvelce verilmiş nihai karardaki 2577 sayılı Kanunun 30. maddesinde sayılan yanlışlıkların mevcudiyeti halinde, bu yanlışlıkların düzeltilmesi amacıyla yasanın yükümlüye tanıdığı başvuru yolunun kullanılması nedeniyle verilen ve ara kararı niteliği taşıyan bir karardır. Bu nedenle, kural olarak vergi mahkemesi kararına karşı sözü edilen 2577 sayılı Kanunun 30. maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine verilen kararlara karşı yükümlülerce temyiz yoluna başvurma olanağı yoktur. Yanlışlığın düzeltilmesi kararlarının üst yargı merciinde temyiz konusu yapılabilmesi, ancak yanlışlığın düzeltilmesi hakkında verilen karar ve hükmün değiştirilmesinin söz konusu olması halinde mümkün bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, yanlışlığın düzeltilmesi istemini reddeden ……….. Vergi Mahkemesinin 9.9.1987 gün ve E:1985/480 sayılı kararının temyizen incelenmesi mümkün olmadığından, vergi dairesi temyiz isteminin reddine 25.1.1989 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

DOKUZUNCU DAİRE

Esas No : 2009/2137

Karar No : 2010/4727

Tarih: 07.10.2010

Özet: Mal alışları nedeniyle yüklenilen katma değer vergilerinin indirim ve iade konusu yapılabilmesi için faturaların gerçek bir mal alım-satımı karşılığı düzenlenmesi gerektiği, gerçekleşmemiş teslim ve hizmetler dolayısıyla katma değer vergisi ödenmesi ve bunun sonucu olarak da bir vergi indirimi sözkonusu olamayacağından, vergi indirimine dayanak teşkil eden faturaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının ortaya konulması gerektiği Hk.

İstemin Özeti: Davacı adına, düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden …’dan … alınan faturaların sahteliğinden bahisle bu faturalarda gösterilen katma değer vergilerinin indiriminin reddi ile … dönemlerine ilişkin olarak tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; olayda, … faaliyeti gösteren davacı şirketin … yılı işlemlerine ait defter ve belgelerinin incelenmesi sonucu düzenlenen vergi inceleme raporunda; davacının … dan … aldığı … adet faturanın anılan şahıs nezdinde düzenlenen raporla gereği sahte olduklarının tespiti üzerine bu faturalarda yer alan katma değer vergisinin indiriminin reddi ve … döneminden … dönemine devreden katma değer vergisinin de … YTL olarak dikkate alınması suretiyle dava konusu cezalı tarhiyatların yapıldığının anlaşıldığı, … hakkındaki … tarih ve … sayılı basit raporun incelenmesinden … ve … tarihinde adreslerinde bulunmayan şahsın … adına düzenlenen vergi tekniği raporunda … tarafından yürütülen sahte fatura organizasyonu içinde organizatör olarak bulunduğu, işyerinin ticari faaliyet görüntüsü vermek için açılmış olduğu, komisyon karşılığı sahte fatura düzenleyip pazarladığının görüldüğü nedeniyle ihtilaflı dönemlerde söz konusu faturalar içeriği hizmetleri ifa edebilecek konumda olmayan şahıs tarafından davacıya düzenlenen faturaların sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge mahiyetinde olduğu gerekçesiyle reddeden … Vergi Mahkemesinin 24.12.2008 tarih ve E: 2007/1191, K: 2008/1858 sayılı kararının; alışların gerçek olup ihaleye benzer bir süreç neticesinde en uygun fiyat vermiş olan firmadan yapıldığı, ödemelerin çek ya da havale yolu ile gerçekleştirildiği, fatura alınan şirketin ilgili dönemde faal olduğu ve başka bir firmadan da faktoring hizmeti almakta olduğu, karşıt inceleme vb. yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak düzenlenen rapora istinaden cezalı vergi tarh edildiği, şirket yetkililerinin haklarında açılan ceza davası sonucu beraat ettikleri ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı’nın Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususlar, mahkeme kararının vergi aslına ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Mahkemece takdir edilen vekalet ücretine gelince;

Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım Birinci Bölüm Hükümlerine göre maktu vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken nisbi vekalet ücreti takdirine tarife hükümlerine uyarlık görülmemiştir.

Belirtilen neden temyize konu mahkeme kararının vekalet ücreti yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi’nin Düşüncesi: … adına düzenlenen raporda sadece ismen yer alan, hakkında düzenlenen basit raporda ise adreslerinde ulaşılmadığı dışında somut tespit bulunmayan …’ca ilgili dönemde işçi çalıştırıldığının dosyada mevcut … tarihli davalı idare yazısıyla sabit olduğu, ilgili dönemlere ilişkin katma değer vergisi beyanlarının verildiği ve … Factoring A.Ş.den factoring hizmeti alındığı, keza davacıdan alınan çeklerin bir kısmının da anılan şirketçe … Factoring nezdinde ıskonto edilerek tahsis olunduğu, diğer yandan davacı şirket yetkilileri hakkında açılan ceza davasının da beraatle sonuçlandığı görüldüğünden, uyuşmazlığa konu faturaların sahte ve yanıltıcı olduğu yolunda hukuken geçerli ve somut tespitler bulunmadığı sonucuna varılmakla davacı temyiz isteminin kabulü ile söz konusu faturalar nedeniyle davacı adına tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasını onayan Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 29. maddesinin (a) bendinde; mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri belirtilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3. maddesinin (B) bendinde ifade edildiği üzere vergilendirmede vergi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Bu kuralın gereği olarak yükümlülerin Katma Değer Vergisi Kanununun yukarıda sözü edilen 29. maddesi hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartı fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmasıdır.

Bu madde hükümlerine göre mal alışları nedeniyle yüklenilen katma değer vergilerinin indirim ve iade konusu yapılabilmesi için faturaların gerçek bir mal alım satımı karşılığı düzenlenmesi gerekmektedir.

Gerçekleşmemiş teslim ve hizmetler dolayısıyla katma değer vergisi ödenmesi ve bunun sonucu olarak da bir vergi indirimi sözkonusu olamayacağından, vergi indirimine dayanak teşkil eden faturaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının ortaya konulması icap eder.

Dosyanın incelenmesinden; davanın, davacı tarafından … dan …… alınan faturaların muhteviyatı itibarıyla sahte ve yanıltıcı olduğu yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak bu faturalara ilişkin indirimlerin reddi sonucu tarhedilen katma değer vergisi ile kesilen cezalara karşı açıldığı, açılan davanın Vergi Mahkemesince … hakkındaki … tarihli basit raporun incelenmesinden, … tarihinde işe başlayan … ın … … ’da ikamet ettiğinin, adresinden … tarihinde … daki başka bir adrese taşındığının, … tarih ve … sayılı yoklama tutanağında yükümlünün adreste tanınmadığının ve … ayından itibaren aynı adreste … Ltd. Şti.’nin faaliyette bulunduğunun, … tarihinde … sayılı yoklama tutanağında da işyerinin kapalı olduğu ve camında “… Tic. Ltd. Şti.” yazılı olduğunun, söz konusu şirketin … tarihinden itibaren adreste faaliyet gösterdiğinin tespit edildiğinin, öte yandan … adına düzenlenen vergi tekniği raporunda … tarafından yürütülen sahte fatura organizasyonu içende organizatör olarak bulunduğunun, işyerinin ticari faaliyet görüntüsü vermek için açılmış olduğunun komisyon karşılığı sahte fatura düzenleyip pazarladığının görüldüğü, bu itibarla, ihtilaflı dönemlerde söz konusu faturalar içeriği hizmetleri ifa edebilecek konumda olmayan şahıs tarafından davacıya düzenlenen faturaların sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge mahiyetinde olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle reddine hükmedildiği, anılan kararın kararının “alışların gerçek olup ihaleye benzer bir süreç neticesinde en uygun fiyat vermiş olan firmadan yapıldığı, ödemelerin çek ya da havale yolu ile gerçekleştirildiği, fatura alınan şirketin ilgili dönemde faal olduğu ve başka bir firmadan da faktoring hizmeti almakta olduğu, karşıt inceleme vb. yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak düzenlenen rapora istinaden cezalı vergi tarh edildiği, şirket yetkililerinin haklarında açılan ceza devası onucu beraat ettikleri” yönündeki davacı iddialarıyla temyizen incelenerek bozulmasının istenildiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta …. faaliyetiyle iştigal eden davacı tarafından madende kullanılmak üzere …’dan … muhtelif sarf malzemelerinin ihale usulüyle alınarak karşılığının çek ve havale yolu ile ödendiği, davacı adına fatura düzenleyen firma hakkında düzenlenen basit raporda sadece anılan firmaya adreslerinde ulaşılmadığına ilişkin tespitlere yer verildiği görülmekle beraber sözkonusu firmaca ilgili dönemde işçi çalıştırıldığının dosyada mevcut … tarihli davalı idare yazısıyla sabit olduğu, ilgili dönemlere ilişkin katma değer vergisi beyanlarının verildiği ve … Factoring A.Ş.den factoring hizmeti alındığı, keza davacıdan alınan çeklerin bir kısmının da anılan şirketçe … Factoring nezdinde iskonto edilerek tahsil olunduğu, diğer yandan davacı şirket yetkilileri hakkında açılan ceza davasının da beraatle sonuçlandığı anlaşılmaktadır.

… adına düzenlenen basit raporda vergi dava konusu faturaların sahteliğine kanıt oluşturacak başka bir tespit bulunmadığı gibi … adına düzenlenen raporda da davacının sadece ismen yer aldığı ve hakkında hiçbir somut tespitin bulunmadığının görülmesi, öte yandan … ile … Factoring arasında bu tarz bir hizmet sözleşmesinin yapılabilmesi için ilgili factoring şirketince başvuruda bulunan şirketin hesaplarının, daimi müşteri portföyü ile bunların çalıştıkları bankaların, bu müşterilere önceki yıllarda yapılan satış tutarlarının, satışa konu mal çeşitlerinin incelenerek mal piyasası ile borçluların ödeme gücünün araştırılması gerektiği, bu araştırma sonucunun sözleşmeyle neticelenmesinin ise … ilgili dönemde faaliyette olduğunu destekler mahiyette olduğu gerçeği karşısında davacıya düzenlenen faturaların sahte ve yanıltıcı olduğu yolunda hukuken geçerli ve somut tespitler bulunmadığı sonucuna varıldığından söz konusu faturalar nedeniyle davacı adına tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının terkini gerekirken, yazılı gerekçeyle onanması yönündeki Vergi Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Öte yandan, Vergi mahkemelerinde görülmekte olan dava ve işlerde yapılacak hukuki yardımlara ödenecek avukatlık ücretini maktu olarak belirleyen ve 13.12.2007 tarih ve 26729 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım Birinci Bölüm 4 nolu alt bendinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin olarak çıkarılan ve 23.05.2008 tarih ve 26884 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarifenin 3. maddesinin iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılan davada; Danıştay Sekizinci Dairesi tarafından 30.10.2008 tarihinde verilen E:2008/6856 sayılı yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin karara yöneltilen itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca 28.5.2009 tarihinde verilen YD İtiraz No:2008/1402 sayılı kararla Danıştay Sekizinci Dairesi kararının kaldırılmasına ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısmının Birinci Bölümünün 4’üncü bendini değiştiren Tarife Değişikliğinin yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiğinden İdari Dava Daireleri Kurulunun anılan kararı uyarınca, Vergi Mahkemesince yeniden verilecek olan kararda avukatlık ücretinin maktu olarak dikkate alınacağı da tabiidir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne, … Vergi Mahkemesinin 24.12.2008 tarih ve E:2007/1191, K:2008/1858 sayılı kararının bozulmasına 7.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/3224

Karar No: 2006/5031

Temyiz İsteminde Bulunan : Meram Vergi Dairesi Müdürlüğü-KONYA

Karşı Taraf : Muhammet Özbey Madencilik San.ve Tic.Ltd.Şti. Şeyh Şamil Mah.Eyüp Sultan Cad.No:54-KONYA

İstemin Özeti : Kömür alım satımı yapan davacı şirketin 1999 takvim yılı işlemlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen rapora istinaden bir kısım satış hasılatını kayıt dışı bıraktığı belirlenerek adına Ocak, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Aralık, dönemleri için re’sen salınan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı, ihbar üzerine başlatılan incelemede, davacı şirket yetkilisince, 1998 yılının son aylarından itibaren Haydar Torlak isimli şahısla kömür satın alınması konusunda anlaşma yapıldığı, Ermenek Cenne Linyit İşletmeleri Limited Şirketinden satın alınan kömür miktarı ve tutarlarını gösteren tutanaklardaki imzaların kendisine ait olduğunun, satın alınan kömürün tamamının şirkete ait olmayıp 1/2’sinin Haydar Torlak’a ait olduğunun ve alış satış fiyatlarının ifade edildiği, Haydar Torlak’ın da bu ifadeleri doğrulaması üzerine satın alınan toplam kömür miktarı belirlenerek belgeli alış ve satış tutarlarının da dikkate alınması suretiyle belgesiz satış tutarının tespit edildiği, olayda her ne kadar tarhiyatın dayanağı olan inceleme raporuna ekli tutanak şirket yetkilisince ihtirazi kayıt konulmaksızın imzalanmış ise de şirketin 1999 yılı kömür alımlarının 470.000 kg olduğu tespit edildiği halde, inceleme elemanınca haricen yapılan araştırma sonucunda ulaşılan ve 1999 yılına ait kömür alışları ve nakliyesine ilişkin bilgileri ihtiva eden mutabakat zaptı ve tutanaklarda yer alan ve belgesiz satın alındığı kabul edilen kömür miktarlarının anılan miktar içinde yer alıp almadığının, almışsa hangi oranda yer aldığının belirtilmediği, tutanakların . bir kısmında şirket yetkilisinin ad ve imzasının bulunmadığı, yine aynı tutanaklarda ismi yer alan Mustafa Güney ve Ahmet Tüfekçi’ nin şirketle ilgisinin ne olduğu somut olarak ortaya konulmadığından davacı şirket adına yapılan tarhiyatın eksik incelemeye dayandığı gerekçesiyle kabul eden Konya Vergi Mahkemesinin 22.3.2005 gün ve E:2004/529, K:2005/298 sayılı kararının; belgesiz kömür satışı yapıldığının şirket yetkilisinin ifadesi ile doğrulandığı ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Yakup Kava’nın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Şule Yurdakul Kelebek’in Düşüncesi : Şirket yetkilisinin ifadesini içeren tutanak ve haricen yapılan araştırma sonucunda ele geçirilen belgelerden hareketle yapılan incelemenin, Vergi Usul Kanununun 134. maddesi hükümlerine aykırı olmadığı görüşüyle temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü;

Uyuşmazlık, davacı şirketin 1999 takvim yılı işlemlerinin incelenmesi ile belgesiz kömür alışları ve satışlarının bulunduğu tespit edilerek belirlenen matrah farkına göre yapılan cezalı tarhiyatın terkini istemiyle açılan davayı, düzenlenen inceleme raporunda, şirketin kömür alımlarını gösteren ve incelemeye esas alınan tutanakların bazılarında şirket yetkilisinin imzasının bulunmadığı, yine bu belgelerde yer alan üçüncü şahıs isimlerinin şirketle ilgisinin ortaya konulmadığı, tutanaklara göre belirlenen toplam kömür miktarının içinde kayıtlı alımların bulunup bulunmadığının belirtilmediği bu nedenle matrahın eksik inceleme sonucunda bulunduğu gerekçesiyle kabul eden rVergi Mahkemesi kararının, davalı idare tarafından temyizen incelemesi istemine ilişkindir.

İhbar üzerine başlatılan inceleme sonucu düzenlenen vergi inceleme raporunda, ele geçirilen mutabakat zaptı ile tutanaklarda, adı geçen Haydar Torlak’ın, Ermenek Linyit İşletmelerinden 1998-1999 ve 2000 yıllarında davacı şirket İle birlikte kömür satın aldığını ifade ettiği, sözü edilen belgelerde alınan kömür miktarı ve ödenen toplam tutarların yer aldığı, bu tutanaklarla ilgili olarak ifadesine .başvurulan, şirket yetkilisi Muhammet Özbey’in de tutanaklardaki imzaların kendisine ait olduğunu, satın alınan kömürlerin tamamının şirkete ait olmayıp 1/2’sinin Haydar Torlak’a ait olduğunu, kömür alış ve satış birim fiyatlarını ifade ettiği görülmüştür.

İnceleme elemanınca, ele geçirilen kömür alışlarına ilişkin tutanaklarda yer alan kömür miktarları ile şirket yetkilisinin ifadesi esas alınarak satın alınan toplam kömür miktarına ulaşılıp kayıtlı alış miktarları ile karşılaştırılarak kayıt dışı alış miktarı ve alış maliyeti, buna paralel olarak da kayıt dışı satılan kömür miktarları ve belgesiz satış hasılatının tespit edilmesiyle matrah farkı bulunmuştur. –

Vergi mahkemesince, eksik inceleme ile matrah bulunduğu gerekçesiyle tarhiyatın terkinine karar verilmiş ise de; dosyada bulunan belgelerin incelenmesinden, ihbar üzerine ele geçirilen kömür alımına ilişkin miktar ve tutarları gösteren şirket yetkilisinin de isim ve imzasının yer aldığı tutanaklar ile yine şirket yetkilisinin ifadesini içeren ve ihtirazı kayıt konmaksızın imzalanan tutanak esas alınarak yapılan inceleme Vergi Usul Kanununun 134’üncü maddesine uygun bulunduğundan vergi mahkemesince tarhiyata esas alınan matrahın miktarı incelenerek yeniden karar verilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344.maddesinin 2. fıkrasının vergi ziyaı cezasının hesaplanmasında gecikme faizinin eklenmesine ilişkin kısmı Anayasa Mahkemesinin 20.10.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6.1.2005 tarih ve E:2001/3, K:2005/4 sayılı kararı ile iptal edilmiş olup, 8.4.2006 tarih ve 26133 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5479 sayılı Kanunla da 213 sayılı Kanunun ilgili hükmünde söz konusu iptal kararına uygun düzenleme yapılmıştır.Bu nedenle yeniden verilecek kararda bu hususun dikkate alınacağı da tabiidir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, Konya Vergi Mahkemesinin 22.3.2005 gün ve E:2004/529, K:2005/298 sayılı kararının bozulmasına, 29.11.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1989/1678 E., 1989/1756 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan : ……………

Karşı Taraf : ………….. Vergi Dairesi Müdürlüğü

istemin Özeti : Yükümlü, üzerinde ikinci bir arabanın kayıtlı bulunduğundan bahisle salınan kaçakçılık cezalı ek Taşıt Alım Vergisinin kaldırılması istemiyle açtığı davasını; uyuşmazlığın, ……….. Vergi Dairesince tutulan ve 1951 model ……….. plaka numaralı otomobilin ilgiliye ait olduğunu gösterir tutanağa göre ikinci bir arabanın varlığından dolayı salınan cezalı ikmal tarhiyattan doğduğu, 1318 sayılı Kanunun 2346 sayılı Kanunun 4. maddesiyle değişik 4. maddesinde, mükellefin kendisinin, eşi ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin sahip oldukları bir otomobilin dışında ikinci bir otomobilin alınması durumunda verginin iki kat ödeyeceğinin hüküm altına alındığı, yükümlünün 23.9.1983 gününde satın aldığı 1983 model ……….. Otomobile, ticari plakalı olarak mükellef adına ……….. Trafik Şubesinde kayıtlı olup 28.9.1983 günlü çekme belgesiyle trafikten çıkarılan ve ……….. Noterliğinde 18.10.1983 tarihinde düzenlenen satış sözleşmesiyle satılan otomobilin plakasının takıldığı ……….. vergi dairesine ait yoklama tutanağında, 1951 model …. plaka nolu taşıtın ödevli üzerinde kayıtlı olduğunun ……….. Vergi Dairesince savunma dilekçesinde belirtilmesi üzerine yükümlünün ………….. Vergi Dairesine bir dilekçe ile başvurduğu, bu vergi dairesince, anılan taşıtın ………’ya ait olduğunun bildirildiğinin anlaşıldığı, ancak ilgilinin 23.9.1983 gününde 1983 model taşıtı aldığı sırada elinde 18.10.1983 de sattığı bir aracının olmasından dolayı bu süre içinde birden fazla otomobili bulunduğunun tartışmasız olduğu, bu durumda olaya iki kat vergi uygulanmasında yasal isabetsizlik bulunmadığı, bu tespitin ilgili trafik şube müdürlüğünden sorulmak suretiyle her zaman öğrenebileceği cihetle ortada vergi kaçırma kastının bulunmamasından dolayı kaçakçılık cezası yerine kusur cezası kesilmesinin gerekeceği gerekçesiyle tarhiyatın vergi aslı yönünden onanmasına ve kaçakçılık cezasının kusur cezasına dönüştürülmesine ilişkin ……….. Vergi Mahkemesinin 27.2.1986 gün ve 1986/68 sayılı kararının; mahkemenin tarhiyatın dayanağını değiştiremiyeceği, eskiyen ve hurda olan taşıtın trafikten çekme belgesiyle çıkarıldığı ve yerine ikame suretiyle alınan taşıtın geçtiği ileri sürülerek bozulması istemidir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi” gerekeceği yolundadır.

Savcı Gülsen Mutlu’nun Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Yasasının 49 uncu maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle Vergi Mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Cavit Zeybek’in yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

Bir idari işlem olan vergi ihbarnamesinden doğan uyuşmazlığın vergi mahkemesinde dava konusu edilmesi durumunda mahkemece, bu uyuşmazlığı doğuran işlemin hukuka uygunluğu araştırılır ve karar verilir.

2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının a bendi gereğince, ihbarnamenin hukuka uygunluğu yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden yapılır.

Bu hüküm karşısında, vergi mahkemelerince; tarhiyata konu olan işlemin hukuki denetiminde, olayımızı ilgilendiren sebep unsurunun mevcut olup olmadığı, ve mevcut ise nitelendirilmesinin yerinde bulunup bulunmadığını araştırmak ve tespit etmek suretiyle karar verilmesi gerekir. Bu sebebin dışında tarhiyatın sebebini değiştirme veya bu sebebin yerine diğer bir sebebi ikame etme, yargı yolu ile yapılan hukuki denetimde mümkün değildir.

Ancak; ortada idarece dikkate alınması gereken bir husus var ve bu da kamu menfaati yönünden re’sen dikkate alınması gerekli ise”, o zaman bu husus kararda belirtilmek suretiyle idareye yol göstermekle yetinilir. Bunun dışına çıkılması mümkün değildir.

Bu nedenlerle, mahkemece; idare tarafından yükümlünün ……….. plaka nolu bir taşıtının ikinci bir taşıt vasıtası olarak mevcut olduğu yolundaki tespite dayanılarak yapılan tarhiyat üzerine açılan davada; ……….. Vergi Dairesinin yükümlünün konuya ilişkin dilekçesinin altına koyduğu şerhte ……….. plaka nolu taşıt vasıtasının yükümlü adına değil de, diğer bir kişi adına kayıtlı olduğunun belirtilmesi ve bu durumda tarhiyatın sebebi olan olayın, yani ……….. plaka nolu ikinci taşıtın mükellefe ait olmadığının anlaşılması hususları yeterli görülmesi üzerine tarhiyatın bu nedenle terkinine karar verilmesi gerekirken, ödevlinin 23.9.1983 tarihinde taşıtı aldığı sırada 18.10.1983 tarihinde sattığı taşıt vasıtasına sahip olmasından dolayı bu süre içinde birden fazla taşıt vasıtasına sahip olduğundan bahisle salınan vergide isabetsizlik bulunmadığına karar verilmesi, usul kuralları karşısında yerinde görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle ……….. Vergi Mahkemesinin 27.2.1986 gün ve 1986/68 sayılı kararının bozulmasına ve cezalı tarhiyatın terkinine, 10.950.- lira harç ve posta pulu giderinin davalı vergi dairesinden alınarak davacıya verilmesine 29.5.1989 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2013/695

Karar No: 2015/2176

Tarihi: 07.04.2015

Özet: Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağına dair Anayasamızın 73’üncü maddesine açıkça aykırılık teşkil eden vergilendirme işlemlerinde yasal isabet bulunmadığı hk.

492/md.41, 488/md.10, 2709/md.73

İstemin Özeti: Davacı şirket tarafından 2006/Aralık dönemi için ödenen damga vergisi ve noter harcının iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile ödenen tutarların yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan davayı kısmen kabul eden kısmen reddeden İstanbul 3. Vergi Mahkemesinin E:2006/3656 K:2009/883 sayılı kararının dilekçelerde ileri sürülen sebeplerle karşılıklı olarak bozulması istenilmektedir.

Cevapların Özeti: Davacı tarafından cevap verilmemiştir. Davalı idarenin cevabı yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Tetkik Hakimi’nin Düşüncesi: Davacının imzaladığı sözleşmelerden alınacak damga vergisi ve noter harçları hesaplanırken esas alınması gereken değerin emlak vergisi değeri olduğuna dair Damga Vergisi Kanunu ile Harçlar Kanununun ilgili maddelerinde herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağına dair Anayasanın 73. maddesine açıkça aykırılık teşkil eden dava konusu vergilendirme işlemlerinde yasal isabet bulunmadığından Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlıkta; davacı şirket tarafından … Petrol Ür. Paz. ve Tic. Ltd. Şti ve … Mensucat Konf. Pab. A.Ş. ile gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmeleri imzalandığı, bu sözleşmelerden doğan damga vergisi ve harçların notere ödendiği, daha sonra adalet müfettişleri tarafından anılan sözleşmelerde arsa değerlerinin emlak vergisi rayiç değerinde olması gerekirken bu değerin altında gösterildiğinin tespiti üzerine aradaki fark damga vergisi ve harçların davacı şirket tarafından ödendiği, ödenen bu tutarların yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle vergi dairesi müdürlüğüne yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile ödenen tutarların yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan davayı; davacı şirketle gayrimenkul malikleri arasında imzalanan sözleşmelerin konusunun kat karşılığı satış vaadi işi olduğu, dolayısıyla arsanın % 60 lık kısmının sözleşme tarihi itibariyle devredildiği bu nedenle, taşınmazların emlak vergisi değerlerinin % 60’lık kısmı üzerinden hesaplanan damga vergisi ve noter harcı yönünden kabul eden, % 40’lık kısmı üzerinden hesaplanan damga vergisi ve noter harcı ile faiz istemi yönünden reddeden vergi mahkemesi kararının taraflarca karşılıklı olarak bozulması istenilmektedir.

Davalı idarenin temyiz dilekçesinde yer alan iddialar Vergi Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Davacının Vergi Mahkemesi kararının redde ilişkin hüküm fıkrasına yönelik temyiz istemine gelince;

Anayasanın 73. maddesinde; “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir, kaldırılır.” hükmü yer almaktadır.

Damga Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinde; “Nispi vergide, kâğıtların nevi ve mahiyetlerine göre, bu kâğıtlarda yazılı belli para, maktu vergide kâğıtların mahiyetlerinin esas olduğu, belli para teriminin, kâğıtların ihtiva ettiği veya bunlarda yazılı rakamların hâsıl edeceği parayı ifade ettiği belirtilmiştir.

Olayda davacı şirket tarafından 1.000.000 TL değer gösterilerek düzenleme şeklinde kat karşılığı inşaat satış vaadi ve işletme sözleşmesi ile 50.000 TL değer gösterilerek gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığı, sonrasında adalet müfettişlerince sözleşmelerdeki değerlerin düşük gösterildiği gerçek değerlerin emlak vergisi rayiç değerleri dikkate alınarak hesaplanması gerektiğinin tespiti üzerine aradaki fark damga vergisi ve harçların davacıdan tahsil edildiği görülmekteyse de; damga vergisi açısından, bir kâğıdın içinde belli bir paranın miktar olarak açıkça belirtilmesi durumunda bu kağıdın nispi vergiye tabi olacağı, bu kâğıtlarda gösterilen para miktarlarının verginin matrahı olacağı hususları açıkça düzenlendiğinden sözleşmelerde yazılı olan değerler üzerinden vergilendirme yapılması gerekirken sözleşmede yer almayan emlak vergisi rayiç değerlerinin damga vergisinin matrahı olarak dikkate alınmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

492 sayılı Harçlar Kanun’un 41. maddesinde de; noter harçlarının 2 Sayılı Tarifede yazılı işlemlerden değer veya ağırlık ölçüsüne göre nispi, işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı belirtilmiş olup; 2 Sayılı Tarifenin 1. maddesinde de dava konusu sözleşmelerde olduğu gibi muayyen bir meblağı ihtiva eden sözleşmeler için hesaplanacak nispi harçlara ait değerler belirtilmiştir.

Davacının imzaladığı sözleşmelerden alınacak damga vergisi ve noter harçları hesaplanırken esas alınması gereken değerin emlak vergisi değeri olduğuna dair Damga Vergisi Kanunu ile Harçlar Kanunu’nun ilgili maddelerinde herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından, yukarıda bahsi geçen vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağına dair Anayasa hükmüne açıkça aykırılık teşkil eden dava konusu vergilendirme işlemlerinde yasal isabet bulunmamaktadır.

Vergi Mahkemesi kararının faiz ile ilgili hüküm fıkrasının incelenmesinde;

Davacıdan eksik alındığı ileri, sürülerek vergi dairesine yatırılan damga vergisi ile noter harçlarını iadesine hükmedilmesi durumunda yargı kararıyla davacıya iadesi gereken, bir tahsilat durumu ortaya çıkacaktır.

İadesi gereken tutar yönünden vergi iadesi ile davacı arasındaki ilişki, iadenin yargı kararlarıyla hüküm altına alınması nedeniyle yönetilen-idare ilişkisi olmaktan çıkarak, bir borç ilişkisine dönüşmüştür. Dolayısıyla bu ilişkinin borçlusu tarafından alacaklısına, paranın tasarrufundan yoksun kalınan süre için; Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde hangi oranda faiz ödeneceğini düzenleyen, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümlerine göre, davacıya ödeme tarihinden itibaren faiz ödenmesi gerekeceğinden, Vergi Mahkemesi kararının, faiz talebini reddeden hüküm fıkrasının da bozulması gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle davalı idare temyiz isteminin reddine, davacı temyiz isteminin kabulüne İstanbul 3. Vergi Mahkemesinin E:2006/3656 K:2009/883 sayılı kararın redde ilişkin kısmının bozulmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 07.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/1065

Karar No: 2006/3979

Temyiz İsteminde Bulunan : Kadıköy Vergi Dairesi Müdürlüğü – İSTANBUL

Karşı Taraf : Mustafa Taş Vekili : Av. Abdullah Çakır S. Pak Cad. No:68 K:2 D:12 – Üsküdar/İSTANBUL

İstemin Özeti : Davacı adına düzenlenen 16.12.2003 tarihli ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; tarhiyat safhasında tanzim olunan vergi-ceza ihbarnamelerinin davacıya 31.3.1999 tarihinden itibaren faaliyetini terk ettiğini bildirmesine karşın ikametgah adresine tebliğe çıkarılmadan eski işyeri adresinde çalışan yeğenine tebliğ edildiği, bu durumda davacıya usulüne uygun bir bildirim yapılmadan kamu alacağının kesinleştiğinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle kabul eden istanbul 7. Vergi Mahkemesinin 21.10.2004 tarih ve E:2003/2731, K:2004/2122 sayılı kararının; ödeme emirlerinin tanzim ve tebliğinin hukuka ve usule uygun olduğu ve aynen onanması gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Yakup Kava’nın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Şule Yurdakul Kelebek’in Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 17.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1987/531 E., 1989/822 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan

Karşı Taraf : ………….. Belediye Başkanlığı

istemin Özeti : Vergi ihbarnamesi ile istenilen 2.065.500.- lira hasar bedelinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; asfalt kaplamaya zarar verilmesinin haksız fiil niteliğinde olmasından dolayı uyuşmazlığın incelenmesi ve çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-a maddesine göre görev yönünden reddeden ……….. Vergi Mahkemesinin 8.9.1986 gün ve 1986/643 sayılı kararının; istenilen hasar bedelinin, adli yargıda dava konusu edilmek suretiyle istenebileceği ileri sürülerek bozulması istemidir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Savcı Yuva Ertan’ın Düşüncesi : İleri sürülen bozma nedenleri, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1 numaralı bendinde öngörülen nedenlerden hiçbirine girmediğinden, temyiz isteğinin reddi ile hukuka ve usul hükümlerine uygun gerekçeye dayalı, vergi mahkemesi kararının onanması gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Cavit Zeybek’in yazılı ve sözlü görüş ve, düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, 2.065.500.- lira hasar bedeline ilişkin vergi ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan davayı, ortada haksız fiilden doğan zararının ödettirilmesinin söz konusu olduğundan bahisle görev yönünden reddeden vergi mahkemesi kararının bozulmasına ilişkin bulunmaktadır.

486 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında Kanunun 2. maddesinde, “Umumi ana lağımlarıyla su yollarına hasbezzarure açtıranlar belediyece tayin edilen müddet zarfında hali sabıkına ircaa mecburdur. Müddeti mezküre zarfında yapılmadığı takdirde belediyece bilkeşif yaptırılır. Belediyece sarf olunan paralar alındıktan başka masarifi vakianın yüzde onuda ayrıca cezaen istifa olunur.” hükmü getirilmiştir.

Olayda ise ……….. şehri PTT yer altı telefon kablo güzergahı yapımı işini taahhüt eden ……….. Belediyesinin, bu işin bir kısmının yapımını taşeron olarak temyiz isteminde bulunana ihale ettiği ve hasar bedeli olarak vergi ihbarnamesiyle talep edilen paranın, bu işin yapımı sırasında su tesisatının maruz kaldığı zarar ve sarfiyatı ile ilgili olarak istenildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda; hasar bedeli olarak talep edilen paranın, anılan 2. maddeyle bir ilgisi bulunmadığından bu maddeye göre taşeron hakkında bir karar almak veya işlem tesis etmek mümkün değildir.

PTT ile yaptığı idari sözleşmeyle yer altı telefon kablo güzergahı yapımı taahhüt işini yüklenen belediyenin, taşeronu olan ilgili ile yaptığı sözleşme, idarenin özel hukuk sözleşmesi olup özel hukuk hükümlerine tabidir.

Bu sözleşme gereğince taşeron, özel hukuk hükümlerine göre idarenin denetimi altında onun adına hareket eder. Hal böyle olunca taşeronun su tesisatına verdiği zararla akan su bedelinden doğan uyuşmazlığın çözümü adli yargı yerine aittir.

Kaldıki, taşeronla yapılan sözleşmenin idari nitelikte taahhüt mukavelesi olduğunun kabul edilmesi durumunda bile uyuşmazlığın bu sözleşmenin uygulanmasından doğmuş olması nedeniyle çözümü idari yargının görev alanı dışında kalmaktadır.

idari Yargının görev alanında kalmayan ve adli yargının görev alanına giren söz konusu uyuşmazlıkla ilgili alacak hakkında vergi ihbarnamesi düzenlenmesi suretiyle bu alacağın istenilmesi mümkün değildir.

Hal böyle olunca, vergi mahkemesince; dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak talep edilen alacağın vergi ihbarnamesiyle istenemiyeceğine ve bu sebeple de ihbarnamenin iptaline karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın çözümünün adli yargıya ait olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

Ayrıca, bir özel hukuk ilişkisinden doğan uyuşmazlığa ait alacağın hüküm altına alabilmesi için adli yargıda dava açması gereken taraf; bu alacağı talep eden olacağı cihetle vergi mahkemesi kararı bu yönden de yerinde değildir.

Açıklanan nedenlerle ……….. Vergi Mahkemesinin 8.9.1986 gün ve 1986/643 sayılı kararının bozulmasına ve vergi ihbarnamesinin iptaline, 6900 lira harç ve posta pulu giderinin ve 4.500.- lira avukatlık ücretinin davalı belediyeden alınarak davacıya verilmesine ve 7.500.- lira ilam harcının davalı idareden alınmasına 14.3.1989 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/5360

Karar No: 2006/4223

Temyiz İsteminde Bulunan : İskenderun Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. Deniz Atasever Av. Erol Havran Av. Deniz Süreyya Tolun

Karşı Taraf : Enver Erfaki

Vekili : Av. Mehmet Tümkaya ŞehitpamirCad. 50. Sok. No:1 Bakizade İş M. K:3 D:14 İskenderun – HATAY

İstemin Özeti : İskenderun Belediye Meclisinin 11.2.2005 gün ve 76 sayılı kararının 4/D maddesinde yer alan parkmetre çalışmayan yerlerdeki minibüs, midibüs, dolmuş, otobüs, halk otobüsü vb. araçlardan işgal harcı alınmasına dair tarifenin ve bu tarife esas alınarak davacı adına düzenlenen 17.3.2005 tarih ve 00208184 takip nolu ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; olayda davalı idare tarafından verilen savunmada, davacının, önceden tesis edilmiş olan 10.1.2005 gün ve 67 sayılı belediye meclis kararına ve buna bağlı olarak davacı adına düzenlenmek suretiyle tebliğ edilen ihbarnameye karşı hiç bir itirazda bulunmadığı, bu sebeple 10.1.2005 gün ve 67 sayılı belediye meclis kararı ile içerik itibariyle aynı olan, sadece tarifelerdeki miktar ve oranlara değişiklik getiren 11.2.2005 gün ve 76 sayılı belediye meclis kararına da itiraz hakkı bulunmadığı ileri sürülmüş ise de, dava konusu edilen 11.2.2005 gün ve 76 sayılı belediye meclis kararının yeni bir meclis kararı olması ve bu yeni meclis kararına dayalı olarak davacı adına yeni bir işlem olan ödeme emrinin tesis edilmiş olması sebebiyle 2577 sayılı yasanın 7/4. maddesi hükümleri uyarınca davacının düzenleyici işlem olan belediye meclis kararı yahut her ikisi (belediye meclis karan ve ödeme emri) aleyhine birden dava açabileceği ve düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olmasının bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel oluşturmayacağı nedeni ile davalı idare iddiasının karara etki edebilecek nitelikte görülmediği, öte yandan davacının da aralarında bulunduğu İskenderun İlçesi çevre köy ve beldelerin kooperatifine bağlı şoförlerin yolcu beklemek için işgal ettikleri ve taşıt dolunca hareket ettikleri yerlerin işgali durumunun, ilgili taşıtlarca söz konusu yerin otopark olarak değil bekleme amacıyla kullanılması sebebiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda işgal harcına konu olarak düzenlenmiş olan “motorlu kara taşıtlarının park etmeleri için il trafik komisyonlarının olumlu görüşü alınarak belediyelerce şehir merkezlerinde tesis edilen ve işletilen mahallerin çalışma saatleri içinde taşıtlar tarafından işgali” kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu yerlerin işgalinin anılan Kanunun 54/2. maddesi ile düzenlenmiş olan “ilgili mevzuata uygun olarak kara ticari taşıtlarının beklemelerine tahsis edilen yerlerin bu taşıtlarca işgali” kapsamına girdiği gerekçesiyle kabul eden ve 11.2.2005 gün ve 76 sayılı belediye meclis kararının 4/D maddesi ile bu karara dayanılarak davacı adına tesis edilen ödeme emrini iptal eden Hatay 1.Vergi Mahkemesinin 16.8.2005 gün ve 2005/294 sayılı kararının; işgali sözkonusu yerin niteliği hususunda eksik inceleme ve araştırma ile sonuca varıldığı, ihbarnamenin kesinleşmiş olması karşısında ödeme emrinin de iptal edilmemesi gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Seran Karatan’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, 25.10 YTL ilam harcının temyiz isteminde bulunandan alınmasına 9.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1987/4067 E., 1989/499 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan : …………..

Karşı Taraf : ……….. Vergi Dairesi Müdürlüğü

İstemin Özeti : Veraset yoluyla intikal eden iştirak halindeki gayrimenkulun 1980 yılında satışı sırasında ödenen Gayrimenkul Kıymet artışı Vergisi teminatının düzeltme yoluyla iadesi istemini reddeden vergi dairesi işleminin iptali dileği ile beş iştirakçi avukatı tarafından tek dilekçe ile açılan davayı; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesinde “Her idari işlem için ayrı ayrı dava açılır” hükmünün yazılı olduğu, beş ayrı mükellefin vekili tarafından 26.8.1980 gün ve 946910, 946911, 946912, 946913 ve 946914 no’lu makbuzlara karşı tek dilekçe ile açılan davanın, yukarıda sözü edilen madde hükmüne aykırı olduğu tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde her yüküm ve işlem için ayrı ayrı açılmak üzere dilekçe ret ile sonuçlandıran ……….. Vergi Mahkemesinin 13.5.1987 gün ve 1987/304 sayılı kararının; iade taleplerinin reddi üzerine dava açıldığı, veraset yoluyla intikal eden iştirak halindeki mülkün satışı sırasında Gayrimenkul Kıymet Artışı yönünden tek hesap numarasında işlem gördüğü, bu nedenle de ortada tek bir işlemin söz konusu olduğu öne sürülerek dilekçe ret kararının bozulması istemidir.

Savunmanın Özeti : Teminatın iadesi konusunda verilen dilekçenin 2801 sayılı Kanunun 9/2 maddesi gereğince reddedildiği öne sürülerek temyiz isteminin reddini talep etmektedir.

Savcı Sıtkı Gündüz’ün Düşüncesi : Uyuşmazlık; yükümlüler vekili tarafından gayrimenkul kıymet artışı vergisi ile ilgili olarak açılan davada, Vergi Mahkemesince dilekçenin reddine karar verilmesinden doğmuştur.

2577 sayılı idari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunun idari davaların açılması başlıklı 3 üncü maddesinde, idare ve Vergi Mahkemeleri ile Danıştay’da açılacak davalarda, dava dilekçelerinde bulunması gereken hususlar bentler halinde gösterilmiş olup anılan maddenin 2 ve 3 nolu bendinde; Dava dilekçesine dava konusu kararın ve belgelerin asılları ile örneklerinin taraf sayısından bir fazla sayıda ekleneceği dilekçede, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin davaya konu idari işlemin yazılı bildirim tarihinin vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya cezanın nevi ve yılı tebliğ edilen ihbarnamenin tarih ve numarasının, ihtilaflı vergi miktarının gösterileceği öngörülmüş, 5. maddesinde de her idari işlem için ayrı ayrı dava açılacağı kabul edilmiştir.

Yine aynı kanunun 15, maddesinin l/d bendinde; 14. maddenin 3/e bendinde yazılı halde otuz gün içinde 3 ve 5. maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak üzere dilekçelerin reddine karar verileceği açıklandıktan sonra 46. maddenin birinci bendinde, idare ve Vergi Mahkemelerinin nihai kararlarının başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştay’da temyiz edilebileceği kabul edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; olayda yükümlüler vekillerince 5. maddeye uygun şekilde açılmayan dava nedeniyle, her yıl için ayrı ayrı dava dilekçesi düzenlenerek yeniden dava açılmak üzere Vergi Mahkemesince dilekçenin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Danıştay’da temyize konu teşkil eden Vergi Mahkemesi kararı, davayı doğrudan doğruya sonuçlandıran nihai karar niteliğinde olmayıp davacıya idari Yargılama Usulü Kanununda yazılı şartlara uygun olarak yeniden dava açmak imkanı tanıdığından bu haliyle ortada temyiz edilebilecek bir kararın mevcudiyetinden söz etmek mümkün değildir.

Bu nedenle Vergi Mahkemesi kararının bozulması yolundaki yükümlü temyiz talebinin incelenmeksizin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi A. Kemal Terlemezoğlu’nun yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, veraset yoluyla intikal eden iştirak halindeki gayrimenkulun 1980 yılında satışı sırasında ödenen Gayrimenkul Kıymet Artışı Vergisi teminatının düzeltme yoluyla iadesi istemini reddeden vergi dairesi işleminin iptali dileği ile beş iştirakçi avukatı tarafından tek dilekçe ile açılan davayı, mükelleflerin ayrı ayrı dilekçelerle dava açması gerektiğinden bahisle dilekçe red kararı ile sonuçlandıran ……….. Vergi Mahkemesinin 13.5.1987 gün ve 1987/304 sayılı kararının bozulması istemine ilişkin bulunmaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 120. maddesinde, vergilendirme hatalarının düzeltilmesine vergi dairesi müdürü tarafından karar verileceği, 124. maddesinde, vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yapılan düzeltme talebi reddedilenlerin şikayet yoluyla Maliye ve Gümrük Bakanlığına müracaat edecekleri açıklanmış, 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24. maddesinin (j) bendinde ise, Vergi Usul Kanunu gereğince şikayet yoluyla vergi düzeltme taleplerinin reddine ilişkin işlemlere karşı ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da dava açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, veraset yoluyla intikal eden iştirak halindeki gayrimenkulun 1980 yılında satışı sırasında, 1.395.000.- lira tutarlı Gayrimenkul Kıymet Artışı Vergisi teminatını 26.8.1980 tarihinde ödedikten sonra matrah oluşmadığından bahisle dava açma süresi geçirildikten çok sonra maliklerin yaptığı düzeltme başvurusunun ………….. Vergi Dairesi Müdürlüğünce reddedilmesi üzerine açtıkları davanın ……… Vergi Mahkemesince “dilekçe ret” kararı ile sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, yukarıda açıklanan hükümlere göre düzeltme şikayet yoluyla yapılan başvurularda itirazın doğrudan doğruya Danıştayca incelenmesi gerekeceğinden mahkemenin görev konusunu incelemeden dilekçe ret kararı vermesi yasaya uygun değildir.

öte yandan, dava açma süresi geçirildikten sonra ödenen teminatın iadesi konusunda yaptığı düzeltme başvurusu reddedilen yükümlünün idari başvuru yollarını tüketmeden başka bir deyişle şikayet mercii olan Maliye ve Gümrük Bakanlığından icrai nitelikli bir karar almadan yukarıda değinilen hükümler dairesinde Danıştay’da dava açmasına olanak bulunmamaktadır.

Bu itibarla, vergi mahkemesince davanın görev yönünden reddedilerek dosyanın Danıştay’a gönderilmesi gerekirken, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesi hükmüne istinaden dilekçe ret kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz olunan 13.5.1987 gün ve 1987/304 sayılı ……….. Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına, Gayrimenkul Kıymet Artışı Vergisi teminatının düzeltme yoluyla iadesi isteminin reddi üzerine açılan davaya ait dilekçenin idari mercii tecavüzü nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun l/e maddesi uyarınca Maliye ve Gümrük Bakanlığına tevdiine, 16.2.1989 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2003/2743

Karar No: 2004/2370

Tarihi: 30.03.2004

k213md344, 359

İstemin Özeti: Davacının ….. Pazarlama İthalat İhracat Ltd. Şti.’nin haksız yere katma değer vergisi iadesi almasında yardımcı olmak suretiyle vergi ziyaı suçuna iştirak ettiğinin düzenlenen inceleme raporu ile tespit edilmesi nedeniyle 1999 yılına ilişkin olarak adına kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; Vergi Usul Kanunu’nun 4369 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle değişik 344. maddesinin 1. fıkrasında vergi ziyaı suçunun, mükellef veya sorumlu tarafından 341. maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet verilmesi olduğu, 2. fıkrasında vergi ziyaı suçu işleyenlere vergi ziyaı cezası kesileceği, 3. fıkrasında vergi ziyaına 359. maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu cezanın üç kat, fiillere iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanacağı hükümlerinin yer aldığı, bir tek kişi tarafından işlenebilen bir suçun birden fazla kimsenin önceden işbirliği yapmaları sonucunda gerçekleştirilmesi halinde failler arasında iştirakin varlığından söz edilebileceği bir kimsenin vergi ziyaı suçuna iştirakinden dolayı sorumlu tutulabilmesi için; suçtan önce veya en geç suçun işlenmesi sırasında suç işleme konusunda diğer fail ya da faillerle anlaşmış olması, anlaşılanla işlenen suçun aynı olması unsurlarının olayda mevcut olduğunun yapılan araştırmalar sonucu elde edilecek somut donelerle kanıtlanmış olmasının gerektiği, dava dosyasının incelenmesinden yükümlü hakkında düzenlenen inceleme raporu ile (…) Ltd. Şti’nin işlemlerinde kullanılmak üzere, şirkete sahte fatura sağladığı, şirketin gerçekte mal ya da hizmet alımına ilişkin olmayan sahte faturaları katma değer vergisi indiriminde kullanarak vergi ziyaı suçu işlediği ve bu suça iştirak ettiğinden bahisle adına ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesildiği hususlarının anlaşıldığı, bu durumda (…) Ltd. Şti. hakkındaki tespitlerin önem arzettiği, anılan şirket hakkında düzenlenen raporun incelenmesinden 1999/Mayıs – Kasım dönemlerinde, Türkiye’de ikamet etmeyen yabancılara mal satılarak ve mezkur mallar Dilucu Gümrük Müdürlüğü’nden yurt dışı edilmiş gibi gösterilerek özel faturalar düzenlendiği, bu suretle ihracat istisnasından faydalanıldığı, anılan gümrük müdürlüğü ile yapılan yazışmada faturalar üzerindeki mühür ve kaşenin sahte olduğunun, 1999 yılında bir ihracat işlemi yapmadıklarının, bu konuda yetkili de olmadıklarının belirtildiği, şirkete fatura düzenleyen diğer firmalara gelince, bu firmaların çoğunun adreslerinde bulunamadığı, şirket ortakları veya yöneticileriyle irtibata geçilmediği, vergisel ödevlerinin çoğunu yerine getirmedikleri, sık sık adres ya da ortak değiştirdikleri, işçi çalıştırmadıkları hususlarının tespit edildiği, bu tespitlerden düzenledikleri faturaların gerçek bir mal ya da hizmet alım satımına dayanmadığı sonucuna varıldığı, söz konusu faturalar ayrı ayrı firmalar tarafından düzenlendiği halde aynı elden çıktığı izlenimine ulaşıldığı, bu durumun da bu faturaların gerçek olmadığı kanaatini güçlendirdiği, diğer taraftan, yükümlünün ifadesinde (…) Ltd. Şti. ile resmi ya da gayri resmi ortaklık bağı bulunmamasına rağmen şirketin kardeşlerine ait olduğunu, kardeşleriyle aynı adreste iki şirketin daha faal olduğunu, söz konusu şirketlere mal alırken (…) Ltd. Şti.’ye de mal aldığını, dava konusu malları da kendisinin aldığını, faturaların sahte olmadığını beyan ettiği, anılan şirketin yetkilisi ve ortağı Z. S.’nin ifadesinde de, kendi şirketlerinin ortağı olmayan davacı Y. B.’nin herhangi bir menfaat gözetmeksizin şirketleri adına mal almaya bağlantı kurmaya yetkili olduğunu, dava konusu faturalarla ilgili bağlantı ve ödemelerin Y. B. tarafından yapıldığını, Dilucu Gümrük Müdürlüğü’nün yurt dışı etme yetkisinin olmadığı hususunun bilgileri dahilinde olmadığını beyan ettiği, bu durumda (…) Ltd. Şti.’nin gerek istisnadan faydalanmak üzere kullandığı özel faturaların, gerekse katma değer vergisi beyannamesinde indirim gösterdiği katma değer vergisi dayanağı faturaların gerçek mal ya da hizmet hareketine dayanmayan sahte belgeler olması ve bu belgelerin tümünün adı geçen şirkete davacı Y. B. tarafından temin edildiğinin hem kendi hem de şirket temsilcisinin ifadelerinden anlaşılması karşısında davacının planlı ve iradi eylemleri ile şirketin vergi ziyaı suçu işlemesine doğrudan ve etkili bir şekilde iştirak ettiği, suçun maddi ve manevi unsurunun davacı açısından gerçekleşmiş olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle reddeden (…) Vergi Mahkemesi’nin kararının; (…) Ltd. Şti. ile doğrudan hiçbir bağlantısı olmadığı, faturaların gerçek olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1988/3549 E., 1989/699 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz İsteminde Bulunan : …………..

Karşı Taraf : ……….. Vergi Dairesi Müdürlüğü

İstemin Özeti : 1976 yılına ilişkin Emlak Alım Vergisini değişiklikle onayan ……….. Vergi Mahkemesinin 4.10.1988 gün ve K:1988/874 sayılı kararının dilekçede yazılı iddialarla bozulması isteğinden ibarettir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun istemin reddi gerektiği yolundadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesi gereğince ilk inceleme ile görevli Tetkik Hakimi Zerrin Güngör tarafından hazırlanan rapor ile temyiz dilekçesi ve ekleri incelenerek gereği görüşüldü:

Yükümlü tarafından inşa edilen binalar nedeniyle 4.12.1980 tarihinde verilen 2 nolu Emlak Alım Vergisi beyannamesi üzerine 4.12.1980 tarih ve 70/34 sayılı tahakkuk fişi ile 2.446.500.- lira Emlak Alım Vergisi tahakkuk ettirildiği, yükümlünün bu tarhiyata karşı dava açarak tarhiyatın 1.872.500.- liralık kısmında isabet bulunmadığını iddia ettiği, uyuşmazlık konusu vergi miktarının 2.000.000.- liradan az olduğu gerekçesi ile Vergi Mahkemesinde uyuşmazlığın tek hakim tarafından incelenerek karara bağlandığı, bu karara karşı vergi dairesince, Bölge idare Mahkemesine hitaben yazılan dilekçe ile itirazda bulunduğu, yükümlünün ise Danıştay’da temyiz yoluna başvurarak kararın usul ve esas yönünden bozulmasını istediği anlaşılmaktadır.

2576 sayılı Bölge idare Mahkemeleri, idare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 7. maddesinin 2. fıkrasında ” ……….. her türlü vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yetmişbeşbin lirayı geçmeyen tarhlara karşı açılan davalar vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenir.” hükmü yer almıştır. Bu hükümdeki 75.000.- lira miktar, 21.3.1988 gününde yürürlüğe giren 3410 sayılı Kanunun 3. maddesiyle iki milyon liraya yükseltilmiştir.

Bu hükme göre, heyet veya tek hakimle görülecek işlerde uygulanacak kıstas, uyuşmazlık konusu miktar değil, tarh edilen vergi, resim, harç ve bunların zam ve cezalarıdır. Esasen idari davaya konu olan tahakkuk şeklindeki idari işlemi, davacının iradesi ile bölmek, ayırmak veya değiştirmek olanağı da mümkün bulunmamaktadır.

Bu nedenle, iki milyon lirayı geçtiği hususunda ihtilaf bulunmayan tarha karşı açılan davanın heyet halinde görüşülmesi ve çözümlenmesi gerekirken, tek hakim tarafından karar verilmesinde isabet görülmediğinden ……….. Vergi Mahkemesinin 4.10.1988 gün ve K:1988/874 sayılı kararının bu yönden bozulmasına, heyet halinde karar verilmek üzere dosyanın anılan mahkemeye gönderilmesine 28.2.1989 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

2576 sayılı Kanunun değişik 7 inci maddesinin 2 inci fıkrasına göre, Tek Hakimle çözümlenecek davalar, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı iki milyon lirayı geçmeyen tarhlara ilişkin davalardır.

Fıkra “tarhlara ilişkin davalardan” söz etmektedir. Yapılan tarhiyatla ilişkin dava, iki milyonu geçmiyorsa uyuşmazlık vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenecektir.

Olayda, yapılan tarhiyata karşı açılan dava iki milyonu geçmediğine göre uyuşmazlığın vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenmesi gerekir.

Bu nedenle, çoğunlukla verilen bozma kararına karşıyım:

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1989/1710 E., 1989/2758 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz İsteminde Bulunan Taraflar : 1- ………….

2- ………….. Emlak Vergi Dairesi Müdürlüğü

İstemin Özeti : Murisin 6.2.1981 tarihinde ölümü ile yükümlüye 1/3 hisse oranında intikal eden taşınmaz mallar için 8.5.1984 tarihinde verilen veraset ve intikal vergisi beyannamesinde beyan edilen değerin idarece düşük görülmesi üzerine takdir komisyonunca tespit edilen fark matrah üzerinden ikmalen tarh edilen Veraset ve İntikal Vergisi Mali Denge Vergisi ve kusur cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; veraset yoluyla intikal eden taşınmazların uyuşmazlık tarihindeki gerçek rayiç bedellerinin saptanması amacıyla taşınmazların bulunduğu yerde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, inceleme sonunda düzenlenen raporda, intikal eden 7 adet taşınmaz için 11.698.140 lira rayiç değer saptandığı, saptanan değerin mahkemece de uygun görüldüğü, ayrıca muris …… köyü, ……………. mahallede 12 pafta, 231 parsel nolu 5.465 m2 tarlanın 1/20 hissesine sahip olduğu halde, idarece söz konusu taşınmazın tamamının davacılara (varislere) intikal ettiği kabul edilerek takdire konu yapılmış ise de; bu hususun bilirkişi incelenmesi sırasında belirlenip, rayiç bedel tespitinde 1/20 hissenin dikkate alındığı, buna göre, intikal eden taşınmazların rayiç bedelinin 11.698.140 lira olduğu, yükümlünün 1/3 hissesi ve matrahtan düşülmesi gereken istisna miktarı dikkate alınarak tarhiyat yapılması gerektiği, cezaya gelince; 213 sayılı Yasanın 342. maddesinin son fıkrası gereğince, yükümlünün beyana çağrılmadığı ve kendi isteği ile beyanda bulunduğu anlaşıldığından, anılan madde hükmüne göre vergi ziyamdan söz edilemeyeceği, bu nedenle kesilen kusur cezasının kaldırılması icabettiği gerekçesiyle kısmen kabul ederek veraset ve intikal vergisi ile Mali Denge Vergisini değişiklikle onayan, kusur cezasını kaldıran 11.3.1986 gün ve 1986/199 sayılı ……… Vergi Mahkemesi kararının; beyanın rayice uygun olduğu, tarh edilen vergilerin de kaldırılması gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülen istemin reddi gerektiği yolundadır.

Savcı Gülsen Mutlu’nun Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Yasasının 49 uncu maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle Vergi Mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Zerrin Güngör’ün yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri sunduktan sonra ışın gereği görüşüldü:

Uyuşmazlıkta, yükümlüye 1981 yılında veraseten intikal eden taşınmazlar nedeniyle takdir komisyonu kararına göre yapılan kusur cezalı ikmal tarhiyatta karşı açılan davada, veraset ve intikal vergisi ile Mali Denge Vergisini yaptırmış olduğu bilirkişi incelemesi neticesinde değişiklikle onayan, kusur cezasını ise; 213 sayılı Kanunun 342. maddesi gereğince kaldıran vergi mahkemesi kararının taraflarca bozulması istenilmektedir.

Temyize konu mahkeme kararının vergi aslı ile ilgili kısmı, dayandığı kanuni sebeplerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bu kısmının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmamaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 342. maddesi gereğince, yükümlü beyana çağrılmadan kendi isteği ile beyanda bulunduğundan vergi ziyamdan söz edilemiyeceği gerekçesiyle kaldırılan kusur cezasına gelince;

213 sayılı Vergi Usul Kanununun olay tarihinde yürürlükte bulunan 342. maddesinde; “Beyannameli mükellefiyetlerde tahakkuk muamelesi yapılmak için beyanname verme süresinin sonundan başlayarak 15 gün beklenir. Beyanname bu süre içinde verilirse vergi ziyaı olmamış sayılır.

Veraset ve İntikal Vergisinde mükellefe tebliğ edilmek şartı ile yeniden 15 günlük bir mühlet verilir. Bu hususta da yukarıdaki hüküm cari olur. “hükmü yer almış olup, bu madde hükmü, yükümlü tarafından beyan edilen değerler üzerinden, yapılacak tarhiyata uygulanacak ceza ile ilgili bulunmaktadır.

Diğer taraftan, 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun olay tarihinde yürürlükte bulunan 10. maddesinin ikmal tarhiyat için uygulanacak ceza ile ilgili beşinci fıkrasında, ilk tarhiyatta nazara alınmak üzere mükellefler tarafından bu maddedeki esaslara göre beyan edilen miktar ile idarece aynı değerleme ölçülerine göre bulunan miktar arasındaki farka ait verginin kusur cezalı olarak alınacağı, altıncı fıkrasında da, ancak menkul mallar ile gayrimenkullere ve gemilere ilişkin değerlemelerde %50’ye kadar bulunacak fark için ceza uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.

Uyuşmazlık, yükümlü beyanı üzerine yapılan tarhiyatla ilgili olmayıp, beyan edilen değerin düşük görülmesi üzerine takdir komisyonunca takdir edilen fark matrah üzerinden yapılan ikmal tarhiyata ilişkin bulunduğundan, olaya 213 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan 342. maddesi hükmünün uygulanması mümkün bulunmamaktadır.

Bu durumda, 7338 sayılı Kanunun 10. maddesinin beşinci ve altınca fıkraları hükmü karşısında ikmal tarhiyata uygulanan kusur cezası yerinde olup, vergi mahkemesince kusur cezasının 342. madde hükmü gereğince kaldırılmasında yasal isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, ……….. Vergi Mahkemesinin 11.3.1986 gün ve 1986/199 sayılı kararının bozulmasına yönelik yükümlü temyiz isteminin reddine, vergi dairesi temyiz isteminin kısmen kabulüne kararın kusur cezasına ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, kusur cezasının da bilirkişice saptanan değere göre hesaplanacak matrah üzerinden değiştirilerek onanmasına, 7500 lira ilam harcının yükümlüden alınmasına 12.10.1989 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Temyiz edilen mahkeme kararında yasa hükümlerine aykırı bir durum bulunmadığı ve aynı gerekçe ile onanması gerektiği görüşü ile verilen karara katılmıyorum.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/547

Karar No: 2006/3957

Temyiz İsteminde Bulunan : Çekirge Vergi Dairesi Müdürlüğü – BURSA

Karşı Taraf :Çemtaş Çelik Mak. San. ve Tic. A.Ş.

Vekili :Av. Lütfi Arslan Kırcaali Man. Cami Sok. Akçay İşmerkezi No:7 Kat:3/18 BURSA

İstemin Özeti : Davacı adına tesis edilen 27.2.2004 tarih ve 13950 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden davacının yapmış olduğu ihracatlardan dolayı iadesi gereken katma değer vergisi alacaklarının kredi borçları ve bazı müşterilerin vergi borçlarına mahsubu talebinin, hakkında olumsuz rapor bulunduğundan bahisle süresinde yerine getirilmemesi sonucunda katma değer vergisi alacağının bir kısmının gecikme zammına mahsup edilmesi işleminin iptali istemiyle dava açıldığının anlaşıldığı, olayda 84 nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğine göre davacı adına 1998 ve 1999 yıllarına ilişkin düzenlenen inceleme raporlarına göre reddedilen katma değer vergisi tutarının beyan edilen indirilecek katma değer vergilerinin %5’ini aşmaması nedeniyle düzenlenen raporlar olumlu kabul edilerek mahsubun genel esaslara göre yapılmasının gerektiği, ayrıca davacı adına yapılan tarhiyatlann bir kısmının Mahkemelerince terkin edildiği, bu durumda mahsup isteminin zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle iade katma değer vergisi alacağının bir kısmının gecikme zammına mahsup edilmesi işleminin hukuka uygun görülmediği gerekçesiyle kabul eden Bursa Vergi Mahkemesinin 26.10.2004 tarih ve 2004/1352 sayılı kararının; işlemin yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti :Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Fevza Ünsal’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasınal7.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1988/396 E., 1989/318 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan : ……….. Belediye Başkanlığı

Karşı Taraf : ……….. Bankası ……….. Şubesi

İstemin Özeti : Yükümlü bankanın unvanını belirten ışıklı ilan ve reklamdan dolayı, 1987 yılı için verilen beyanname üzerine yapılan vergilemenin ışıksız olarak yapılması ve fazla tahsil edilen vergilerin iadesi istemiyle ……….. Belediye Başkanlığına yapılan düzeltmenin reddine ilişkin 2.6.1987 gün ve 1987/46 sayılı işlemin iptali talebiyle açılan davada; yükümlünün unvanını tanıtan tabelanın ışıklı veya ışıksız olduğunun tespiti amacıyla işyeri mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda levhanın elektrikle irtibatının şartelle iptal edildiğinin anlaşıldığı, buna göre vergilemenin ışıksız tarifeye göre yeniden hesaplanması gerektiğinden fazla tahsil olunan verginin yükümlüye red ve iadesi hakkında ……….. Vergi Mahkemesince verilen 15.12.1987 gün ve 1987/749 sayılı kararın; yükümlü banka tarafından verilen ilan ve reklam vergisi beyannamesinde banka unvanını taşıyan levhanın ışıklı olarak beyan edildiği, elektrik tertibatının sökülmesi için kendilerinden teknik personel istenilmediği iddiası ile bozulması ve tarhiyatın onanması isteminden ibarettir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Savcı Naci Ekşioğlu’nun Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle Vergi Mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik hakimi Yaşar Uğurlu’nun yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, yükümlünün unvanım belirten levha için tarhiyatın ışıksız olarak yapılması ve daha önce aynı levha için ışıklı olarak ödenen ilan ve Reklam Vergisinden ışıksız olarak ödenmesi gereken ilan ve Reklam Vergisinin mahsubu yapıldıktan sonra kalan kısmının iadesine yönelik istemi reddeden belediye başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davayı kabul eden mahkeme kararının bozulması isteminden ibarettir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 125. maddesinde, vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların, belediye vergileri hakkında şikayet yoluyla belediye başkanlığına başvuracakları açıklanmakta, Danıştay Kanununun 24. maddesinin l/j bendinde; Vergi Usul Kanunu gereğince şikayet yoluyla vergi düzeltme taleplerinin reddine ilişkin işlemlere karşı açılan davalara, ilk derecede Danıştay’da bakılacağı belirtilmektedir.

Olayda, vergi mahkemesine dava açma süresini geçirdikten sonra, yükümlünün düzeltme isteminde bulunduğu anlaşıldığına göre çözümlenmesi Danıştay’ın görevine giren davada, mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekirken esastan incelemeye geçerek karar tesis etmesinde isabet bulunmadığından, temyize konu mahkeme kararının bu nedenle bozulması gerekmektedir.

Düzeltme ve şikayet yolunun taşıdığı özelliğe göre esasın incelenmesine gelince; Vergi Usul Kanununun 117. maddesinde hesap hatalarının neler olduğu sayılmakta, 118. maddesinde mükellefin şahsında hata, mükellefiyette hata, mevzuunda hata ve vergilendirme veya muafiyet döneminde hata hallerinin “vergilendirmede hata” teşkil ettiği belirtilmekte, yasanın 116. ve müteakip maddelerinde de düzeltme şikayet yolu ile çıkarılan bir uyuşmazlığın, anılan hallerle sınırlı olarak incelenebileceği açıklanmaktadır, işyeri unvanını gösteren levhanın ışıklı iken elektrik kabloları sökülerek ışıksız hale getirildiği için beyanname ışıklı olarak verilmiş olsa dahi vergilendirmenin ışıksız olarak yapılması gerektiği hakkındaki yükümlü iddiaları, ancak tahakkuk üzerine süresinde vergi mahkemesine açılmış bir davada incelenmesi mümkün hukuki ihtilaf niteliği taşıyıp yukarıda açıklanan vergilendirme ve hesap hatalarından herhangi birine girmediğinden uyuşmazlığın düzeltme ve şikayet yolu ile çözümlenmesi mümkün bulunmamaktadır.

Açıklanan sebeplerle ……….. Vergi Mahkemesinin 15.12.1987 gün ve 1987/

749 sayılı kararının bozulmasına, yükümlü davasının reddine, 7500 lira ilam harcının yükümlüden alınmasına, 7000 lira yargılama giderinin karşı taraftan alınarak belediyeye verilmesine 31.1.1989 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞIOY

Davacı şirket 8.1.1987 gün ve 177 sayılı Belediye Başkanlığı’na verdiği dilekçe ile ışıklı levhasını bu tarihten itibaren ışıksız olarak kullanacağını bildirmiş ve bu durumu 2.6.1987 gün ve 3414 sayılı yazısı ile teyit etmiştir.

Bu duruma göre 1987 yılı için ışıklı levha tarifesine göre alman vergide açık bir biçimde hata olmaktadır.

iade edilmemesi yolunda verilen çoğunluk kararma karşıyım.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2011/412

Karar No: 2014/9016

Tarihi: 10/12/2014

İstemin Özeti: Davacı İcra Müdürlüğü tarafından icra yoluyla satışı yapılan ve mesken olarak kabul edilerek %1 oranında katma değer vergisi hesaplanan taşınmazın fiilen işyeri olarak kullanıldığından bahisle eksik katma değer vergisi beyan ettiği gerekçesiyle Takdir Komisyonu kararına istinaden belirlenen %17 oranında fark vergi nedeniyle re’sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı kabul eden İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin 25/11/2010 tarih ve E:2010/1128, K:2010/1954 sayılı kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

Cevabın Özeti: Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Tetkik Hakimi Melike Balcı’nın Düşüncesi: İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Vergi Mahkemesi kararının dayandığı hukuki sebepler ve gerekçesi Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 10/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1988/293 E., 1989/566 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan : ……….. Kurumu Genel Müdürlüğü

Karşı Taraf : ……….. Belediyesi

istemin Özeti : Müvekkili kurumdan 1984 yılı için tahsil olunan ölçü Tartı Aletleri Muayene Harcının iadesi istemiyle açılan davayı; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunun 76. maddesinde ölçü ve tartı alet ve vasıtaları ile ölçeklerin ilgili Kanun ve tüzük hükümlerine göre belediyelerce damgalanmasının Ölçü ve Tartı Aletleri Muayene Harcına tabi olduğunun hükme bağlandığı, davacı kurumun ……….. Dispanseri Başhekimliği mevcuatında kayıtlı 10 adet baskül ve terazinin 1782 sayılı ölçü ve Ayarlar Kanununa 6621 sayılı Kanunla eklenen 1-4. maddeleri uyarınca muayene ve damgalama işlemi neticesinde muayene harcı alındığı 4792 sayılı Kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin 2868 sayılı Kanunun 24. maddesinin (a) fıkrasında kuruma ait taşınır, taşınmaz mallar ile bunlardan elde edilen hak ve gelirlerin her türlü vergi, resim ve harçtan muaf tutulacağının öngörüldüğü, olayda, menkul ve bundan elde edilmiş bir hak ve gelirlerin söz konusu olmadığı, davacı kuruma ait menkulün ilgili belediye tarafından muayenesinin yapılması olması neticesinde muayene harcının alınmasına ilişkin olduğu ve 4792 sayılı Kanunun 24. maddesinin (a) fıkrasında sayılan hususlarla ilgili bulunmadığı davalı idarece yapılan işlemde kanuna aykırılık görülmediği gerekçesi ile reddeden ……….. Vergi Mahkemesinin 24.1.1986 gün ve 1986/41 sayılı kararının; kurumun her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu, baskül ve terazilerin menkul mal olduğu ve bunlardan dolayı hiçbir vergi, resim ve harç tahsilatının yapılamıyacağı ileri sürülerek kararın bozulması isteniyor.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanağı bulunmayan temyiz isteminin reddi gerekeceği yolundadır.

Savcı Işın Esen’in Düşüncesi : Uyuşmazlık ……….. Kurumu Genel Müdürlüğüne ait ölçü ve tartı aletlerinin ölçü ve tartı muayene harcından muaf tutulup tutulamıyacağı hususuna ilişkin olup tarhiyatı onayan Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

4792 sayılı ……….. Kurumu Kanununun 2868 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 24.

maddesinde kuruma ait taşınır takınmaz mallar ile bunlardan elde edilen hak ve gelirlerin her türlü vergi, resim ve harçtan muaf tutulacağı hükme bağlanmıştır.

Olayda ……….. Kurumu ……….. Dispanserine ait ölçü ve tartı aletlerinin Ölçü ve Ayarlar Kanunu uyarınca yapılması zorunlu olan muayene ve damgalama işlemi nedeniyle kurum adına 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 76. maddesi hükmü uyarınca ölçü ve tartı aletleri muayene harcı tahakkuk ettirildiği anlaşılmış olup, ……….. Kurumuna ait taşınır ve taşınmaz mallara vergi, resim ve harç muafiyeti tanıyan 4792 sayılı Kanunun yukarıda anılan 2868 sayılı Kanunla değişik 24. maddesi hükmü karsısında menkul mal niteliğindeki ölçü ve tartı aletlerinin muayenesi nedeniyle kurum adına harç tahakkuk ettirilmesinde yasal uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle “menkul ve bundan elde edilmiş hak ve gelir” in konusu bulunmadığı gerekçesi ile yasa hükmü dar yorumlanmak suretiyle tarhiyatın onanmasına ilişkin olarak verilen temyiz konusu Vergi Mahkemesi kararında isabet görülmediğinden temyiz isteminin kabulü ile temyiz konusu kararın bozulmasına ve tarhiyatın terkinine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Yakup Kaya’nın yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, ……….. Kurumu ……….. Dispanseri Başhekimliği demirbaşında kayıtlı 10 adet baskül ve terazinin 1782 sayılı ölçü ve Ayarlar Kanununun 6621 sayılı Kanunla eklenmiş 1-4. maddeleri uyarınca yapılan muayene ve damgalama işlemi neticesinde 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 76. maddesine göre tahsil edilen muayene harcının iadesi istemiyle açılan davayı reddeden ……….. Vergi Mahkemesi kararının temyizen bozulması istemine ilişkin bulunmaktadır.

4792 sayılı ……….. Kurumu Kanununun 2868 sayılı Kanunla değişik 24. maddesinde;

Kuruma ait taşınır taşınmaz mallar ile bunlardan elde edilen hak ve gelirlerin, kurumun sigorta üniteleri ile sağlık tesislerinde hizmetin gerektirdiği ve Türkiye’de temini mümkün olmayan her cins makina, araç, alet ve cihazları ile tekel hakkı başka kurumlara verilmiş ithal müsaadeleri hariç çeşitli ilaçlar ve hammaddelerin ithali ve kiralanmasının, kurum tarafından açılan ve kurumun taraf olduğu davalar ve icra kovuşturmaları ile ilanların, bu kanunun (20 e) maddesi uyarınca kurumca kurulan müessese veya iştiraklerden elde edilen her türlü hak ve gelirlerin, ithalden alman vergi ve resimler dahil her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

2868 sayılı ……….. Kanunu ” ……….. Genel nüfusumuzun üçte birine Sosyal güvenlik hizmeti vermek durumunda bulunan ……….. Kurumu fonlarının daha rasyonel bir şekilde işletilmesi ve her türlü vergi ve harçtan bağışık tutulması zorunlu görülmektedir.” şeklindeki genel gerekçesine dayandırılarak Danışma Meclisine sevk edilmiştir.

Bu itibarla 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 76. maddesine göre tahakkuk ettirilerek tahsil olunan muayene harcı 2868 sayılı Kanunun 14. maddesiyle tanınan muafiyet kapsamı içinde olduğundan aksine tesis edilen işlemde isabet görülmemiştir.

Belirlenen nedenlerle ……….. Vergi Mahkemesinin 24.1.986 gün ve 1986/41 sayılı kararının bozulmasına tarhiyatın terkinine, tahsil olunan harem red ve iadesine, 7500.-lira ilam harcının belediyeden alınmasına, 1550.- lira yargılama giderinin belediyeden alınarak temyiz isteminde bulunan tarafa verilmesine 20.2.1989 günü oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C. Danıştay

Dokuzuncu Dairesi

Esas No: 2013/1798

Karar No: 2016/18733

Tarihi: 28/12/2015

Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan: Danıştay Başsavcılığı Davacı: Haşan Eröksüz

Vekili: Deliklitaş Mh. Dr. Hilmi Sk. Aydemir Apt. No:6 D:3 Odunpazarı/ESKİSEHİR

Davalı: Eskişehir Vergi Dairesi Başkanlığı (Battalgazi Vergi Dairesi Müdürlüğü)-ESKİŞEHİR

İstemin Özeti: Davacı ile mükellefleri arasında imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesi nedeniyle 2010/Ocak- Aralık dönemlerine ilişkin olarak takdir komisyonu kararma dayanılarak re’sen tarh edilen damga vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 339. maddesi uyarınca tekerrür hükmü uygulanmak suretiyle kesilen bir kat vergi zıyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Eskişehir 1. Vergi Mahkemesi’nin 17.06.2011 gün ve E:2011/398, K:2011/772 sayılı karan ile bu karara karşı yapılan itiraz başvurusunun reddine ilişkin Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi’nin 27.9.2011 gün ve E:2011/565; K.2011/629 sayılı karan ve söz konusu karara karşı yapılan kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 03.11.2011 gün ve E:2011/761, K:2011/735 sayılı kararının kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Başsavcılığı’nın Kanun Yararına Bozma istemi: Davacı ile mükellefleri arasında imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesi nedeniyle, Ocak ila Aralık/2010 yıllarına ilişkin olarak resen damga vergisi tahakkuk ettirilmesine ve vergi zıyaı cezası kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Eskişehir Birinci Vergi Mahkemesinin 17.6.2011 gün ve E:2011/398, K:2011/772 sayılı karan ile bu karara karşı yapılan itiraz başvurusunun reddine ilişkin Eskişehir Bölge idare Mahkemesinin 27.09.2011 gün ve E:2011/565; K:2011/629 sayılı karan ve söz konusu karara karşı yapılan kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 03.11.2011 gün ve E:2011/761, K:2011/735 sayılı kararının kanun yararına bozulması konusunda Danıştay Başsavcılığını bilgilendiren dilekçe üzerine konu incelendi:

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1’inci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, bu Kanundaki kağıtlar teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeleri ifade ettiği; aynı Kanunun 2’nci maddesinde de, vergiye tabi kağıtlar mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerin de damga vergisine tabi olduğu; Kanuna ekli 1 sayılı tablonun 1 inci bölümünde ise, akitlerle ilgili kağıtlardan belli parayı ihtiva eden mukavelenamelerin binde 7,5 oranında damga vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

Mektup, farklı mahallerde bulunan kişilerin haberleşmesi amacına yönelik yazılı kağıtlar olarak tanımlanmakta; diğer bir ifadeyle, sahibinin beyanının taraflara yazıyla bildirilmesi özelliğini taşıyan kağıtlardır. Şerhler ise, yazılı bir kağıdın asıl metin dışındaki herhangi bir yerine yazılı olarak beyanda bulunulması halidir. Şerhler, genellikle sözleşme imzalandıktan sonra alt kısmına konulmaktadır.

Olayda da, davacı ile mükellefleri arasında 1.10.2004 tarihinde imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmelerinin 8’inci maddesinde yer verilen “İş bu sözleşme 1.10.2004 tarihinden itibaren 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, taraflar bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, işbu sözleşme bir daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (sözleşmenin (7.1) maddesindeki ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise, her yılın başında Resmi Gazete’de yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.” ibaresinin şerh olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de; tarhiyata dayanak olarak alman ifade sözleşmenin kendi hükmü olup; yukarıda açıklandığı üzere, şerh niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle 2004 yılından sonraki dönemlere ilişkin olarak damga vergisi tarh edilmesinde ve vergi zıyaı cezası kesilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığından, aksi gerekçeyle verilen mahkeme kararında isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, aksi yolda verilen ve hukuka aykırı bir sonuç ifade eden Eskişehir Birinci Vergi Mahkemesince tek hakimli olarak verilen 17.6.2011 gün ve E:2011/398, K:2011/772 sayılı kararı ile bu kararı onayan Eskişehir Bölge idare Mahkemesinin 27.9.2011 gün ve E:2011/565; K:2011/629 sayılı kararı ve söz konusu karara karşı yapılan kararın düzeltilmesi İsteminin reddine ilişkin 03.11.2011 gün ve E:2011/761, K:2011/735 sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51’inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Hüseyin Avdemir’in Düsüncest: Davacı ile mükellefleri arasında imzalanan sözleşmelerde yer alem “İş bu sözleşme 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, tarafların bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, iş bu sözleşme 1 (bir) daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise her yılın başında Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.” şeklindeki ifade sözleşmenin kendi hükmü olup; yukarıda açıklandığı üzere şerh niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle sözleşmenin düzenlendiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin olarak tarh edilen damga vergisi ile kesilen vergi zıyaı cezası hukuka uyarlık bulunmadığından Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Eskişehir 1. Vergi Mahkemesince verilen 17.06.2011 gün ve E;2011/398, K;2011/772 sayılı kararı ile bu kararı onayan Eskişehir Bölge idare Mahkemesinin 27.9.2011 gün ve E.2011/S65; K;2011/629 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 03.11.2011 tarih ve E:2011/761 K:2011/735 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği görüşüldü:

Dosyanın incelenmesinden; davacı ile mükellefleri arasında 2004-2009 yıllarında imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesi nedeniyle 2010/Ocak-Aralık dönemlerine ilişkin olarak takdir komisyonu kararma dayanılarak re’sen tarh edilen damga vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 339. maddesi uyarınca tekerrür hükmü uygulanmak suretiyle kesilen bir kat vergi zıyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada, Eskişehir 1. Vergi Mahkemesince, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun “Konu” başlıklı 1.maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, bu Kanundaki kağıtlar teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade edeceği, aynı Kanun’un “Şümul” başlıklı 2. maddesinde ise, vergiye tabi kağıtlar mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerin de damga vergisine tabii olacağı hükümlerine yer verildiği belirtilerek, davacı ile müşterileri arasında imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesinde yer alan “İş bu sözleşme 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, tarafların bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, iş bu sözleşme 1 (bir) daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise her yılın başında Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.” şeklindeki hükmün 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 2. maddesine uygun bir “şerh” olduğunun anlaşıldığı, ayrıca davacı tarafından da söz konusu sözleşmelerin halen yürürlükte olduğu belirtilmiş olduğundan dava konusu vergi ziyaı cezalı damga vergisi tarhiyatında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz Eskişehir Bölge idare Mahkemesinin 27.9.2011 gün ve E:2Û11/56S; K:2011/629 sayılı kararı ile aynı gerekçe ile reddedildiği, karar düzeltme isteminin de, 03.11.2011 gün ve E:2011/761, K:2011/735 sayılı karar ile reddi ile kararın kesinleştiği görülmüştür.

Danıştay Başsavcılığı tarafından, davacı ile mükellefleri arasında imzalanan sözleşmede yer alan ve tarhiyata dayanak olarak alman ifadenin sözleşmenin kendi hükmü olup; şerh niteliği taşımadığı, dolayısıyla, damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle 2004 yılından sonraki dönemlere ilişkin olarak damga vergisi tarh edilmesinde ve vergi zıyaı cezası kesilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, bu sebeple yürürlükteki hukuka açık aykırılık oluşturduğu belirtilen söz konusu kararın kanun yar arma bozulması istenilmektedir.

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1. maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, Kanundaki kağıt teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade edeceği, 2’nci maddesinde, vergiye tabi kağıtların mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerin de damga vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda anılan mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, damga vergisinin doğması için öncelikle kanunda belirlenmiş bir kağıt veya elektronik ortamda düzenlenmiş bir belge ya da veri olması, bu kağıt, belge ya da verinin imzalanmış olması ya da imza yerine geçecek bir işaret konmuş olması gerekmekte olup, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesi durumunda ise, sadece bu kağıtların yenilenmesine ilişkin mektup ve şerhlerin damga vergisine tabi olduğu düzenlemesine yer verildiği görülmektedir.

Damga Vergisi Kanunumun 2. maddesinde şerhlerden bahsedilmekle birlikte mektup ve şerhin yasal tanımı yapılmamıştır. Mektup, farklı mahallerde bulunan kişilerin haberleşmesi amacına yönelik yazılı kağıtlar olarak tanımlanmakta; diğer bir ifadeyle, sahibinin beyanının taraflara yazıyla bildirilmesi özelliğini taşıyan kağıtlardır. Şerh ise; bir anlatım veya yorumlama, bir şeyi açıklamak amacıyla bir kağıda yazılmış olan ifade olarak tanımlanabilir. Şerh yazılı olan bir kağıdın, herhangi bir yerine, boşluğuna konulabilir, önceden düzenlenmiş bulunan kağıdın altına veya arkasına bir boşluğa, bu kağıdın hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin şerh konulması halinde bu kağıt damga vergisine tabi olur.

Olayda, davacı ile mükellefleri arasında imzalanan sözleşmelerde yer alan “İş bu sözleşme 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, tarafların bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, iş bu sözleşme 1 (bir) daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise her yılın başında Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.” şeklindeki ifade sözleşmenin kendi hükmü olup; yukarıda açıklandığı üzere şerh niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle sözleşmenin düzenlendiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin olarak tarh edilen damga vergisi ile kesilen vergi zıyaı cezasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu durumda, dava konusu vergi ziyaı cezalı damga vergisi tarhiyatında hukuka açık aykırılık bulunduğundan kanun yararına temyiz isteminin kabul edilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan temyiz isteminin kabulüne, Eskişehir 1. Vergi Mahkemesi’nce verilen 17.6.2011 gün ve E:2011/398, K:2011/772 sayılı kararı, bu karara yapılan itirazı reddeden Eskişehir Bölge idare Mahkemesi’nin 27.9.2011 gün ve E:2011/565; K:2011/629 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 03.11.2011 gün ve E:2011/761 K:2011/735 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve Resmi Gazete’de yayımlanmasına 28/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2007/2578

Karar No: 2008/2115

Danıştay Dokuzuncu Dairesi

E.: 2007/2578

Karar No : 2008/2115

Temyiz İsteminde Bulunan:… Vergi Dairesi Müdürlüğü

Karşı Taraf : …..

Kat karşılığı yapılan inşaatın kaçının davacıya ait olduğu, hangi dönemde ne kadara satıldığı yönünde bir tespitin bulunmadığı, ilgili inşaatlara ait emlak vergisi beyanlarındaki rayiç bedel bildirimlerinin uyuşmazlık konusu döneme ait olmadığı da görüldüğünden dayanağı somut olarak ortaya konulamayan uyuşmazlık konusu cezalı tarhiyatta isabet bulunmadığı hakkında.

İstemin Özeti: Kat karşılığı inşaat işi ile uğraşan davacı adına ilgili dönem beyannamesinin yasal süresinde verilmemesi nedeniyle takdir komisyonu kararına istinaden 2000/Temmuz dönemine ilişkin olarak re sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı; davalı idarece davacı adına yapılan tarhiyatın sadece cezaya ilişkin kısmının dava konusu edildiği iddia edilmekte ise de dava dilekçesi içeriği ve dilekçenin sonuç kısmından tarhiyatın tamamının dava konusu edildiği anlaşıldığından, davalı idare iddiasında isabet bulunmadığı, ilgili dönem beyannamesinin yasal süresinde verilmemesi nedeniyle davacı hakkında re sen takdir sebebinin mevcut olduğu; ancak, tarhiyata konu takdir komisyonu kararında tarhiyatın dayanağının gösterilmediği, davalı idarece dosyaya sunulan belgelerden davacının kendi imzası da bulunan 06.10.2004 ve 24.09.2004 tarihli tutanaklarda davacının kat karşılığı yapmış olduğu inşaatların belirtildiği, bununla birlikte kat karşılığı yapılan inşaatın kaçının davacıya ait olduğu hangi dönemde ne kadara satıldığı yönünde bir tespitin bulunmadığı, ilgili inşaatlara ait emlak vergisi beyanlarındaki rayiç bedel bildirimlerinin uyuşmazlık konusu döneme ait olmadığı da görüldüğünden dayanağı somut olarak ortaya konulamayan uyuşmazlık konusu cezalı tarhiyatta isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 28.09.2006 tarih ve E:2005/2386, K:2006/1808 sayılı kararının; dava dilekçesinde vergilerin kabul edildiği ve yalnızca cezaların dava konusu yapıldığı, yoklama fişlerinde dört ayrı inşaatının olduğu, satılmamış dairesinin kalmadığı ve bunların satış bedellerinin de tespit edildiği, takdir komisyonuna sevk yapılırken dosyada mevcut donelerin sevk fişi üzerine düşüldüğü ve matrah takdir edilirken davacının dosyasının tekiki ile haricen yapılan araştırmalar neticesinde yapılan işin türü, işyeri mevkii emsali mükellefin beyan durumu ve dönem hasılatları, ekonomik değişmeler vb. tüm faktörlerin dikkate alındığı, cezalı tarhiyatın yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı … ın Düşüncesi : 3065 sayı Katma Değer Vergisi Kanununun 41. maddesinde, katma değer vergisi beyannamelerinin vergilendirme dönemini takibeden ayın yirminci günü akşamına kadar verileceği hükme bağlanmış 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30/1.maddesinde ise vergi beyannamelerinin verilmemesi halinin re sen takdir nedeni olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2577 sayılı Yasanın 20/1.maddesinde de, mahkemelerin bakmakta olduğu davalarla ilgili olarak her çeşit incelemeyi kendiliğinden yapmak mecburiyetinde olduğu kurala bağlanmıştır.

Bu yasal düzenlemelere göre; Temmuz/2000 dönemine ait katma değer vergisi beyannamesinin verilmemesi nedeniyle re sen takdir nedeni doğmuştur. Ancak beyan harici bırakılan matrahın tesbiti, katma değer vergisinin yansıtmalı bir vergi olması nedeniyle, gelir yada kurumlar vergisinde olduğu gibi harici karinelere göre değil; bizzat defter kayıtları ile kayıtların dayanağını teşkil eden belgeler incelenerek yükümlü kurum tarafından ihtilaflı dönemde teslim edilen mal ya da hizmetinin mevcut olup olmadığı açıklığa kavuşturulduktan sonra doğan sonuca göre belirlenmesi gerekir.

Belirtilen nedenle temyize konu mahkeme kararının, davacı kurumun defter kayıtları ve belgeler üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucuna göre bir karar verilmek üzere bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi … nın Düşüncesi: İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekecaği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 17.04.2008 tarihinde esasta oybirliği, usulde oyçokluğu ile karar verildi.

Karşı Oy : 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 23 üncü maddesinde; Gelir İdaresi Başkanlığının taşra teşkilatının doğrudan merkeze bağlı vergi dairesi başkanlıkları ile vergi dairesi başkanlığı kurulmayan yerlerde bu Kanunun 24 ve 25 inci maddesindeki görev ve yetkileri haiz vergi dairesi müdürlüklerinden oluşacağı, vergi dairesi başkanlıklarının kuruluş yerleri ve sayıları ile bunlara ilişkin değişikliklerin Bakanlar Kurulunca belirleneceği, hükme bağlanmış olup; Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığınca Valiliklere gönderilen 22.09.2005 gün ve 48194 sayılı yazıda da, anılan Kanunun 23 üncü maddesi uyarınca; 29 ilde kurulan ve 16.09.2005 tarihinde faaliyete geçen vergi dairesi başkanlıklarının kurulduğu illerde bulunan bağlı vergi dairelerinin, anılan Kanunun Geçici 5 inci maddesi gereğince, vergi dairesi başkanlığı birimi haline dönüştürülünceye kadar, Defterdarlıklara bağlı olarak faaliyetlerine devam edecekleri belirtilmiştir.

Bu durumda, vergi dairesi başkanlıklarının faaliyete geçirildiği 16.09.2005 tarihinden sonra açılan davalarda, 5345 sayılı Kanunun 24 üncü maddesine göre, vergi uyuşmazlıklarını takip ve yargısal işlem yapma yetkisi, vergi dairesi başkanlıklarına, bu başkanlıkların bulunmadığı yerlerde vergi dairesi müdürlüklerine ve aynı Kanunun geçici 5 inci maddesi kapsamındaki vergi dairesi müdürlüklerine aittir. 5345 sayılı Kanunda, dava takip ve yargısal işlemler yapma yetkisinin, yetkinin sahibi olduğunu açıkladığımız idari birimler tarafından alt idari birimlere devrine izin veren bir düzenleme yoktur.

Bu açıklamalar karşısında, dosyada, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığına bağlı vergi dairesi müdürlüğü olan ve bu nedenle, Vergi Dairesi Başkanlığının faaliyete geçtiği 16.09.2005 tarihinden sonra açılan idari davalar ile bu davalarda verilecek kararlara karşı gidilen kanun yollarında taraf olma ehliyeti bulunmayan ve bu konuda kendisine yetki devri de yapılamayacak olan Rami Vergi Dairesi Müdürlüğünce temyiz isteminde bulunulmasına karşın, Mahkemece herhangi bir incelemeye tabi tutulmaksızın, dosyanın Danıştaya gönderildiği anlaşılmıştır.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 48. maddesi uyarınca işlem yapılarak, tekemmülünün sağlanmasından sonra Danıştaya gönderilmek üzere dosyanın, Vergi Mahkemesine gönderilmesi gerektiği oyuyla karara usul yönünden katılmıyorum.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2000/4653

Karar No: 2003/138

Tarihi: 22.01.2003

k213md353

İstemin Özeti: Akaryakıt ürünleri ticaretiyle uğraşan yükümlünün kayıtdışı hasılatı bulunduğunun tespiti üzerine vergi inceleme raporuna dayanılarak 1997/Aralık dönemi için re’sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen ağır kusur ve özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden yükümlüye ait işyerinde 10.12.1997 tarihinde yapılan fiili envanter sonuçlarıyla defter ve belgelerinin karşılaştırılması sonucu belgesiz motorin, normal ve süper benzin satışı yaptığının 31.12.1997 tarihindeki dönem sonu emtia mevcutlarına göre de belgesiz motorin ve benzin alımı yaptığının tesbit edildiği, yükümlü tarafından; belgesiz satılan emtialardan motorinin diğer faaliyetlerine ilişkin iş yerlerinde bulunan akaryakıt depolarında bulunulduğunun ifade edildiği, motorin miktarının düşülmesi sonucu geri kalan miktar üzerinden Aralık 1997 satış fiyatlarının uygulanması suretiyle belgesiz satış yapıldığı kabul edilerek katma değer vergisinin salındığı, ağır kusur ve özel usulsüzlük cezalarının kesildiği, belgesiz alışlarına ilişkin olarak ise belgesiz motorin ve normal benzin alışları için yine Aralık/1997 fiyatlarının uygulanması sonucu belgesiz alış tutarının tesbit edildiği ve bu tutar üzerinden özel usulsüzlük cezası kesildiğinin anlaşıldığı, yükümlünün belgesiz emtia satışı yaptığı sabit olduğundan, salınan katma değer vergisinde hukuka aykırılık bulunmadığı, ancak matrah farkının yükümlünün defter ve belgeleriyle envanter incelemesi sonucu bulunması nedeniyle tarhiyata kusur cezası uygulanması gerektiği, belgesiz satış nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasına gelince; yükümlünün belgesiz satış yaptığının tesbit edildiği ve bu konuda haklı bir gerekçesi bulunmadığı, bu nedenle kesilen özel usulsüzlük cezasında da hukuka aykırılık görülmediği, belgesiz emtia alış nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasına gelince; yıl sonu emtia mevcutları dikkate alınarak emtia dengesi kurulduğunda yükümlüye ait diğer işyerlerinde bulunan motorin miktarının dönem başı mal mevcuduna eklenmesi sonucunda motorinde belgesiz alışı bulunmadığının, sadece 5000 litre belgesiz normal benzin alışı bulunduğunun görüldüğü, bu nedenle belgesiz emtia alımından dolayı kesilen özel usulsüzlük cezasının motorin alımından kaynaklanan kısmının kaldırılması, normal benzin alımından kaynaklanan kısmının onanması gerektiği gerekçesiyle kısmen kabul eden Vergi Mahkemesinin 16.6.1999 tarih ve 1999/678 sayılı kararının; yükümlü tarafından diğer faaliyetleri nedeniyle tüketilen motorin için bazen belge düzenlenmeden satış yapılmasının mümkün olduğu, ancak bu sefer diğer faaliyet konuları için fazladan ödenecek vergi ortaya çıkacağı, sonuç olarak vergi kaybı oluşmayacağı, ayrıca kayıtdışı satışın hesaplandığı kadar çok olmadığı, aktiflerine kayıtlı araçların akaryakıt giderlerinin hesaba katılmadığı, belgesiz alışlara ilişkin katma değer vergisinin indirim konusu yapılması gerektiği, vergi dairesi müdürlüğü tarafından ise, tarhiyata uygulanan ağır kusur cezasının yasal olduğu ve belgesiz alış nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasının motorinden kaynaklanan kısmının kaldırılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlıkta; akaryakıt ürünleri ticareti ile uğraşan yükümlünün işyerinde yapılan fiili envanter incelemesiyle belgesiz alış ve belgesiz satış yapıldığının tespit edilmesi üzerine kayıt dışı hasılat satış için salınan ağır kusur cezalı katma değer vergisi ile belgesiz alış ve satış tutarları üzerinden kesilen özel usulsüzlük cezalarının terkini istemiyle açılan davayı kısmen kabul ederek vergi aslını kusur cezalı olarak onayan, özel usulsüzlük cezasının ise belgesiz satıştan kaynaklanan kısmının aynen, belgesiz alıştan kaynaklanan kısmını ise değişiklikle onayan mahkeme kararının taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Vergi Dairesi Müdürlüğünün ağır kusur cezasına ve özel usulsüzlük cezasının kaldırılan kısmına yönelik temyiz iddiaları vergi mahkemesi kararının bu hüküm fıkralarının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden yerinde bulunmamıştır.

Yükümlünün vergi aslı ile kesilen özel usulsüzlük cezalarının onanan kısımlarına ilişkin temyiz istemine gelince;

Olayda akaryakıt ürünleri ticari yapan yükümlünün işyerinde 10.12.1997 tarihinde yapılan fiili envanter sonuçlarının kaydi envanter değerleri ile karşılaştırılması sonucunda 1.1.1997-10.12.1997 döneminde motorin, normal benzin ve süper benzinde belgesiz satış bulunduğunun ve yıl sonu emtia mevcutlarına göre de 10.12.1997-31.12.1997 döneminde motorin ve normal benzinde belgesiz alışı bulunduğunun tespit edildiği ve kayıtdışı hasılat için 1997/Aralık fiyatları uygulanmak suretiyle bulunan matrah farkı üzerinden ağır kusur cezalı katma değer vergisi salındığı, belgesiz alış ve belgesiz satış tutarları üzerinden özel usulsüzlük cezaları kesildiği anlaşılmıştır.

Belgesiz satış hasılatı nedeniyle miktar cinsinden saptanan farkta isabetsizlik bulunmamakla birlikte emtia gruplarında tespit edilen farka, ait olduğu dönem ortalama satış fiyatlarının uygulanması gerekmektedir.

Bu durumda mahkemece akaryakıt türlerinde miktar cinsinden saptanan farka Aralık/1997 fiyatları uygulanmak suretiyle hesaplanan matrah farkı benimsenerek verilen kararda isabet bulunmamaktadır.

Kesilen özel usulsüzlük cezalarına gelince;

213 sayılı Vergi usul Kanununun olay tarihinde yürürlükte bulunan 353. maddesinin 1. fıkrasında verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması halinde söz konusu maddede yazılı miktarda özel usulsüzlük cezasının kesileceği hükme bağlanmıştır.

Anılan bu hüküm karşısında, özel usulsüzlük cezasının kesilmesi için, fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ve serbest meslek makbuzu verilmediği ve alınmadığı hususunun açık mükellefi bağlayacak ve hukuken itibar edilecek biçimde olayın vukuu anında somut olarak tespiti zorunludur. Bir başka ifadeyle sonradan tespit edilen matrah farkı üzerinden fatura ya da benzeri belgelerin düzenlenmediği ve alınmadığı nedeniyle özel usulsüzlük cezası kesilmesi yasanın amacına aykırı düşmektedir.

Uyuşmazlık konusu olayda ise böyle somut bir tespit mevcut olmayıp, yükümlü şirketin işyerinde yapılan fiili envanter incelemesi sonucu bulunan değerler ile kaydi envanter değerlerinin karşılaştırılması sonucu bir kısım belgesiz emtia alış ve satışlarının bulunduğundan bahisle özel usulsüzlük cezası kesildiği anlaşılmıştır.

Bu nedenle, özel usulsüzlük cezası kesilmesini öngören ve bu cezanın kesilmesine ilişkin koşulları düzenleyen yasa hükmünde belirtilen unsurlar olayda bir arada gerçekleşmemiş bulunduğundan, idari cezalar için de geçerli olan “cezayı gerektiren fiilin tüm unsurları tamam olmadan failin cezalandırılamayacağı” yolundaki genel ceza hukuku ilkesinin varsayım ya da kıyas yolu ile ceza tayinine olanak tanımaması nedeniyle yükümlü adına kesilen özel usulsüzlük cezasının tamamen terkini gerekirken mahkemece kısmen onanmasında isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle vergi dairesi müdürlüğü temyiz isteminin reddine, yükümlü temyiz isteminin kabulüne, Vergi Mahkemesinin 16.6.1999 tarih ve 1999/678 sayılı kararının ağır kusur cezasının kusur cezasına çevrilmesine ve belgesiz alıştan kaynaklanan özel usulsüzlük cezasının terkinine ilişkin hüküm fıkralarının onanmasına, diğer hüküm fıkralarının bozulmasına 22.01.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2003/2652

Karar No: 2005/2919

Temyiz İsteminde Bulunan : Kızıltepe Vergi Dairesi Müdürlüğü – Kızıltepe/MARDİN

Karşı Taraf : İsrafil Kepenç ve Sabit Azazi Ortaklığı

Vekilleri : Av. Cemal Artık Vilayet Karşısı Köşesoy Apt. K:1 No:3 – Yenişehir/MARDİN

İstemin Özeti : Davacı adına 1999/Ağustos-Aralık dönemleri için kesilen vergi ziyaı cezasının terkini istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan fezlekede sanıklar Sabit Azazi’nin ve İsrafil Kepenç ile ortak olduğunu ifade ettiği ve matbaacı Ramazan Abdulsemetoğlu’nun da 5 cilt sahte fatura bastığını belirttiği, 1. Sulh Ceza Mahkemesinin sorgu zaptında ise sanık Sabit Azazi’nin israfil Kepenç’in işyerini kiraladığını ve faaliyetine burada devam ettiğini, buna karşılık İsrafil Kepenç’in Sabit Azazi’nin borçlarını üstlendiğini, aralarında bir ortaklığın bulunmadığını, emtia hareketi olmadığı halde sahte fatura düzenlediğini belirttiğinin, buna göre dava konusu cezanın kesildiğinin anlaşıldığı, uyuşmazlığın çözümünün ortada gerçekten bir adi ortaklığın olup olmadığının tespit edilmesine bağlı bulunduğu, tespitler bir arada değerlendirildiğinde ortada kayıt dışı bir faaliyetin varlığı ve bu faaliyetin Sabit Azazi’nin etrafında şekillendiği, başka bir ifadeyle inceleme raporunda ifade edildiği biçimde bir ortaklığın bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı, inceleme raporunun salt Kızıltepe Emniyet Müdürlüğünün yaptığı tespitler ve alınan çelişkili ifadeler baz alınarak, başkaca bir inceleme yapılmadan vergi inceleme raporu düzenlendiği, ortada kiracı-işyeri sahibi ilişkisinin var olduğunun açık olduğu, ancak Sabit Azazi’nin verdiği çelişkili ifadeler dışında ortada geçerli bir kanıt bulunmadığı, kaldı ki israfil Kepenç’in imzalı bir ifade zaptı da bulunmadığı, bu durumda salınan katma değer vergisine bağlı kesilen vergi ziyaı cezasında isabet görülmediği gerekçesiyle kabul eden Diyarbakır Vergi Mahkemesinin 8.1.2003 tarih ve 2003/3 sayılı kararının; kesilen cezanın yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Fevza Günel’in Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına,19.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2015/2291

Karar No: 2015/18681

Tarihi: 28/12/2015

Kararın Özeti: 3. derece doğal sit alanında kalan taşınmazın yer aldığı bölgenin 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planlarının kesinleştiği tarihe kadar taşınmaz üzerinde kesin yapılaşma yasağı bulunmadığından 2863 sayılı Külüt ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 21’inci maddesi uyarınca söz konusu taşınmazın emlak vergisi muafiyetinden yararlanılamaz.

İstemin Özeti: Davacı adına, hissedarı olduğu taşınmazın arsa vasfında bulunduğundan bahisle 2009 yılına ilişkin olarak tarh edilen arsa vergisi, kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı ile hesaplanan gecikme faizinin kaldırılması istemiyle açılan davayı kabul eden İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 02/12/2014 tarih ve E:2013/2477, K:2014/1631 sayılı kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

Cevabın Özeti :Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Tetkik Hakiminin Düşüncesi: Davacının hissedar olduğu 3. derece doğal sit alanında kalan taşınmazın yer aldığı bölgenin 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planlarının 6/8/2013 tarihinde kesinleştiği görülmekte olup taşınmazın bulunduğu bölgenin 3. derece doğal sit alanı ilan edildiği tarih olan 17.12.2002’den uygulama imar planının kesinleştiği 6/8/2013 tarihine kadar taşınmaz üzerinde kesin yapılaşma yasağı bulunmadığı ve 2863 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca emlak vergisi muafiyetinden yararlanamayacağı anlaşılmaktadır. Ancak koruma amaçlı imar planının kesinleştiği tarihe kadar geçen dönem için davacının taşınmazdan tam olarak tasarruf edemediği görüldüğünden taşınmazın 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca kısıtlı olduğunun kabulü gerekmekte olup, vergi mahkemesince, davacının hissedarı olduğu taşınmazın kısıtlılık hali değerlendirilerek yeniden bir karar verilmek üzere temyize konu vergi mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Davacının duruşma istemi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununun 17/2. maddesi uyarınca uygun görülmeyerek işin esasına geçildi;

Davacı adına, hissedarı olduğu taşınmazın arsa vasfında bulunduğundan bahisle 2009 yılına ilişkin olarak tarh edilen arsa vergisi, kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı ile hesaplanan gecikme faizinin kaldırılması istemiyle açılan davayı kabul eden vergi mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17. maddesinde; bir alanın koruma bölge kurulunca sit olarak ilanı ile bu alandaki her ölçekteki plan uygulamasının durdurulacağı, sit alanının etkileşim çevresine ilişkin varsa 1/25.000 ölçekli plan kararları ve notlarının alanın sit statüsü dikkate alınarak yeniden gözden geçirilerek ilgili idarelerce onaylanacağı, koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının belirleneceği, belediyelerin, valilikler ve ilgili kurumların söz konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plandan etkilenen hemşerilerin katılımı ile toplantılar düzenleyerek koruma amaçlı imar planı hazırlatıp, incelemek ve sonuçlandırmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorunda oldukları, iki yıl içinde koruma amaçlı imar planı yapılmadığı takdirde, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının uygulanmasının, koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar durdurulacağı, bu iki yıllık süre içinde zorunlu nedenlerle plan yapılmadığı takdirde koruma bölge kurulunca bu sürenin bir yıl daha uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan 21. maddesinin 3. fıkrasında, tapu kütüğüne “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan I. ve II. grup olarak gruplandırılmış bulunan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerine kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parsellerin her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 12. maddesinde; Türkiye sınırları içerisinde bulunan arazi ve arsaların bu kanun hükümlerine göre arazi vergisine tabi olduğu, aynı Kanunun 30. maddesinde; Kanunlar veya diğer kamu düzeni koyan mevzuatla tasarrufu kısıtlanan bina, arsa ve arazinin vergisinin, kısıtlamanın devam ettiği sürece 1/10 oranında tahsil olunacağı, kanunla ve diğer mevzuatla yapılan kısıtlamaların neler olduğu, süresi, tevsiki ve kısıtlama koyan kamu organlarının görevleri ve sorumlulukları Maliye Bakanlığınca, Milli Eğitim, İmar ve İskan ve İçişleri Bakanlıklarının mütalaaları alınarak hazırlanacak bir yönetmelikle tanzim olunacağı belirtilmiştir.

1319 sayılı Kanunun 30’uncu maddesi uyarınca çıkartılan 17.11.1986 tarih ve 19284 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tasarrufu Kısıtlanan Bina, Arsa ve Arazi Hakkında Yönetmeliğin 2. maddesinde, ” İmar planlarında, resmi yapılara, tesislere ve okul, cami, yol, meydan, otopark, yeşil saha, çocuk bahçesi, pazar yeri, hal, mezbaha ve benzeri umumi hizmetlere ayrılmış olması sebebiyle üzerinde inşaat yapılmasına izin verilmeyen arsalar ile esaslı değişiklik ve ilaveler yapılmasına izin verilmeyen binaların tasarrufu kısıtlanmış sayılır” denilerek konuya açıklık getirilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 17.12.2002 gün ve 10168 sayılı Kurul Kararı ile tescilli 3.Derece Doğal Sit sınırı içerisinde yer aldığı, taşınmazın yer aldığı bölgenin Koruma Amaçlı Nazım ve Uygulama İmar Planına ilişkin sürecin ise, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 6/8/2013 tarih ve 7968 sayılı oluru ile tamamlanarak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planlarının bu tarihte kesinleştiği, bu imar planlarına göre taşınmazın bulunduğu alanın, kentsel yeşil alanda (Expo alan sınırı içinde) ve turizm tesis alanında kaldığı, imar izni verilmesi için 3194 sayılı İmar Kanunu’nda belirtilen 18.madde imar uygulamasının yapılması gerektiği, taşınmazın yer aldığı bölgeye ilişkin olarak İzmir-İnciraltı Turizm Merkezi 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı, plan açıklama raporu ve plan hükümleri kapsamında imar uygulaması gerçekleşmediğinden inşaat izni verilmediği görülmektedir.

2863 sayılı Kanunun 21. maddesi uyarınca vergi muafiyeti uygulanacak olan taşınmazlar bakımından, iki farklı nitelik belirlenmiş olup muafiyet hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle, tapu kütüğüne “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra ve ayrıca, madde hükmünde, arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerine kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlığı niteliğindeki taşınmazların da muafiyet kapsamında olduğu belirtilmiş olup muafiyet uygulanabilmesi için, bu tür taşınmazlar üzerinde mutlaka ve kesin yapılaşma yasağının bulunması önkoşuldur.

Ancak, yukarıda belirtildiği üzere, 2863 sayılı Kanunu’nun 17. maddesine göre doğal sit alanı ilan edilen bölgelerde her ölçekteki plan uygulaması durmakta olup koruma amaçlı imar planın yapılmamış olması durumunda, ortaya hukuki belirsizlik çıkmaktadır. Bu durumda vergisi ihtilaf konusu olan arsanın imar planı bulunmadığından mevcut imar durumu nedeniyle davacı tarafından tasarruf edilemediği görülmektedir. Bu gibi durumlarda bir alanın doğal sit alanı olarak ilan edilmesi nedeniyle imar planı uygulaması durdurulan alan için koruma amaçlı imar planlarının yapılmaması durumunda inşaat izni verilmediğinden koruma amaçlı imar planları yapılıncaya kadar söz konusu taşınmazlardan tam olarak tasarruf edilemediği gerekçesiyle doğal sit alanında kalan taşınmazların 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca kısıtlı olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu durumda davacının hissedar olduğu 3. derece doğal sit alanında kalan taşınmazın yer aldığı bölgenin 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planlarının 6/8/2013 tarihinde kesinleştiği görülmekte olup taşınmazın bulunduğu bölgenin 3. derece doğal sit alanı ilan edildiği tarih olan 17/12/2002’den uygulama imar planının kesinleştiği 6/8/2013 tarihine kadar taşınmaz üzerinde kesin yapılaşma yasağı bulunmadığı ve bu nedenle 2863 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca emlak vergisi muafiyetinden yararlanamayacağı anlaşıldığından, taşınmazın üzerinde kesin yapılaşma yasağı olduğundan bahisle davanın kabulüne karar veren vergi mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Ancak koruma amaçlı imar planının kesinleştiği tarihe kadar geçen dönem için taşınmazdan tam olarak tasarruf edilemediği görüldüğünden taşınmazın 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca kısıtlı olduğunun kabulü gerekmekte olup vergi mahkemesince, yeniden verilecek kararda bu hususun da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin kabulüne; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 02/12/2014 tarih ve E:2013/2477, K:2014/1631 sayılı kararının bozulmasına; bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 28/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2002/3835

Karar No: 2004/2799

Temyiz İsteminde Bulunan : Altındağ Belediye Başkanlığı-ANKARA

Vekili -.Av.Nazife Işık Kaşıkçı -Aynı Yerde

Karşı Taraf : T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü-ANKARA

Vekili :Av.Nuray Tokar T.C. Ziraat Bankası Merkez Şubesi Müdürlüğü -Ulus/ANKARA

İstemin Özeti : Yükümlü Bankadan 8.7.2001 tarih ve 14108 sayılı yazı ile istenilen ilan reklam yer görme ve bakım ücreti ile bunun dayanağı 31.10.2000 tarih ve 286 sayılı Altındağ Belediye Meclisi kararının iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, dava konusu Belediye Meclisi kararında, ilan ve reklam yapmak isteyen mükelleflerden herhangi bir hizmet karşılığı olmaksızın yer görme ve bakım ücreti adı altında haftalık veya yıllık olmak üzere metrekare başına ücret alınmasının ve 1.1.2000 tarihinden itibaren yıl içerisinde ilan reklam vergisi ile birlikte tahsil edilmesinin kararlaştırıldığı, bu karar doğrultusunda, bir hizmet ifası olmaksızın yükümlü Bankadan 17.4.2001 tarih ve 14108 sayılı ihbarname ile yer görme ve bakım ücretinin istenildiği, ödenmemesi üzerine de ödeme yapılması talebini içeren dava konusu yazının gönderildiğinin anlaşıldığı, olayda sözkonusu Meclis kararı, yer görme ve bakım ücreti, ilgililerin talebi aranmaksızın ve bir hizmet ifası olmaksızın ilan ve reklam vergisi ile birlikte mükelleflere salınacak ve tahsil edilecek bir mali yüküm şeklinde düzenlendiğinden, dava konusu Meclis kararında kanuna uygunluk bulunmadığı, 8.7.2001 tarih ve 14108 sayılı yazı ise, 17.4.2001 tarih ve 14108 sayılı ihbarnamenin gereğinin yapılmasının istendiği bir hatırlatma yazısı niteliğinde olduğundan, kesin ve icrai nitelikte bir işlem mahiyetinde bulunmadığı ve incelenemeyeceği gerekçesiyle kısmen kabul ederek 31.10.2000 tarih ve 286 sayılı Altındağ Belediye Meclis kararını iptal eden, 8.7.2001 tarih ve 14108 sayılı yazının iptaline ilişkin istemi ise incelenmeksizin reddeden Ankara 4. Vergi Mahkemesinin 16.4.2001 tarih ve 2001/266 sayılı kararının; yükümlü Bankanın 27.4.2001 tarihinde tebliğ edilen 17.4.2001 tarihli ihbarname ile dava konusu edilen Belediye Meclisi kararından haberdar olduğu halde bu kararın iptali istemiyle 24.9.2001 tarihinde açılan bu davanın süresinde olmadığı, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 97. maddesi uyarınca düzenlenen ücret tarifesinin yasal olduğu, dava kısmen kabul kısmen ret şeklinde sonuçlandınldığı halde idareleri lehine vekalet ücretine hükmedilmediği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Yakup Kava’nın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Güneş Kurtoğlu Karacık’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Yükümlü Bankanın davanın açılmasına sebebiyet vermediği dosya içeriğinden anlaşıldığından, Belediye Başkanlığı vekilinin vekalet ücretine ilişkin itirazında isabet görülmeyerek incelemeye geçildi:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığı gibi yükümlü Bankanın 31.10.2000 tarih ve 286 sayılı Altındağ Belediye Meclis kararından, kendisine 23.8.2001 tarihinde tebliğ edilen 8.7.2001 tarih ve 14108 sayılı Altındağ Belediye Başkanlığı Hesap işleri Müdürlüğü yazısı ile haberdar olduğu ve davanın da 30 gün içerisinde 24.9.2001 tarihinde açıldığı anlaşıldığından temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, 20.600.000 lira ilam harcının temyiz isteminde bulunandan alınmasına 14.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1988/1867 E., 1989/981 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan : ……….. Büyükşehir Belediye Başkanlığı Gelir Müdürlüğü

Karşı Taraf : ……….. Kurumu Genel Müdürlüğü

istemin Özeti : Yükümlü kuruma ait sağlık tesislerinde tüketilen elektrik için tahakkuk ettirilerek tahsil olunan Elektrik Tüketim Vergisinin iadesi istemiyle açılan davayı; davalı idarenin savunmasında ileri Sürdüğü iddiaların doğruluğunun araştırılması bakımından mahkemelerinin 21.3.1986 günlü ara kararı ile davacı vekilinden ……….. Cad. No ……….. adresinde ……….. Dispanserinin faaliyet gösterip göstermediğinin sorulması üzerine verilen 25.3.1986 günlü cevabi yazıda, ……….. Caddesine bakan kısım için düzenlenen faturalarda sadece ” ……….. Kurumu” sözünün bulunduğu ve burada vaktiyle ……….. Kurumunun ………. Şubesinin faal olduğu, elektriğin o sıralarda bağlandığının ve sözü edilen yerin 1973 yılında şubelerine terk edilerek Dispansere tahsis edildiğinin bildirildiği, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 34. maddesinde, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde elektrik ve havagazı tüketiminin Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisine tabi tutulduğu, 35. maddesinde ise Elektrik ve Havagazı tüketenlerin Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisini ödemekle mükellef olduğu, aynı yasanın 36. maddesinin 1. fıkrasında ise, kazanç amacı gütmemek şartıyla işletilen, hastane, dispanser, klinik, sağlık ocağı ve merkezleri, rehabilitasyon, teşhis ve tedavi merkez ve kurumları, doğum ve çocuk bakımevleri, kreşler, sanatoryum, prevantoryum gibi sağlık kuruluşları ile düşkünler evi, yetimhaneler, Çocuk Esirgeme Kurumu ve korunmaya muhtaç çocukları koruma birliklerine ait çocuk yurtları ve bunlara bağlı işyerleri gibi yardım kuruluşlarında tüketilen elektrik ve havagazının vergiden müstesna olduğunun belirtildiği, bu durumda, kazanç amacı gütmeyen ve kazanç amacı güttüğü yolunda idarece herhangi bir tespit bulunmayan davacı kuruma bağlı ……….. Dispanserinin bu vergi ile teklif edilmesinde kanuna uyarlık bulunmadığı gerekçesi ile kabulüne ilişkin ……….. Vergi Mahkemesinin 31.3.1986 gün ve 1986/331 sayılı kararının; elektrik ve havagazı tüketim vergisinin %50 sinin Büyükşehir Belediyesine, %50 sinin ise mahalli belediyeye ödendiği, bu verginin tamamının büyükşehir belediyesince iadesine karar verilmesinin yerinde olmadığı, tahakkuk ettiren vergiden Türkiye Elektrik Kurumunun sorumlu olduğu ileri sürülerek bozulması isteminden ibarettir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Savcı Işın Esen’in Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle Vergi Mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Yaşar Uğurlu’nun yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, yükümlü kuruma ait sağlık tesislerinde tüketilen elektrik bedeli üzerinden tahakkuk ettirilerek tahsil edilen Elektrik Tüketim Vergisinin iadesi istemiyle açılan davayı, sözü edilen kurum Elektrik Tüketim Vergisinden muaf olduğu için tamamının davalı idare tarafından red ve iadesi gerektiğine ilişkin mahkeme kararının bozulması isteminden ibarettir.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun istisnalar başlığını taşıyan 36. maddesinin 1. fıkrasında, kazanç amacı gütmemek şartıyla işletilen hastane, dispanser, klinik, sağlık ocağı ve merkezleri, rehabilitasyon, teşhis ve tedavi merkez ve kurumları, doğum ve çocuk bakımevleri, kreşler, sanatoryum, prevantoryum gibi sağlık kuruluşlarında tüketilen elektriğin Elektrik Tüketim Vergisinden müstesna olduğu belirtilmiştir.

Diğer taraftan, 3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (KHK/195) Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun “Büyükşehir Belediyesi Gelirleri” başlığını taşıyan 18. maddesinin (c) bendinde, 26.5.1981 tarih ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer alan nispet ve esaslara göre tahsil olunacak Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi ile Temizleme ve Aydınlatma Harcının %50 sinin Büyükşehir Belediyesinin Gelirleri arasında sayıldığı hükme bağlanmıştır.

Dava konusu olayda, yükümlü kuruma bağlı ……….. Dispanserinde tüketilen elektrik nedeniyle ……….. Elektrik Dağıtım Müessesesi Müdürlüğüne ödenen Elektrik Türelim Vergisinden yükümlü kurumun muaf olduğu iddiasıyla vergi mahkemesine açılan davada, Vergi Mahkemesinin, davacı kuruma ait dispanserden bu verginin alınamayacağına ilişkin kararı yerinde ise de, 3030 sayılı Kanunun 18. maddesinin (c) bendindeki açıklama karşısında tahsil edilen elektrik tüketim vergisinin sadece %50 sinin Büyükşehir Belediyesine yatırıldığı, aksi ise davacı kurum tarafından ispat edilemediğine göre, verginin tamamının davalı idareden red ve iadesine ilişkin mahkeme kararında bu yönden isabet bulunmamaktadır.

Bu durumda, ……….. Büyükşehir Belediyesi davacı kurum tarafından ödenen elektrik tüketim vergisinin yalnız %50 sini iade etmekle yükümlü olup kalan %50 si için ise ……….. Elektrik Dağıtım Müessesesi Müdürlüğü tarafından hangi ilçe belediyesine yatırılmışsa o belediyeye başvurulması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, ……….. Vergi Mahkemesinin 31.3.1986 gün ve 1986/331 sayılı kararının bozulmasına, davanın kısmen kabulü ile ödenen elektrik tüketim vergisinin, ……….. Büyükşehir Belediyesi tarafından tahsil edilen kısmının iadesine, 7500 lira yargılama giderinin karşı taraftan alınarak temyiz isteminde bulunana verilmesine, 22.3.1989 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2010/2498

Karar No: 2010/4615

Tarihi: 05.10.2010

k213md35, k2577md49

İstemin Özeti: 2008/Eylül dönemi için re’sen salınan katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; 213 sayılı Kanunun 35. maddesinin son fıkrasında; takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde, kararın ve re’sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye ekleneceğinin belirtildiği, dosyanın incelenmesinden, davacı şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca re’sen tarh edilen vergilere ilişkin ihbarnamelerin, vergi inceleme raporu eklenmeden 26.8.2009 tarihinde davacı şirkete tebliğ edildiği, ancak bu tebligattan sonra vergi inceleme raporunun eklenmediğinin tespiti üzerine, dava açıldıktan sonra anılan raporun 19.10.2009 tarihinde davacı şirkete tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, ihbarnamelere vergi inceleme raporunun eklenmesinin zorunlu olduğu, aksi takdirde tarhiyatın maddi ve hukuki sebepleri hakkında mükellefin yasal haklarını kullanmasının sözkonusu olamayacağı, vergi inceleme raporu eklenmeden yapılan bir tebligatın geçerliliğinden söz edilemeyeceğinden, dava konusu cezalı tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle kabul eden Malatya Vergi Mahkemesinin 3.2.2010 tarih ve E:2009/624, K:2010/80 sayılı kararının; her ne kadar vergi inceleme raporu vergi ceza ihbarnameleri ile tebliğ edilmemiş ise de, Vergi Mahkemesince karar verilmeden ve davacı şirket tarafından Vergi Mahkemesine savunma dilekçesi verilmeden tebliğ edildiğinden, olayda savunma hakkının kısıtlandığından bahsedilmeyeceği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Mehmet S.’ın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Güneş Kurtoğlu K.’ın Düşüncesi: İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 5.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2001/5482

Karar No: 2004/1180

Temyiz İsteminde Bulunan : Özkar Uluslararası Taşımacılık San. Tic. Ltd.Şti.

Vekili :Av.Doğan Evrim 858 Sokak No:2/603 -Konak-İZMİR

Karşı Taraf : Çeşme Belediye Başkanlığı-İZMİR

Vekili :Av.Esra Şen – Aynı Yerde

İstemin Özeti : Yükümlü şirkete ait TIR’ların feribot iskelesinde beklemeleri nedeniyle otopark ücreti tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emri ile dayanağı Çeşme Belediye Meclisinin 18.10.1999 tarih ve 1999/5 sayılı ücret tarifesinin TIR’lardan 5.000.000.-lira otopark ücreti alınmasına ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davayı; 6183 sayılı Yasa uyarınca ödeme emri düzenlenebilmesi için. öncelikle kesinleşmiş ve tahsilat aşamasına gelmiş bir amme alacağının bulunması gerektiği, dava konusu ödeme emrinin içeriği işgal harcının tahsili için bir tarh ve tahakkuk işlemi bulunmadığı, doğrudan ödeme emri düzenlendiği, bu durumda ortada henüz kesinleşmiş bir amme alacağı bulunmadığından ödeme emrinin iptali gerektiği, dava konusu ödeme emri iptal edilmekle yükümlü şirketin iptalini istediği tarife ile menfaat ilişkisi bulunmadığından davanın bu kısmının reddi gerektiği gerekçesiyle kısmen kabul eden izmir 2. Vergi Mahkemesinin 28.6.2001 tarih ve 2001/833 sayılı kararının; Meclis kararının iptal edilmesinde menfaatleri bulunduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Zerrin Güngör’ün Düşüncesi :Uyuşmazlıkta, yükümlü şirkete ait TIR araçlarının feribot iskelesinde beklemeleri nedeniyle şirketten işgaliye adı altında talep edilen 485.000.000.- meblağa ilişkin ödeme emrinin ve bu ödeme emrinin dayanağı Çeşme Belediye Meclisinin 18.10.1999 tarih ve 1999/5 sayılı ücret tarifesinin tırlardan 5.000.000.- TL otopark ücreti alınmasına ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davayı kısmen kabul eden vergi mahkemesi kararının, iptali istenen meclis kararı yönünden de yargılama yapılması gerektiği ileri sürülerek bozulması istenmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, vergi mahkemesince dava konusu ödeme emrinin ortada henüz kesinleşmiş bir kamu alacağı bulunmadığı gerekçesiyle iptal edildiği, ancak ödeme emrinin dayanağı Çeşme Belediye Meclisinin 18.10.1999 tarih ve 1999/5 sayılı “feribot iskelesinden çıkış yapacak TIR araçlarından, TIR başına 5.000.000.- otopark ücreti alınmasına ilişkin” kararın iptali istemi hakkında da iptali istenen maddenin hukuka uygun olup olmadığı yönünden incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, ödeme emri iptal edilmekle iptali istenen ücret tarifesiyle davacının menfaat ilişkisi kalmadığı gerekçesiyle davanın bu kısmının reddine karar verildiği görülmüş olup, kararın bu kısmında isabet görülmemiştir.

Bu nedenle temyiz isteminin kabulü ile Çeşme Belediye Meclisinin 18.10.1999 tarih ve 1999/5 sayılı kararının iptali istenen kısmı hakkında da bir karar verilmek üzere Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür.

Tetkik Hakimi Canan Kocvigit’in Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlıkta yükümlü şirket adına düzenlenen ödeme emri ile dayanağı meclis kararının otopark ücreti alınmasına ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davayı kısmen kabul ederek ödeme emrini iptal eden, meclis kararının iptali istemini ise reddeden vergi mahkemesi kararının yükümlü şirket tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Dava Açma Süresi” başlıklı 7. maddesinin 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması halinde ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.

Dava konusu olayda da, yükümlü şirket tartından, otopar ücreti için düzenlenen uygulama işlemi niteliğindeki ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresi içinde hem ödeme emrinin hem de söz konusu ücretin dayanağını oluşturan düzenleyici işlem niteliğindeki Çeşme Belediye Meclisinin 18.10.1999 günlü, 1995-5 sayılı ücret tarifesinin TIR’lardan 5 milyon lira otopark ücreti alınmasına ilişkin kısmının dava konusu edildiği dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.

Yukarıda yer alan madde hükmünde haklarında işlem uygulananların doğrudan düzenleyici işlemi de dava konusu yapabileceği öngörüldüğünden yükümlü şirket adına düzenlenen ödeme emrinin iptal edilmesi düzenleyici işlem hakkında karar verilmesini engellemeyecektir. Aksi takdirde hukuka aykırılığı ileri sürülen işlemi yargısal denetim dışında bırakmak yolu açılmış olacağından mahkemece yükümlü şirketin iptalini istediği tarife ile menfaat ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle bu kısmın reddedilmesinde yasal isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile İzmir 2. Vergi Mahkemesinin 28.6.2001 tarih ve 2001/833 sayılı kararının ücret tarifesine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına 19.2.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

Danıştay

9. Dairesi

Esas No: 2013/1798

Karar No: 2015/18733

Tarih: 28.12.2015

DVK Md. 2

SÖZLEŞMENİN İZLEYEN YILLARDA ÜCRET HARİÇ AYNI HÜKÜMLERLE UZAYACAĞINA İLİŞKİN İFADENİN SÖZLEŞMENİN KENDİ HÜKMÜ OLDUĞU VE ŞERH NİTELİĞİ TAŞIMAYACAĞI

İmzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesinde yer alan “İş bu sözleşme 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, tarafların bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, iş bu sözleşme 1 (bir) daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise her yılın başında Resmi Gazete’de yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.” şeklindeki ifadenin sözleşmenin kendi hükmü olup şerh niteliği taşımadığı, dolayısıyla damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle sözleşmenin düzenlendiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin olarak tarh edilen damga vergisi ile kesilen vergi zıyaı cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı ile mükellefleri arasında imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesi nedeniyle 2010/Ocak-Aralık dönemlerine ilişkin olarak takdir komisyonu kararına dayanılarak re’sen tarh edilen damga vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 339. maddesi uyarınca tekerrür hükmü uygulanmak suretiyle kesilen bir kat vergi zıyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesinin kararı ile bu karara karşı yapılan itiraz başvurusunun reddine ilişkin (

) Bölge İdare Mahkemesinin kararı ve söz konusu karara karşı yapılan kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin kararının kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Karar: Dosyanın incelenmesinden; davacı ile mükellefleri arasında 2004-2009 yıllarında imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesi nedeniyle 2010/Ocak-Aralık dönemlerine ilişkin olarak takdir komisyonu kararına dayanılarak re’sen tarh edilen damga vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 339. maddesi uyarınca tekerrür hükmü uygulanmak suretiyle kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada, Vergi Mahkemesince, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun “Konu” başlıklı 1. maddesinde, bu Kanun’a ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, bu Kanun’daki kağıtlar teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade edeceği, aynı Kanun’un “Şümul” başlıklı 2. maddesinde ise, vergiye tabi kağıtlar mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerin de damga vergisine tabii olacağı hükümlerine yer verildiği belirtilerek, davacı ile müşterileri arasında imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesinde yer alan “İş bu sözleşme 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, tarafların bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, iş bu sözleşme 1 (bir) daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise her yılın başında Resmi Gazete’de yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.” şeklindeki hükmün 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 2. maddesine uygun bir “şerh” olduğunun anlaşıldığı, ayrıca davacı tarafından da söz konusu sözleşmelerin halen yürürlükte olduğu belirtilmiş olduğundan dava konusu vergi ziyai cezalı damga vergisi tarhiyatında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz (

) Bölge İdare Mahkemesinin kararı ile aynı gerekçe ile reddedildiği, karar düzeltme isteminin de reddi ile kararın kesinleştiği görülmüştür.

Danıştay Başsavcılığı tarafından, davacı ile mükellefleri arasında imzalanan sözleşmede yer alan ve tarhiyata dayanak olarak alınan ifadenin sözleşmenin kendi hükmü olup; şerh niteliği taşımadığı, dolayısıyla, damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle 2004 yılından sonraki dönemlere ilişkin olarak damga vergisi tarh edilmesinde ve vergi ziyaı cezası kesilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, bu sebeple yürürlükteki hukuka açık aykırılık oluşturduğu belirtilen söz konusu kararın kanun yararına bozulması istenilmektedir.

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun’a ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, Kanun’daki kağıt teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade edeceği, 2. maddesinde, vergiye tabi kağıtların mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerin de damga vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda anılan mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, damga vergisinin doğması için öncelikle kanunda belirlenmiş bir kağıt veya elektronik ortamda düzenlenmiş bir belge ya da veri olması, bu kağıt, belge ya da verinin imzalanmış olması ya da imza yerine geçecek bir işaret konmuş olması gerekmekte olup, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesi durumunda ise, sadece bu kağıtların yenilenmesine ilişkin mektup ve şerhlerin damga vergisine tabi olduğu düzenlemesine yer verildiği görülmektedir.

Damga Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde şerhlerden bahsedilmekle birlikte mektup ve şerhin yasal tanımı yapılmamıştır. Mektup, farklı mahallerde bulunan kişilerin haberleşmesi amacına yönelik yazılı kağıtlar olarak tanımlanmakta; diğer bir ifadeyle, sahibinin beyanının taraflara yazıyla bildirilmesi özelliğini taşıyan kağıtlardır. Şerh ise; bir anlatım veya yorumlama, bir şeyi açıklamak amacıyla bir kağıda yazılmış olan ifade olarak tanımlanabilir. Şerh yazılı olan bir kağıdın, herhangi bir yerine, boşluğuna konulabilir. Önceden düzenlenmiş bulunan kağıdın altına veya arkasına bir boşluğa, bu kağıdın hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin şerh konulması halinde bu kağıt damga vergisine tabi olur.

Olayda, davacı ile mükellefleri arasında imzalanan sözleşmelerde yer alan “İş bu sözleşme 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, tarafların bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, iş bu sözleşme 1 (bir) daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise her yılın başında Resmi Gazete’de yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.” şeklindeki ifade sözleşmenin kendi hükmü olup; yukarıda açıklandığı üzere şerh niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle sözleşmenin düzenlendiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin olarak tarh edilen damga vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır,

Bu durumda, dava konusu vergi ziyaı cezalı damga vergisi tarhiyatında hukuka açık aykırılık bulunduğundan kanun yararına temyiz isteminin kabul edilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan temyiz isteminin kabulüne, Vergi Mahkemesince verilen kararı, bu karara yapılan itirazı reddeden (…) Bölge İdare Mahkemesinin kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmesine ve Resmi Gazete’de yayımlanmasına oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2003/37

Karar No: 2004/5723

Temyiz İsteminde Bulunan Çorlu Vergi Dairesi Müdürlüğü-Çorlu/TEKİRDAĞ

Karşı Taraf : Osman Haluk Arabacı Eski Büyükdere Cad. 45. Sanayi Mah. – Levent/İSTANBUL

İstemin Özeti : Davacı adına salınan davacı tapu kadastro harcı ile kesilen vergi ziyaı cezasının terkini istemiyle ile açılan davayı; 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun “muafiyet ve teşvikler” başlıklı 6. maddesinde serbest bölgelerin gümrük hattı dışında sayılacağı, bu bölgelerde vergi, resim, harç, gümrük ve kambiyo mükelleflerine dair mevzuatın uygulanmayacağı hükmüne yer verildiği, anılan madde hükmü ile serbest bölge içindeki faaliyetlerin vergi, harç ve benzeri yükümlülüklerden muaf tutulduğu, dava konusu olayda da söz konusu gayrimenkul alım-satımının serbest bölge sınırları içinde gerçekleştiği ve buradaki ekonomik faaliyetlerden ayrı tutulamayacağı, yalnızca tapu sicilindeki tescil işleminin serbest bölge dışında yapılmış olmasının harç muafiyetinden yararlanılmasına engel olamayacağından salınan tapu ve kadastro harcı ile kesilen vergi ziyaı cezasında isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden Tekirdağ Vergi Mahkemesinin. 23.9.2002 tarih ve 2002/362 sayılı kararının; tapu sicilinde yapılan tescil işleminin serbest bölge dışında yapıldığı bu nedenle 3218 sayılı Yasanın 6. maddesinde öngörülen muafiyetin uygulanamayacağı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Yakup Kaya’nın Düşüncesi : idare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Aydemir Saydan’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 18.11.2004 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY : 492 sayılı Harçlar Kanununun 58. maddesinin (2588 sayılı Yasa ile değişen) 1. fıkrasında tapu ve kadastro harçlarını Kanuna ekli tarifede belirtilen kişiler, tarifede belirtilmeyen işlemlerde taraflar aksini kararlaştırmamışlar ise aşağıda yazılı kişiler ödemekle mükelleftir.” denildikten sonra (a) fıkrasında da tapu harcını mülkiyet ve mülkiyetten gayri ayni haklan iktisap edenlerin ödeyecekleri belirtilmiştir.

Harç devletin yaptığı hizmet karşılığında hizmetten yararlananlardan aldığı bedel olup, tapu harcında harcı doğuran işlem tapu siciline kayıt ve tescil işlemidir.

Diğer taraftan 15.6.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun 6. maddesinde” serbest bölgeler gümrük hattı dışı sayılır. Bu bölgelerde vergi, resim, harç, gümrük ve kambiyo mükellefiyetlerine dair mevzuat hükümleri uygulanmaz” hükmü yer almaktadır.

Serbest Bölgeler Türkiyenin siyasi sınırları içinde olmakla birlikte vergi mükellefiyetleri bakımından gümrük hattı dışında sayılmakta olup, bu bölgelerde yapılan işlemler yurt dışında yapılanlarla eşdeğer olarak kabul edilmektedir. Nitekim Gümrük Kanunu, Bankalar Kanunu ve Katma Değer Vergisi Kanunlarında özel hükümler konulmak suretiyle bu Kanunların uygulanmasında serbest bölgeler yurt dışı olarak kabul edilmektedir.

Görüldüğü gibi yasalarla getirilmiş olan vergisel istisna ve muafiyetlerle, 3218 sayılı yasa ile sadece serbest bölgede uygulanabilecek istisna ve muafiyetler farklı özellikler taşımaktadır. Bu durumda serbest bölge dışına taşan yani serbest bölge dışında da hüküm ifade eden işlemler gümrük hattı dışında yapılmış olma özelliğini kaybetmektedir.

Netice olarak serbest bölge içinde yer alan bir gayrimenkulun tapu işlemi ile serbest bölge dışında yer alan gayrimenkulun tapu işlemi aynı tapu sicilinden yürütülmekte olup, yapılan hizmet yönünden de aralarında herhangi bir farklılık bulunmamaktadır.

Bu nedenle serbest bölgede faaliyette bulunan davacının aldığı gayrimenkul nedeniyle yapılan tescil işlemi serbest bölge dışında da hükmü ifade eden bir işlem olup, bu haliyle 492 sayılı yasa uyarınca tarh edilen tapu kadastro harcı ile kesilen vergi ziyaı cezasında isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenle temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulması gerekeceği görüşüyle verilen karara katılmıyorum.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2010/2497

Karar No: 2010/4597

Tarihi: 05.10.2010

k213md35, k2577md49

İstemin Özeti: 2008/Mart dönemi için re’sen salınan katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; 213 sayılı Kanunun 35. maddesinin son fıkrasında; takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde, kararın ve re’sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye ekleneceğinin belirtildiği, dosyanın incelenmesinden, davacı şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca re’sen tarh edilen vergilere ilişkin ihbarnamelerin, vergi inceleme raporu eklenmeden 26.8.2009 tarihinde davacı şirkete tebliğ edildiği, ancak bu tebligattan sonra vergi inceleme raporunun eklenmediğinin tespiti üzerine, dava açıldıktan sonra anılan raporun 19.10.2009 tarihinde davacı şirkete tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, ihbarnamelere vergi inceleme raporunun eklenmesinin zorunlu olduğu aksi takdirde tarhiyatın maddi ve hukuki sebepleri hakkında mükellefin yasal haklarını kullanmasının sözkonusu olamayacağı, vergi inceleme raporu eklenmeden yapılan bir tebligatın geçerliliğinden söz edilemeyeceğinden, dava konusu cezalı tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle kabul eden Malatya Vergi Mahkemesinin 3.2.2010 tarih ve E:2009/621, K:2010/77 sayılı kararının; her ne kadar vergi inceleme raporu vergi ceza ihbarnameleri ile tebliğ edilmemiş ise de, Vergi Mahkemesince karar verilmeden ve davacı şirket tarafından Vergi Mahkemesine savunma dilekçesi verilmeden tebliğ edildiğinden, olayda savunma hakkının kısıtlandığından bahsedilmeyeceği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Mehmet S.’ın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Güneş Kurtoğlu K.’ın Düşüncesi: ileri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 5.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2002/6336

Karar No: 2004/5568

Temyiz İsteminde Bulunan : Erenköy Vergi Dairesi Müdürlüğü-İSTANBUL

Karşı Taraf : Orhan Özal Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan Cad. No:1/13-Bostancı/İSTANBUL

İstemin Özeti : Yeminli müşavir olan davacı adına müteselsil sorumlu sıfatıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; 213 sayılı Yasanın 114. maddesinde vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 5 yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zaman aşımına uğrayacağının hükme bağlandığı, olayda müteselsil sorumluluktan dolayı davacı adına 1995/Temmuz-Kasım dönemleri için cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapıldığı ve 28.11.2001 tarihinde tebliğ edildiği, yasaya göre beş yıllık zaman aşımının ise 31.12.2000 tarihinde dolduğu bu nedenle zaman aşımına uğramış olan söz konusu vergi ve cezalar için yapılan tarhiyatın yasal olmadığı gerekçesiyle kabul eden İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin 16.9.2002 tarih ve 2002/1271 sayılı kararının; 6183 sayılı Yasanın 102. maddesine göre tahsil zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı, cezalı tarhiyatın yerinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Yakup Kava’nın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Oğuz Karakıs’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 9.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2002/4933

Karar No: 2004/3467

Temyiz İsteminde Bulunan : Dış Ticaret Vergi Dairesi Başkanlığı-İSTANBUL

Karşı Taraf : Kadir Çorap San. ve Tic. Ltd. Şti. Yeşildirek Çeşnici Sok. No:3-Yeşildirek/İSTANBUL

İstemin Özeti : Davacı şirketin 1999 yılı hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonucunda 9.9.1999 tarihi itibarıyla yevmiye defterine herhangi bir kayıt yapılmadığının tespiti üzerine 1999 yılı Ocak-Ağustos dönemleri katma değer vergisi indirimleri reddedilerek re’sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının terkini istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden davacı şirketin 9.9.1999 tarihine kadar yasal defterlerine herhangi bir kayıt yapılmadığı, kayıtların bilgisayarda tutulduğunun tespiti üzerine dava konusu cezalı tarhiyatın yapıldığının anlaşıldığı, olayda katma değer vergisi beyannamelerinin bilgisayar kayıtlarına dayanılarak verildiği, defterlere 11.9.1999 tarihi itibarıyla kayıtların yapıldığı ve yapılan kayıtların doğru olmadığı yolunda bir tespit ile alış faturalarının gerçeği yansıtmadığı yolunda bir iddiada olmadığı, alış belgelerinin vergiyi doğuran olayın vukuu bulduğu takvim yılını aşmamak suretiyle kanuni deftere kaydedildiği ve indirim hakkının da ilgili takvim yılı içinde kullanılmış olduğu gerekçesiyle kabul ederek cezalı tarhiyatı kaldıran İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin 30.4.2002 tarih ve 2000/726 sayılı kararının; mükellefin indirim hakkını ancak deftere kayıt yapıldığı 1999/Eylül döneminden itibaren kullanabileceği, bilgisayar kayıtlarının kanuni defter olarak kabulünün mümkün olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Yakup Kava’nın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Oğuz Karakıs’ın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 20.5.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1987/3009 E., 1989/1041 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz İsteminde Bulunan : …………………..

Karşı Taraf : ………….. Belediye Başkanlığı

İstemin Özeti : Yükümlünün konut inşaatından dolayı inşaat önündeki yol ve tretuvarı inşaat malzemeleri koymak suretiyle işgal ettiği ve işgal harcını ödemediğinin yoklama tutanağı ile tespit edilmesi üzerine adını yapılan kusur cezalı işgal Harcının terkini isteği ile açılan davayı; davalı idare tarafından davanın süresinde açılmadığı iddia edilmişse de, dosyada mevcut tebliğ alındısı aslından 20.6.1986 gününde tebliğ edilen vergi ve ceza ihbarnamelerine karşı 28.7.1986 tarihinde açılan davanın, 2577 sayılı Yasanın 8. maddesinin 3. bendi hükmü karşısında süresinde olduğu, diğer taraftan, 2982 sayılı Konut inşaatında ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde Yapılacak Yatırımlarda Vergi, Resim ve Harç istisna ve Muaflıklar Tanınması Hakkında Kanunun 2. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre uygulanacak istisna ve muaflıkların, veraset ve intikal vergisi, damga vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, emlak vergisi, harçlar ve resimler ile Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan vergi, resim ve harçları kapsadığının hükme bağlandığı, uyuşmazlık konusu işgal harcı ise konut inşaatı ile doğrudan doğruya ilgili bir harç olmadığı gibi tapu ve ruhsat harçları gibi harç nevilerinden” de olmadığından anılan Kanunun muafiyet ve istisna hükümlerinden yararlanmasına olanak bulunmadığı gerekçesi ile reddine ilişkin ……….. Vergi Mahkemesinin 4.5.1987 gün ve 1987/292 sayılı kararının; ihtilaf konusu işgal harcının 2982 sayılı Kanunun 2. maddesi kapsamına girdiği, bu harçtan muaf tutulduğu ileri sürülerek bozulması isteminden ibarettir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanağı bulunmayan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Savcı Yuva Ertan’ın Düşüncesi : Uyuşmazlıkta, yaptığı inşaat nedeni ile inşaat malzemesi koymak suretiyle ammeye ait sahayı işgal ettiği iddiası ile salınan kusur cezalı işgal harcını 2982 sayılı Yasa kapsamında kabul etmeyerek onayan vergi Mahkemesi kararının yükümlüce temyizen incelenmesi istenilmektedir.

2982 sayılı Yasa gereğince tanınan muafiyet Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan tüm harçları kapsamakta olduğundan işgal harcı tahakkukuna neden olan inşaatın 2982 sayılı Kanunda öngörülen koşulları taşıyıp taşımadığı, dolayısıyla 2982 sayılı Kanunun 2. maddesinde belirtilen muafiyet hükmünden yararlanıp yararlanamayacağı. hususu araştırılmaksızın, işgaliye harcının konut inşaatı ile doğrudan doğruya ilgili bir harç olmadığı gerekçesiyle tarhiyatın onanmasında isabet görülmemiştir.

Yükümlü temyiz iddiasının bu nedenle kabulü ile açıklanan husus araştırılarak yeniden karar verilmek üzere vergi mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Yaşar Uğurlu’nun yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan “sonra işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, yükümlünün konut inşaatı nedeniyle inşaat önündeki uyuma ait yeri işgal ettiği ve işgal harcını ödemediği yolunda düzenlenen yoklama tutanağı gereğince adına yapılan kusur cezalı işgal harcı tarhiyatına karşı açılan davayı, işgal harcının 2982 sayılı Yasanın 2. maddesi kapsamına girmediği ve istisna ve muafiyetten yararlanmasının 1 mümkün olmadığı gerekçesi ile reddeden mahkeme kararının bozulması isteminden ibarettir.

2982 sayılı Kanunun 1. maddesinde, konut inşaatı ile kalkınmada öncelikli yörelerde yapılacak yatırımların, vergi, resim ve harç istisna ve muaflıkları yoluyla teşvikinin amaçlandığı, aynı yasanın 2. maddesinde de, bu Kanun hükümlerine göre uygulanacak istisna ve muaflıkların, ……….. emlak vergisi, harçlar ve resimler ile Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan vergi, resim ve harçları kapsadığı, 4. maddesinde ise 150 m2 yi geçmeyen konut olarak kullanılacak binalar meydana getirilmesi ile ilgili işlemlerin ikinci maddede yazılı vergi, resim ve harçlardan müstesna olduğu hükme bağlanmıştır.

Dosyanın mevcut belgelerden ve Dairemizin 30.9.1987 gün ve 1987/3009 sayılı ara kararı uyarınca getirilen Kat Karşılığı inşaat” Sözleşmesi ile Yapı izin Belgesinden, yükümlünün inşaat müteahhidi olduğu ve inşa ettiği dairelerin 150 m2 den küçük olduğu anlaşılmıştır.

Bu durumda, yükümlü tarafından inşa edilen konutlardan dolayı inşaatın önündeki yol ve tretuvarı işgal ettiği nedeniyle adına salınan kusur cezalı işgal harcı inşa edilen konutlara ait olduğundan ve sözü edilen harç da Belediye Gelirleri Kanunu kapsamı içine girdiğinden yükümlünün 2982 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan hükümleri karşısında sözü edilen harçtan muaf olması gerektiğinden, adına yapılan kusur cezalı tarhiyatta yasal isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle ……….. Vergi Mahkemesinin 4.5.1987 gün ve |

|987/292 sayılı kararının bozulmasına, tarhiyatın terkinine, 7500.-TL ilam harcının karşı taraftan alınmasına, 9900.- lira yargılama giderinin karşı taraftan alınarak temyiz isteminde bulunana verilmesine 4.4.1989 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2002/175

Karar No: 2004/3396

Temyiz İsteminde Bulunan : Kağıthane Vergi Dairesi Müdürlüğü-İSTANBUL

Karşı Taraf : Solmaz Alüminyum Doğrama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.

Vekili : Av. Sinan Sekmen Abdullah Sok. No:4 K:3-4 – Beyoğlu/İSTANBUL

İstemin Özeti : 1999/Temmuz, Ağustos dönemlerine ait katma değer vergisi, eğitime katkı payı ve damga vergisinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, yükümlü şirketin 1999/Temmuz, Ağustos dönemlerinde 3065 sayılı Kanunun 11/1-c maddesi kapsamında ihraç kayıtlı satışlarından dolayı katma değer vergisi beyannamesi üzerinden tahakkuk eden 2.765.171.000 TL ve 4.461.620.000 TL katma değer vergisinin tecil ve terkini için başvurduğu, ancak bu talebine ilişkin başvuru dilekçesinde eksik belge ibrazında bulunduğundan bahisle bunların tamamlanmasının istenildiği, herhangi bir bilgi ve belge vermediği için de tecil ve terkin talebi kabul edilmeyerek vadesinde ödenmeyen tecili istenen katma değer vergisinin tahsili amacıyla dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiğinin anlaşıldığı, Mahkemelerince verilen ara kararı ile yükümlü şirketin isteminin yerine getirilmemesine neden olan belgelerin neler olduğunun davalı idareden sorulduğu, cevaben gönderilen yazının incelenmesinden, yükümlü şirketten tecil terkin talebi sırasında istenilen belgelerin başvuru sırasında zaten sunulduğu sonucuna varıldığı, bu durumda yükümlü şirket, belgeleri eksiksiz olarak ve süresinde ibraz ettiğinden ve tecil terkin talebiyle ilgili bulunan malların ihraç edilip edilmediği hususunda ihtilaf bulunmadığından talebin reddi ile düzenlenen ödeme emirlerinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin 16.3.2001 tarih ve 2001/377 sayılı kararının; yapılan işlemlerde ve düzenlenen ödeme emirlerinde isabetsizlik bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Buket Oral’ın Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan nedenle temyiz isteminin reddi ile Vergi Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Güneş Kurtoâlu Karacık’ın Düşüncesi ; İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

İstem; 1999/Temmuz, Ağustos dönemlerine ait katma değer vergisi, eğitimine katkı payı ve damga vergisinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı kabul eden Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasına ilişkindir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 11. maddesine 3297 sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen (c) fıkrasında; ihraç edilmek şartıyla imalatçılar tarafından kendilerine teslim edilen mallara ait katma değer vergisinin ihracatçılar tarafından ödenmeyeceği, mükelleflerce tahsil edilmeyen ancak ilgili dönem beyannamesinde beyan edilecek olan verginin, vergi dairesince tarh ve tahakkuk ettirilerek tecil olunacağı, sözkonusu malların, ihracatçıya teslim tarihini takip eden aybaşından itibaren üç ay içinde ihraç edilmesi halinde tecil edilen verginin terkin olunacağı hükme bağlanmıştır.

28 seri no’lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinde de; 3065 sayılı Kanunun 11. maddesinde yer alan ihracat teslimleri ile ihraç kaydıyla tecil terkin uygulaması işlemlerinde gümrük çıkış beyannamesinin aslı veya noterce onaylı örneğinin ibrazının gerektiği belirtilmiştir.

Bu hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, ihracat istisnasından (tecil terkin uygulamasından) yararlanılabilmesinin, malların imalatçı tarafından ihracatçıya teslim tarihini takip eden aybaşından itibaren üç ay içinde ihraç edildiğini gösteren gümrük çıkış beyannamelerinin aslı veya noterce onaylı suretinin ibrazı ile mümkün olabileceği, aksi halde beyan edilerek tecil edilen verginin terkin işleminin yapılamayacağı sonucu çıkmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, imalatçı firma olan yükümlü şirketin 1999/Temmuz, Ağustos dönemlerinde 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 11/1-c maddesi kapsamında ihraç kayıtlı satışlarından dolayı katma değer vergisi beyannamesi üzerinden tahakkuk eden 2.765.171.000 TL ve 4.461.620.000 TL katma değer vergisinin tecil ve terkini talebinde bulunduğu, bu talebine ilişkin başvuru dilekçesinde eksik belge ibraz ettiğinin saptanması ve gümrük çıkış beyannamelerinin istenilmesine rağmen tamamlanmaması nedeniyle tecil terkin başvurusu kabul edilmeyerek vadesinde ödenmeyen amme alacağının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği anlaşılmıştır.

Olayda, davacı idarece yükümlü şirketten 25.8.1999 tarih-19947 sayılı, 25.8.1999 tarih-19948 sayılı ve 19.11.1999 tarih-20715 sayılı faturalarla ilgili gümrük çıkış beyannamelerinin ibrazı istenildiği halde yükümlü şirketin dava dilekçesi ekinde sunduğu gümrük çıkış beyannameleri 29.7.1999 tarih-37819 sayılı, 18.8.1999 tarih-37969 sayılı ve 18.8.1999 tarih-37970 sayılı gümrük çıkış beyannameleri olup, uyuşmazlık konusu ödeme emrine ilişkin beyannameler olmadığı, esasen davalı idarenin bu beyannameleri eksik olarak görmediği açıktır.

Bu nedenle, Mahkemece uyuşmazlık konusu ödeme emirlerine konu gümrük beyannameleri dışındaki beyannamelerin tecil terkin için yeterli görülmesi suretiyle verilen kararda isabet görülmediğinden, dava konusu ödeme emirleri ile istenilen alacağın hangi faturalarla teslim edilen emtialara ait olduğunun tespiti amacıyla verilecek ara kararı ile yükümlü şirketin tecil terkin başvurusuna ilişkin dilekçesi, katma değer vergisi beyannameleri, eksik olduğu belirtilen gümrük çıkış beyannameleri istenilerek, bu belgelerin incelenmesi sonucu karar verilmesi uygun olacaktır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, istanbul 8. Vergi Mahkemesinin 16.3.2001 tarih ve 2001/377 sayılı kararının bozulmasına 20.5.2004 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY : Temyiz dilekçe sinde ileri sürülen iddialar kan sağlayacak durumda görülmediğinden Vergi Mahkemesi kararının onanması gerekeceği oyu ile karara katılmıyoruz.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1988/327 E., 1989/1439 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan : ……….. Vergi Dairesi Müdürlüğü

Karşı Taraf : ……….. Bankası TAŞ.

istemin Özeti : 1982 yılına ilişkin olarak takdir komisyonu kararına göre ikmalen tarh edilen kusur cezalı Emlak Alım Vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; Uyuşmazlığın, ……….. Bankası T.A.Şirketinin hizmet binası olarak satın aldığı bina için beyan edilen satış değerinin rayice göre düşük bulunması nedeniyle rayiç bedel esasına göre takdir komisyonunca tayin ve takdir olunan matraha göre tarhiyat yapılıp yapılamayacağına ilişkin bulunduğu ……….. Bankası Türk Anonim Ortaklığının 5842 sayılı Kanunla kurulmuş olduğu, anılan yasanın 16. maddesinde; hisse senetlerinin A ve B gruplarına ayrıldığı, bunlardan A grubu sermayesinin %51’inin Hazineye ait olduğunun belirtildiği, 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüslerinin Yeniden Düzenlenmesi ile ilgili Kanun Hükmünde Kararname ile ……….. Bankası TAŞ.’nin ……….. Kurumuna bağlı bir ortaklık haline getirildiği ve 6.11.1985 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Ana Statü ile de, sermayesinin tamamının Devlete ait bir iktisadi Devlet Teşekkülü olduğunun kabul” edildiği, öte yandan, 198 sayılı Emlak Alım Vergisi Kanununun 14. maddesinde. Kamu idare ve Müesseselerinin, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan müesseselerin ve kamu menfaatine yararlı derneklerin satışlarında rayiç bedel esasının uygulanmayacağının belirtildiği, bir iktisadi devlet teşekkülü olan ve sermayesinin tamamı devlete ait bulunan ……….. Bankası TAŞ.nin ……….. Şubesi için satın aldığı hizmet binası nedeniyle beyan ettiği alım bedelinin, rayice göre düşük görülerek matrahı” takdir komisyonunca takdiri suretiyle rayiç bedel uygulamasına gidilmesinde ve kusur cezalı Emlak Alım Vergisi tarhiyatı yapılmasında yasaya uyarlık görülmediği gerekçesiyle kabul ederek, ikmal tarhiyatı kaldıran 16.10.1987 gün ve 1987/699 sayılı ……….. Vergi Mahkemesi kararının; olayın 198 sayılı Kanunun 14. maddesi kapsamına girmediği, rayiç bedel takdirinin yasaya uygun olduğu, tarhiyatın aynen onanması gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun istemin reddi gerektiği yolundadır.

Savcı Naci Ekşioğlu’nun Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Yasasının 49 uncu maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle Vergi Mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Zerrin Güngör’ün yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, 13.7.1982 tarihinde 13.500.000.- lira bedelle ……….. Bankası TAŞ. Genel Müdürlüğünce satın alınan taşınmaz nedeni ile takdir komisyonunca takdir edilen 25.000.000 lira bedelle beyan arasındaki fark üzerinden ikmalen salınan kusur cezalı Emlak Alım Vergisine ilişkin bulunmaktadır.

198 sayılı Emlak Alım Vergisi Kanununun 12. maddesinde, ilgililer tarafından beyan edilecek satış değeri ve satış bedellerinin beyan tarihindeki rayiç bedelden aşağı olamayacağı, rayiç bedelin beyan tarihindeki normal alım satım bedeli olduğu, 15. maddesinde de vergi dairelerinin gerek re’sen ve gerekse bildirim suretiyle eksik beyan edilen satış değerleri için rayiç değer takdiri yaptırabilecekleri belirtilmiş yine aynı Kanunun 14. maddesinin (b) fıkrasında ise, Kamu idare ve müesseseleri, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan müesseseler ve kamu menfaatine yararlı derneklerin satışlarında rayiç bedel uygulanamayacağı hükme bağlanmıştır.

ihtilafa konu taşınmazı satın alan ……….. Bankası TA. Şirketinin 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüslerinin Yeniden Düzenlenmesi ile ilgili Kanun Hükmünde Kararname ile ……….. Kurumuna bağlı bir ortaklık haline getirildiği ve 6.11.1985 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Ana Statü ile de Sermayesinin tamamının Devlete ait bir iktisadi Devlet Teşekkülü olduğunun kabul edildiği taraflar arasında tartışmasızdır.

Bir iktisadi Devlet teşekkülü olan ……….. Bankasınca satın alman taşınmaz için satmalına bedeli dışında fazladan bir ödeme yapılması mümkün olamayacağı gibi yukarıda açıklanan 14. maddenin (b) fıkrasının amacı da bu doğrultudadır. Bu itibarla yapılan ikmal tarhiyatta yasaya uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle ……….. Vergi Mahkemesinin 16.10.1987 gün ve 1987/699 sayılı kararının bozulmasına yönelik Vergi Dairesi temyiz isteminin reddine 4.5.1989 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

AZLIKOYU

198 sayılı Emlak Alım Vergisi Kanununun 14. maddesinin (b) fıkrasında, Kamu idare ve Müesseseleri, sermayesinin yarısından fazlası devlete ait olan Müesseseler ve Kamu menfaatine yararlı derneklerin satışlarında rayiç bedel uygulanamayacağı belirtilmiştir.

Olayda, iktisadi devlet teşekkülü olan kurumun satışı değil, taşınmaz alışı söz konusudur. Taşınmazı devir ve temlik eden kurum değil şahıstır. 13. maddede kurumun satın aldığı taşınmazlar nedeniyle rayiç bedel esası uygulanamayacağı hususunda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

Satın alınan taşınmaz için beyan edilen değerin rayice uygun olup olmadığının yerinde ve emsal karşılaştırılması suretiyle yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda verilen rapora göre tespiti gerekir.

Yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonunda yeniden karar verilmek üzere Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşü ile verilen karara karşıyım.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. DAİRE

Esas No: 2010/2499

Karar No: 2010/4598

Tarihi: 05.10.2010

k2577md49

İstemin Özeti: 2008/Haziran dönemi için re’sen salınan katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; 213 sayılı Kanunun 35. maddesinin son fıkrasında; takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde, kararın ve re’sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye ekleneceğinin belirtildiği, dosyanın incelenmesinden, davacı şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca re’sen tarh edilen vergilere ilişkin ihbarnamelerin, vergi inceleme raporu eklenmeden 26.8.2009 tarihinde davacı şirkete tebliğ edildiği, ancak bu tebligattan sonra vergi inceleme raporunun eklenmediğinin tespiti üzerine, dava açıldıktan sonra anılan raporun 19.10.2009 tarihinde davacı şirkete tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, ihbarnamelere vergi inceleme raporunun eklenmesinin zorunlu olduğu, aksi takdirde tarhiyatın maddi ve hukuki sebepleri hakkında mükellefin yasal haklarını kullanmasının sözkonusu olamayacağı, vergi inceleme raporu eklenmeden yapılan bir tebligatın geçerliliğinden söz edilemeyeceğinden, dava konusu cezalı tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle kabul eden Malatya Vergi Mahkemesinin 3.2.2010 tarih ve E:2009/622, K:2010/78 sayılı kararının; her ne kadar vergi inceleme raporu vergi ceza ihbarnameleri ile tebliğ edilmemiş ise de, Vergi Mahkemesince karar verilmeden ve davacı şirket tarafından Vergi Mahkemesine savunma dilekçesi verilmeden tebliğ edildiğinden, olayda savunma hakkının kısıtlandığından bahsedilmeyeceği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Mehmet S.’ın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Güneş Kurtoğlu K.’ın Düşüncesi: İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 5.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2005/343

Karar No: 2006/3441

Temyiz İsteminde Bulunan Taraflar : 1-Dağoğlu Taahhüt İnşaat Turizm Gıda Tic. Ltd. Şti. Vekili : Av. Sibel Gökçe Demiryolu Cad. Dündar Rorf İş Merkezi K:3 D:89-İZMİR 2-Tepecik Vergi Dairesi Müdürlüğü-İZMİT

İstemin Özeti : İnşaat-taahhüt işinden dolayı mükellefiyet kaydı bulunan davacı şirketin, gerçek anlamda mal alım ve satımı ile hizmet ifasında bulunmaksızın %2 komisyon karşılığı fatura düzenlediği kabul edilerek hesaplanan matrah farkı üzerinden 2003/Ocak-Eylül dönemleri için re’sen salınan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirketin defter ve belgelerinin yapılan ihbar sonucu incelemeye alındığı, mali polis tarafından Netsan Makina Ltd. Şti.’nin işyerinde yapılan aramada davacı şirkete ait bir kısım belgelerin bulunduğu, aramada davacı şirketin kuruluş bildirimi, imza sirküleri, şirket müdürü Lütfiye Kar’a ait imza sirküleri ile şirketi temsil belgesine ulaşıldığı, davacı şirketçe 2003 yılında temin edilen alış faturaların tamamına yakınının şirket ortağı ve müdürü Lütfiye Kar’ın kızlık soyadı ile tesis ettirilen Lütfiye Başdemir şahsi işletmesinden alındığı, alınan faturalar tutarının 2002 yılında yaklaşık 254 milyar lira, 2003 yılında ise 640 milyar lira olduğu, 2003 yılında Özak Makina İnşaat San. Ltd. Şti’nden de yaklaşık 8,7 milyar lira tutarında fatura alınmasına karşın bu şirketin de bilinen adresinde bulunamadığı, Lütfiye Başdemir şahsi işletmesinin işlemlerinin incelenmesi sonucunda bu işletmenin herhangi bir ticari faaliyette bulunmaksızın davacı şirkete fatura düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiğinin saptandığı, davacının, uyuşmazlık dönemine ait bir kısım belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle olayda re’sen tarh sebebinin bulunduğu, Lütfiye Başdemir tarafından 2002 yılına ilişkin gelir vergisi beyannamesinin verilmediği, defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmediği, düzenlediği faturalarda birbiri ile ilgisi olmayan çok çeşitli mal satışı yapıldığının gösterildiği, 3 cilt satış faturasının da incelemeye ibraz edilmediği, boş olarak ibraz edilen fatura cildindeki 5 yaprağın Necati Dağ adına düzenlendiğinin tespit edildiği, bu tespitler davacı şirketin gerçek yönüyle ticari faaliyette bulunmadan komisyon geliri elde etmek amacıyla fatura düzenlediğini ortaya koyduğundan komisyon geliri hesaplanmasının yerinde olduğu ancak Danıştay tarafından verilen çeşitli kararlarda komisyon oranı%1 olarak kabul edildiğinden, %2 yerine %1 komisyon oranının uygulanması gerektiğinden matrah farkının bu orana göre hesaplanması icap ettiği gerekçesiyle kısmen kabul ederek vergi ziyaı cezalı katma değer vergisini azaltılan matraha göre değiştiren Kocaeli Vergi Mahkemesinin 30.11.2004 gün ve E:2004/591, K:2004/869 sayılı kararının; davacı tarafından, düzenlenen faturaların gerçeği yansıttığı, çalıştırılan işçilere ilişkin beyanda bulunulduğu, davalı idare tarafından ise, %2 komisyon gelirinin yerinde olduğu sürülerek bozulması istemleridir.

Savunmanın Özeti : Davalı idare tarafından davacı temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş olup, davacı tarafından savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı Yakup Kava’nın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, tarafların istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Ömer Faruk Ates’in Düşüncesi : Temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, taraflar temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık; inşaat malzemeleri alım-satım faaliyetiyle iştigal eden mükellefin 2003 yılı hesaplarının incelenmesi sonucu düzenlenen rapora göre tespit edilen matrah farkı üzerinden tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerini her dönem için ihbarnamede belirtilen miktarların azaltılması suretiyle kısmen kabul eden Kocaeli Vergi Mahkemesi kararının temyiz istemine ilişkindir.

Vergi Mahkemesi kararının davacının komisyoncu sıfatıyla fatura düzenlediğine ilişkin hüküm fıkrasının dayandığı hukuki ve kanuni nedenler Dairemizce de uygun bulunduğundan davacı tarafından ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bu kısmını kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir.

Yüzde 1 oranında komisyon geliri uygulamasına ilişkin hüküm fıkrasına gelince;

Dosyanın incelenmesinden, inceleme elemanlarınca düzenlenen fatura bedelleri üzerinden %2 komisyon hesaplandığı halde Vergi Mahkemesince bir çok olayda inceleme elemanınca %1 komisyon oranı dikkate alınarak hesaplama yapıldığı ve Danıştay içtihatlarının da bu yönde olduğu gerekçe gösterilmek suretiyle %1 komisyon oranına göre matrah hesaplanması gerektiğinden bahisle tarhiyatın tadiline karar verildiği anlaşılmakta ise de, komisyon karşılığı fatura düzenleyenlerin %2 oranında gelir elde ettiğinin süreklilik kazanmış Danıştay kararları ile de benimsenmiş olması nedeniyle yükümlünün düzenlemiş olduğu uyuşmazlığa konu fatura bedelleri üzerinden %2 oranında komisyon geliri elde ettiği kabul edilerek bu orana göre matrah hesaplanması gerekmekte olup, %1 komisyon oranına göre matrah hesaplanması gerektiğinden bahisle tarhiyatın tadili gerektiği yolunda hüküm veren Vergi Mahkemesi kararının bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Kesilen üç kat tutarlı vergi ziyaı cezasına ilişkin hüküm fıkrasına yönelik temyiz istemine gelince;

Davacının ilgili döneme ait hesaplarının incelenmesi sonucu düzenlenen inceleme raporuna dayanılarak adına 213 sayılı Vergi Usûl Kanununun 344. maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan hükmüne göre 3 kat vergi ziyaı cezası kesildiği anlaşılmıştır.

Vergi Usul Kanununun olay tarihinde yürürlükte olan 4369 sayılı Kanunla değişik 344 üncü maddesinin birinci fıkrasında, vergi ziyaı suçu; mükellef ve sorumlu tarafından 341 inci maddede yazılı hallerle vergi ziyama sebebiyet verilmesi olarak tanımlanmış, maddenin ikinci fıkrasında ise; vergi ziyaı suçu işleyenlere vergi ziyaı cezası kesileceği ve bu cezanın, ziyaa uğratılan verginin bir katına, bu verginin kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen süre için, 213 sayılı Kanunun 112 nci maddesine göre ziyaa uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme faizinin yarısının eklenmesi suretiyle bulunacağı kurala bağlanmıştır.

Görülmekte olan bir dava sırasında vergi mahkemesince sözü edilen 2 nci fıkranın Anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptali için başvurulması üzerine Anayasa Mahkemesinin 20.10.2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6.1.2005 günlü ve E:2001/3, K:2005/4 sayılı kararıyla; vergi ziyaı cezasının, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük karakteri taşımayan, ancak vergi ziyaı suçu işleyenlere öngörülen bir yaptırım olduğu, bu durum gözetildiğinde, cezanın hesaplanmasında esas alınacak olan oranların yasayla belirlenmesi gerektiğinin kuşkusuz olduğu; kuralda, ziyaa uğratılan verginin bir katına eklenecek olan cezanın hesaplanmasında esas alınacak olan gecikme zammı oranının Bakanlar Kurulu tarafından ne zaman belirleneceğinin bilinmemesi ve bu durumun sonuçta öngörülecek ceza miktarında belirsizliğe yol açacak olmasının, Anayasa’nın 38 inci maddesinde sözü edilen “ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” ve 2 nci maddesindeki, “hukuk devleti” ilkelerine aykırılık oluşturduğu sonucuna varılarak Vergi Usul Kanununun 344 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan ” bu ceza ziyaa uğratılan verginin bir katına, bu . verginin kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen süre için, bu Kanunun 112 nci maddesine göre ziyaa uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme faizinin yarısının eklenmesi suretiyle bulunur” bölümünün iptaline ve iptal hükmünün doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasanın 153 üncü maddesi ile 2949 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi gereğince, iptal hükmünün kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi iptal kararının gerekçesi incelendiğinde, vergi ziyaı cezası konusunda Anayasaya aykırı bulunan hususun, vergi ziyama yol açan eylemlerin vergi ziyaı cezası ile cezalandırılmasına ilişkin yasal düzenleme olmayıp, cezanın miktarı hesaplanırken ziyaa uğratılan vergi üzerinden hesaplanan gecikme faizinin, maddenin dolaylı olarak 6183 sayılı Kanuna yaptığı atıf nedeniyle Bakanlar Kurulunca ne zaman belirleneceği belli olmayan gecikme zammı oranlarına göre saptanması hususu olduğu anlaşılmaktadır. Yüksek Mahkeme, ayrıca iptal hükmünün doğuracağı hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edici nitelikte görülmesi nedeniyle iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar vererek yasama organına saptadığı gerekçeye uygun biçimde düzenleme yapması olanağını sağlamıştır.

Nitekim Anayasa Mahkemesi kararıyla belirlenen süre dolmadan 8.4.2006 tarih ve 26133 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5479 sayılı Kanunla, iptal edilen hükmün yaratacağı hukuki boşluğu doldurmak üzere 344 üncü maddenin 2 nci fıkrası değiştirilerek vergi zıyaı suçu işleyenlere, ziyaa uğrattıkları verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesileceği öngörülmüş, öte yandan, anılan Kanunun 13 üncü maddesiyle de 213 sayılı Vergi Usul Kanununa eklenen geçici 27 nci madde ile 1.1.2006 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak bu tarihten sonra ortaya çıkan ve vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren fiiller için idarece tesis edilecek işlemler yönünden, ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesileceği yolunda hüküm getirilmiştir. Böylece Anayasa Mahkemesince verilen kararın gerekçesine ve amacına uygun bir düzenleme yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı ve yapılan yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; görülmekte olan uyuşmazlıkta, Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurala göre hüküm kurulması, Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı olup, yüksek mahkemenin kararında, vergi ziyaı cezasının hesaplanış biçimi yönünden kurduğu gerekçe ile kamu yararının korunması yönünden belirttiği gerekçe göz önüne alınarak olayın niteliğine göre cezanın ziyaa uğratılan verginin sadece bir katı veya üç katı oranında uygulanması, diğer bir ifade ile cezanın, ziyaa uğratılan vergi tutarına, üzerinden hesaplanan gecikme faizinin yarısının eklenmemesi suretiyle hesaplanması hukuka uygun olacaktır.

Yapılan tüm bu açıklamalar karşısında, Vergi Mahkemesince, oluşan bu yeni hukuki duruma göre yukarıda belirtilen gerekçemiz doğrultusunda vergi ziyaı cezası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Vergi Dairesi Müdürlüğü temyiz isteminin kabulüne, davacı temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine Kocaeli Vergi Mahkemesinin 30.11.2004 tarih ve E:2004/591, K:2004/869 sayılı kararının davacının komisyoncu sıfatıyla fatura düzenlendiğine ilişkin hüküm fıkrasının onanmasına, elde edilen komisyon gelirine %1 oranın uygulanmasına ilişkin hüküm fıkrası ile vergi ziyaı cezasına ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 3 sayılı Tarife uyarınca cezalı tarhiyatın onanan kısmı üzerinden hesaplanacak harcın temyiz isteminde bulunan yükümlüden alınmasına 26.9.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

Esas No: 2002/3576

Karar No: 2004/3258

Temyiz İsteminde Bulunan : Ikiel Metal San. Tic. Ltd. Şti. Yeni Mah. Havuzbaşı Sok. Rami İşhanı No:15 – Rami/İSTANBUL

Karşı Taraf : Rami Vergi Dairesi Müdürlüğü – İSTANBUL

İstemin Özeti : Yükümlü şirket adına 1997/Ocak-Temmuz dönemleri için salınan kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden Mahkemelerince davacı şirketi temsile yetkili kişilerin imza sirkülerinin dilekçeye eklenmemesi üzerine dilekçe ret kararı verildiği, ancak davacı şirketin yenileme dilekçesinde de davayı açan şahısın şirketi temsile yetkili olduğuna dair imza sirkülerini eklemediği, sadece imzanın kendisine ait olduğunu içeren noterden tasdikli imza beyannamesini eklediği, bu durumda yanlışlığın ikinci kez tekrarlandığı gerekçesiyle reddeden İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 11.3.2002 tarih ve 2002/777 sayılı kararının yeterli belge ibraz edildiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Zerrin Güngör’ün Düşüncesi : idare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi Fevza Günel’in Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık; yükümlü şirket adına 1997/Ocak-Temmuz dönemleri için salınan kaçakçılık cezalı katma değer vergisinin terkini istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararının bozulması istemine ilişkin bulunmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden ihtilaf konusu cezalı tarhiyatın terkini istemiyle verilen dava dilekçesinde şirketin kaşesinin üzerine Hüseyin Çiftçi tarafından imza atıldığı, imza sirküsü ibraz edilmediğinden bahisle Mahkemece dava dilekçesinin reddedildiği, bunun üzerine davacının “imza beyannamesi başlıklı” adı geçen şahsın davacı şirket adına yapacağı her muamelede örneği 3 kez tekrarlanmış imzayı kullanacağına dair noter huzurunda düzenlenmiş belgeyi ibraz ederek davasını yenilendiği, ancak Mahkemece bu belge yeterli görülmeyerek bu kerre davanın reddedildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra temyiz aşamasında, adı geçen şahıs bu defa “imza sirküleri” başlıklı örneği üç kez tekrarlanmış imzasını resmi ve özel kuruluşlarla gerçek ve tüzel kişilerle bankalardaki tüm işlemlerinde kullanılacağını beyan ettiği noter huzurunda düzenlenmiş belgeyi ibraz ettiği görülmüştür.

Türk Ticaret Kanununun 540. maddesinde “Limited şirketlerde aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar.” hükmü yer almıştır. Madde hükmünden anlaşıldığı gibi bir limited şirketin en az iki kurucu ortak ile kurulabileceği, aksi kararlaştırılmadıkça, yönetim hakkı ve temsil yetkisi ortaklara sadece bir hak olarak tanınmamakta, aynı zamanda görev olarak da verilmekte, ortak olan ve olmayan müdürler arasında yetki ve sorumluluk yönünden bir fark bulunmamakta, her ortağın şirket işlerini yönetmeye ve şirketi temsile hem yetkili hem de yükümlü olmakta, müdür sıfatının kazanılmasının ise şirket mukavelesi veya ortakların kararı ile gerçekleşmektedir.

Olayda davacı şirketin ikinci dava dilekçesine eklediği Hüseyin Çiftçi’nin davacı şirketin adına yapacağı her muamelede belirttiği imzayı kullanacağına dair noterde düzenlenen beyannamesinden bu şahsın davacı şirketin ortağı ya da bu şirketi temsile yetki tanınmış müdürü ya da müdürlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda Mahkemece verilecek ara kararı ile bu konuyu açıklığa kavuşturacak davacı şirkete ait ana sözleşme getirtilerek, kaç ortaktan oluşduğu, iki ortaktan fazla olması halinde ortaklar genel kurulunca bu kişiye tanınmış yetkilerin neler olduğunun araştırılması ve yukarıda bahsolunan Kanun maddesine göre yönetim hakkı ve temsil yetkisinin limited şirketlerde ortaklara yalnızca hak olarak tanınmayıp görev olarak da verildiğinin dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddi yolundaki kararda isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 11.3.2002 tarih ve 2002/777 sayılı kararının bozulmasına 13.5.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları

T.C.

DANIŞTAY

9. Daire

1987/1694 E., 1989/1038 K.

“İçtihat Metni”

Temyiz isteminde Bulunan : ……….. Mal Müdürlüğü

Karşı Taraf : ……….. A.Ş.

istemin Özeti : Banka Teminat Mektubunun mahkeme veznesine konulması nedeniyle tahsil edilen 40.845 lira muhafaza harcının terkin ve iadesi istemiyle açılan davayı; uyuşmazlığın, mahkemece muhafaza “altına alınan banka teminat mektubunun kıymetli evrak olup olmadığına, dolayısıyla muhafaza harcına tabi tutulup tutulmayacağına ilişkin bulunduğu, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifede, Adliye veznelerine tevdi olunan kıymetli eşyanın kabul ve muhafazasından muhafaza harcı alınacağının hükme bağlandığı, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 557. maddesinde kıymetli evrakın tarifinin yapıldığı, 558 ve müteakip maddelerinde kıymetli evrak nevilerinin ayrı ayrı belirtildiği, bunlar arasında banka teminat mektubunun yer almadığı görüldüğünden, kıymetli evrak gibi addedilmesinde ve muhafaza harcına tabi tutulmasında isabet görülmediği gerekçesiyle kabul ederek muhafaza harcını terkin eden ……….. Vergi Mahkemesinin 2.3.1987 gün ve 1987/149 sayılı kararının; herhangi, bir ayırım yapılmaksızın adliye veznelerine verilen kıymetli eşyanın kabul ve muhafazasının harca tabi olduğunun yasa hükmünde belirtildiği, mahkeme veznesine tevdi olunan teminat mektubunun kıymetli eşya olarak kabul ve muhafazası ile bir hizmet yapıldığı ve harcın bu hizmetin görülmesiyle doğduğu iddiasıyla bozulması isteminden ibarettir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Savcı Sıtkı Gündüz’ün Düşüncesi : İleri sürülen bozma nedenleri, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1 numaralı bendinde öngörülen nedenlerden hiçbirine girmediğinden, temyiz isteğinin reddi ile, hukuka ve usul hükümlerine uygun gerekçeye dayalı, vergi mahkemesi kararının onanması gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince Savcının ve Tetkik Hakimi Buket Oral’ın yazılı ve sözlü görüş ve düşünceleri alındıktan sonra işin gereği görüşüldü:

istem, Banka teminat mektubunun mahkeme veznesinde muhafaza altına alınması nedeniyle tahsil edilen muhafaza Harcını terkin eden vergi mahkemesi kararının bozulmasına ilişkin bulunmaktadır.

492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı tarifede; Adliye veznelerine tevdi olunan kıymetli eşyanın kabul ve muhafazası için muhafaza olunan değer üzerinden bir yıla kadar binde 5, bir yılı geçen her yıl ve kesirler için binde 2,5 oranında muhafaza Harcı alınacağı hükme bağlanmıştır.

Hukuk literatüründe, eşya “üzerinde bireyin egemenlik sağlayabileceği iktisadi bir değer taşıyan ve kişinin dışında bulunan maddi varlıklardır” şeklinde tarif edilmiştir.

Kıymetli eşyadan ise; maddi ve manevi kıymeti olan kırılma, yırtılma veya kaybolma gibi hallerde yenilenmesi mümkün olmadığından korunması ve saklanması zorunlu bulunan şeyleri anlamak gerekmektedir.

Bir çeşit kefalet muamelesi olan ve bankacılıkta gayri nakti kredi işlemi sayılan uyuşmazlık konusu banka teminat mektubu, gerek birden fazla nüsha olarak düzenlenmesi gerekse kaybı halinde yenilenmesi mümkün olan bir şey olduğundan ve üçüncü bir pahsın eline geçmesi halinde herhangi bir kıymet ifade etmeyeceğinden, hukuki anlamda eşya sayılsa dahi bunu kıymetli eşya olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Diğer taraftan, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 557. maddesinde kıymetli evrakın tarifi yapılmış, aynı kanunun 557. ve müteakip maddelerinde kıymetli evrakın çeşitleri, sayılmış olup, bunlar arasında banka teminat mektubuna yer verilmediği görülmüştür.

Bu nedenlerle yasadaki kıymetli eşya kavramını sadece kıymetli evrak olacak kabul etmek suretiyle verilen mahkeme kararının gerekçesinde isabet bulunmamakta ise de, yukarıda açıklandığı gibi teminat mektubunun kıymetli eşya da olmaması nedeniyle tahsil edilen muhafaza Harcında isabet görülmediğinden sonucu itibariyle yerinde olan mahkeme kararının temyizen bozulması isteminin reddine, 4.4.1989 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 9. Daire Kararları